Ana SayfaKitap‘Emeklilik finansal kesimin hakimiyeti altında’: Peki, sermaye nasıl ‘BES’leniyor?

‘Emeklilik finansal kesimin hakimiyeti altında’: Peki, sermaye nasıl ‘BES’leniyor?

HABER MERKEZİ – İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Serap Sarıtaş Oran’ın hepimizi yakından ilgilendiren emekliliğimizi ve onu finansallaştıran ‘Bireysel Emeklilik Sistemi’ni incelediği “Sermayeyi BES’lemek” adlı kitabı NotaBene tarafından bu yıl yayımlandı. Biz de Gazete Karınca olarak, Sarıtaş ile finansallaştırılan emeklilik sistemini, sistemin risklerini, bu risklere karşı kendimizi nasıl ‘savunabileceğimizi’ ve BES’in içerisinde kadınların yerini konuştuk. Yaptığımız söyleşide; emekliliği, uğrunda büyük mücadelelerin verildiği 200 yıllık geçmişi olan toplumsal bir örgütlenme biçimi olarak niteleyen Sarıtaş, “Türkiye’de emeklilik, eğitim, sağlık ve hatta barınma haklarının bile artık genel olarak finansal kesimin hakimiyeti altına girdiğini” aktardı ve tek bir çözüm yolu olduğunun altını çizdi: Finanssızlaştırma.


Röportaj: Tolga Er


Türkiye’de dağıtım esasına dayalı SGK emekliliğine hak kazanma şartlarının 1999 yılında değiştirilmesinin ardından özel fonlama esasına dayalı Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) hayata geçirildi.

Ayrıca geçtiğimiz yıllarda sistemde birçok değişiklik kaydedildi.

Emeklilik; yalnızca hak olmaktan çıkarılıp finansal bir yatırıma dönüştürülmedi, aynı zamanda emeklilik için gerekli çalışma günü sayısı önemli ölçüde arttırıldı ve düzenli çalışmayanlar için emekli olmak neredeyse imkansız hale getirildi.

Öte yandan, OHAL kapsamında BES’e katılım tüm 45 yaş altı özel ve kamu sektörü çalışanları için zorunlu hale getirildi.

Serap Sarıtaş Oran* da NotaBene yayınevinden çıkan “Sermayeyi BES’lemek” adlı kitabında BES’in işleyiş mantığını, sistemden emekli olma koşullarını ve finansallaşmasını anlaşılır bir dille inceledi.

Biz de Gazete Karınca olarak kitabında BES’ten neden ve nasıl cayılabileceğini de aktaran Sarıtaş ile görüştük; herkesi yakından ilgilendiren emekliliği, emekliliğin finansallaştırılmasını, kadınların BES içindeki yerini ve BES’in ‘yatırımcılarını’ maruz bıraktığı riskleri konuştuk.

Türkiye emeklilik fonlarının son beş yılda reel olarak zarar ettiğini ifade eden Sarıtaş, Türkiye’de emeklilik, eğitim, sağlık ve hatta barınma haklarının bile artık genel olarak finansal kesimin, özel olarak ise fon ve bankaların hakimiyeti altına girdiğini belirtti ve uyardı:

BES finansal bir ek gelir mekanizması olmanın ötesine geçip, var olan kamu emeklilik sistemini de finansal alanın bir parçası haline getirebilir.

Sarıtaş’a göre gelir dağılımında adaletsizliği bir nevi teşvik eden bu sisteme karşı önümüzde ise yalnızca tek bir çözüm var. O da finanssızlaştırma.

İşte, Sarıtaş ile finansallaşan emekliliğimiz ve Bireysel Emeklilik sistemi hakkında söyleşimiz:

“Sermayeyi BES’lemek” isimli kitabınızda emekliliğin fonlarla beraber finansallaşmasıyla, emeklilik gelirlerinin finansal risklere bağlı olduğunu belirtiyorsunuz. Bu riskler BES içerisinde yer alan kişileri nasıl etkileyebilir?

Emeklilik yatırımlarında finansa dayalı riskler iki farklı aşamada ortaya çıkabilir. İlki, emeklilik birikimlerini yapmaya devam ederken, ikincisi ise emeklilik hakkının elde edildiği süreçte. İlk aşamada kişi birikim yaparken yatırımlarını yönlendirdiği enstrümanlar ani değer kaybına uğrayabilir. Örneğin, kişi ağırlıklı olarak hisse senetlerine yatırım yapıyorsa ve borsa düşüşe geçerse, yatırımların değeri azalabilir. Veya, bir önceki yıl döviz kurundaki artışlardan etkilenip dolar ve Euro yatırım araçlarını emeklilik portföyünde ağırlıklı olarak tercih eden bir kişi, kurdaki değişmelerle zarar edebilir. Zira OECD verilerine göre Türkiye emeklilik fonları son beş yılda reel olarak zarar etmiştir ve bu özelliğe sahip tek OECD ülkesi Türkiye’dir. Bu demektir ki, Türkiye emeklilik fonları yatırımcılarını enflasyona karsı dahi koruyamamaktadır.

Öte yandan, ikinci aşamadaki finansal riskler ise emekliliğe hak kazanılan süreçte veya emekliliğin ardından ortaya çıkabilir. Örneğin, 2008 krizi surecinde emeklilik fonları ciddi değer kayıpları yasamıştır. Dolayısıyla, finansal piyasalara bağlı bir emeklilik geliri yalnızca tasarruf miktarına ve yatırım araçlarına değil finansal olarak belirlenen tesadüfi süreçlere bağlıdır. Diğer bir deyişle, emeklilik geliri bir şans meselesine dönüşebilir ve bu riskler özellikle finans ile haşir neşir olmayan toplumun büyük kesimlerini doğrudan olumsuz olarak etkileyebilir.

Kitabınızda BES’in gelir dağılımındaki eşitsizliği arttırıcı etkisinden bahsediyorsunuz. Peki, gelir sınıflandırmalarının dışına çıkarsak, cinsiyet açısından bakıldığında kadınlar BES’in neresinde yer alıyor?

BES gibi özel fonlama esasına dayalı sistemlerde kadınların durumuna dair literatürde iki farklı görüş öne sürülmektedir. Bunlardan ilki, bu tip sistemlerin doğrudan çalışma hayatına bağlı olmayışından ötürü kadınlar açısından avantajlı olduğunu ve Türkiye gibi kadınların işgücüne katılımının çok düşük olduğu ülkelerde emeklilik kapsamını kadınlar lehine değiştireceğini iddia etmektedir.

Öte yandan, diğer bir görüş ise fonlama esasına dayalı emeklilik sistemlerinde de kadınların daha düşük birikim yapması, çalışma hayatına annelik ve aileye bağlı nedenlerle ara vermesi