Ana SayfaKültür-SanatBir zamanlar ve bu zamanlar; milattan önce, erkekten sonra

Bir zamanlar ve bu zamanlar; milattan önce, erkekten sonra

Kadının aşağılandığı çağda geçen bir kadın Papa hikayesi, yine erkek egemen başka bir çağda, bu filme konu oluyor. Johanna’nın ancak “Joan” olarak bilgiyi arama hakkına kavuştuğu milattan öncesiyle, zamanın şimdisi arasında değişen pek çok şey olsa da, hiç değişmeyen erkek hegemonyası ve kadına duyulan alt bilince egemen korku, varlığını tüm ihtişamıyla sürdürüyor. Havva’nın elması, Adem’e dert olmuş da bir türlü o elma bitmiyor…


Şilan Avcı

“Sinemanın Kadınları” dizisi



Kadına tahakküm kuran erkeğin, kadın bedeninden doğuşu

Milattan sonra 800’lü yıllar Roma’sıdır. Doğum yapmak üzere olan kadının acısını dindirmek için, ebenin hazırladığı karışımı ateşe döken Rahip koca, Tanrı’nın acıyla doğum yapılmasını emrettiğini söyler. Ne de olsa kendisi doğurmayacaktır!.. Ebe, bu katı tutum karşısında, mecburen doğurtmak için kendisinden yardım ister, ama aldığı cevap nettir; “bu benim işim değil, o alçak ve cenabet vazife kadına ait”. Bu durumda karısının öleceğini ve arkasında bıraktığı iki oğluna da babaları olarak kendisinin bakmak zorunda kalacağını duyan adam, yardım etmeye mecbur kalır.

Doğumun sonunda bir kız dünyaya gelir, ama baba durumdan pek mutlu görünmez. Neyse ki ona bir isim bağışlar ve adını Johanna koyar. Bilgiye aç doğan bu çocuğun kader yolculuğu, babasının hiç tahmin etmediği kadar farklı olacaktır. Karısıyla birlikte kendisine yemek pişiren ve gömleğini yamayan olarak yaşam hakkı sunduğu kızının, oğlu için hayal bile etmediği bir koltuğa doğru yürüyeceğini tahmin edemez.

Kutsal bilge Woden’in kuyusu ve babamın kırbacı

Rahip olan babası, abilerine okuma yazma öğretirken, Johanna üzgün ve kabullenmez bir tavırla annesine neden kendisine de öğretmediğini sorar. Aldığı cevap Johanna’yı tatmin etmediği gibi, hiç memnun da etmez. Kadınların okuma yazma öğrenmesi hem yasak hem ayıptır.

Annesi, bir gece Johanna’ya bilginin peşinde koşan Woden’in hikayesini anlatır: İrfan kuyusunun başında duran Woden’e, “bilginin karşılığı her zaman acıyla ödenir” diyen bekçi, kuyudan bir yudum karşılığında, ondan bir gözünü ister. Woden ise gözünü verip kuyudan su içer ve öğrendiklerini insanlara da aktarır. Johanna heyecanla annesine sorar; “kızlara da mı öğretir?”, “Babam okumama izin vermezse belki Woden öğrendiklerini benimle de paylaşır” dediği sırada içeri giren öfkeli babası, annesine saldırır. Ne cüretle kendi çatısının altında Pagan Tanrılarına dua ettiğini sorar. Karısına çirkin öfkesiyle saldırıp,  çocuklarının önünde tecavüz ederken, üç çocuk birlikte kaçıp, yağmurun delip geçtiği karanlığa saklanır.

Johanna’nın abisi, o geceden sonra ağır hastalanır ve ölür. Aradan yıllar geçse de Johanna abisinin o gece ölümünden hep kendini sorumlu tutar. Ta ki Müderris Aesculapius, Rahip’i görmeye gelene kadar. Rahip’in ikinci oğlunu Katedral mektebine yetiştirmek için gelmiştir ama çocuğun ilgi ve yeteneğini bu yönde görmez. Johanna ise zor öğrenen abisine karşın, üstün bir yetenek ve ilgi içindedir. Müderris, Rahip’in oğlunu değil, Johannayı eğitmek ister ama Rahip karşı çıkar. Bir kadının okuma yazma bilmesinin günah olduğunu, sadece erkekler için var edildiğini ve bu tanıma uymayan kızının ona lanetten başka bir şey getirmeyeceğini düşünür. Müderris, “asıl bu denli keskin bir zekayı harcamak, günah işlemektir” deyince, ne derece kararlı olduğunu görüp bundan faydalanır ve ancak oğlunu da eğitecekse izin vereceğini söyler.

Böylece Johanna, bilgiye açlığını doyuracak ilk adımlarını atmaya başlar. Zamanla çok iyi anlaştığı Müderris, görevinden alınıp yerine başkası verilse de giderken Johanna’ya bir kitap bırakır. Homeros’un Odysseiası’dır. Johanna uykusundan üstün tutup, geceleri gizlice bu kitabı okusa da babası sonunda fark eder. Bıçakla bütün kitabı çizmesini ister ama Johanna karşı gelir. Karşılığında kırbaçlanır, hakarete uğrar ama kitabını bıçaklamaz. Kısa zaman sonra Piskopos, Müderris’in önerisi üzerine, kızı alması için bir elçi yollar. Johanna, Katedral’de kalıp gerekli eğitimi alacaktır ama babası elçiyi kandırıp Johanna’nın yerine oğlunu yollar. Kızının yerine koyduğu oğlunun, kızının ikinci hayatı için büyük bir şans olacağını bilmez.

Havva’nın “bilmek” için, Adem’in ise “Havva dediği için” yediği elma

Gece evden kaçan Johanna, yolda kardeşine yetişir ve yedi gün boyunca iki çocuk Ren nehrinde yolculuk edip Katedral’e varır. Katedral’deki müderrislerden biri, bir kız çocuğunun Katedral’e alınıp eğitim görecek olmasına karşı gelir. Kadınların irade ve akıllarının eksik olduğundan dem vurur. Azizlerin, kadının erkeğe hizmet etmesi gerektiğini söylediğini ve yaradılış zincirinin bozulmamasını salık verir.

Kardinal’in Johanna’ya söz hakkı vermesi üzerine, onlu yaşlarının başındaki Johanna, herkesi şaşırtacak bir cevap verir. “Kadın, nasıl yaratılışta erkekten sonra gelebilir ki? O, Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmışsa, Adem ise alelade kilden yaratılmıştır. İrade gücü meselesine gelince, kadınlar erkeklerden üstün olabilir. Çünkü Havva bilgi ve öğrenmeye merakından “elmayı” yemiştir, Adem ise sadece Havva ona elmayı yemesini söylediği için!..”

Ve Johanna, eğitim için Katedral’e kabul edilir.

Testisleri olmayan Papa

Katedral’deki müderris tarafından, ders sonlarında yerler sildirilip aşağılansa da Johanna yılmaz ve bilginin peşinden gitmeye devam eder. Geceleri erkeklerle aynı yerde uyutulmayan Johanna, kendisine evini açan kontun sayesinde güvendedir. Yıllarca aldığı eğitimin ışığı ve güveniyle, mutlu ve güzel bir kadın olan Johanna, Kont’a aşık olduğunu anlar. Üstelik bu aşk karşılıksız da değildir ama bu kolay bedelli bir aşk olmayacaktır.

İkisi öpüşürken, Johanna’ya yıllardır düşman olan Müderris, bunu görüp kontun karısına şikayet eder. Johanna Kont şavaşa gidince,  zorla evlendirilecekken Katedral basılır ve Kardinal’in boynu vurulur. Savaşın kıyımına kilise ve sokaktaki tüm halk maruz kalır ama Johanna bu savaştan sağ kurtulur. Kardeşi onun hayatını kurtarsa da kendisi ölür.

Böylece Johanna, bir kadın olarak hayatta kalmasının olanaksız olduğunu düşünüp, sonunda ölen kardeşinin yerine geçer ve onu bekleyen manastıra Joan olarak gider.

Yıllarca manastırda genç bir adam olarak bilinen Johanna, Yunan tıp el yazmalarını tercüme etmekle görevlendirilir. Böylece Hipokrat ve diğer alimlerin eserlerini de çalışma fırsatı bulur. Annesinden öğrendiği şifalı otlarla ilgili bildikleri sayesinde ise manastırın şifacısının da yardımcısı olur. Bir kadın olarak zekası ve bilgiye açlığı yüzünden  o güne kadar hep aşağılanmış olan Johanna, manastırda ise ödüllendirilir. Çünkü erkektir ve erkeğe layık görülen düzende, “hak ettiğini” görür.

Oğlunun yerine, lanetli olduğunu düşündüğü için nefret ettiği kızını gören Rahip, fenalaşarak Johanna’nın dizleri dibinde ölür. Babasının öfkeyle uzattığı ellerini tutan Johanna, acıyla ölümünü izler. Manastırdan sonra, hac yolculuğuna çıkan Johanna, artık Roma’dadır. Şifacı olarak nam salan Johanna’nın hayatı, Papa’nın güvenini sağlamasıyla evrilir. Halkın da sevgi ve güvenini kazanan Johanna, Papa’nın ölümüyle birlikte, kendini hayal bile etmediği bir yerde bulur; Papalık koltuğunda…“Halkın papası” olarak anılan Johanna, kilisenin pek çok doktrinini değiştirir, kızlar için okul açtırır. Bilgi sahibi oldukça rahminin küçüldüğüne inanılan kadınlar için, erkek kılığına girmiş bir Papa olarak elinden geleni yapar. Ta ki sevdiği adamdan hamile kalıp, halkın içinde doğum anı gelene kadar…

Bir zamanlar ve bu zamanlar…

Bir zamanlar papalık tahtında, erkek kılığına girip bir kadın olarak varlığını sürdüren Johanna, tek el yazması kitaba konu olur. Johanna’nın ismi, elbette ki Papalar Tarihi’nde geçmez ve hatta Papalık Tarihi’nin yüz karası olarak anılır. Tarihin sayfalarından sürülen bu kadın, bilgiye aç doğmuş ve zekasıyla erkek egemen bir çağda, pek çok kez ölümü yenmiş bir dahidir oysa. Öldüğü an ise dünyaya yeni bir hayat getirdiği, doğum yaptığı andır ve yine her halükarda kadınlığı yüzünden ölür Johanna.

Kadının her gün öldürüldüğü, aşağılandığı bir düzen içinde, yüzyıllardır değişmeyen pek çok dinamik, farklı bir sistematikle varlığını sürdürüyor. Hala okula gönderilmesine gerek duyulmayan, erkeğine hizmetle yükümlü tutulan ve daha fazlasına layık görülmeyen kadın, kendisine öğretilen ve bu minvalde dayatılmış olanla yaşamın içinde savrulup duruyor. Kadının aşağılandığı çağda geçen bir kadın Papa hikayesi, yine erkek egemen başka bir çağda, bu filme konu oluyor.

Johanna’nın ancak Joan olarak bilgiyi arama hakkına kavuştuğu milattan öncesiyle, zamanın şimdisi arasında değişen pek çok şey olsa da, hiç değişmeyen erkek hegemonyası ve kadına duyulan alt bilince egemen korku, varlığını tüm ihtişamıyla sürdürüyor. Havva’nın elması, Adem’e dert olmuş da bir türlü o elma bitmiyor…


2009, Alman yapımı filmin yönetmeni Sönke Wortmann’dır. Johanna Wokalek ve David Wenham baş rollerdedir.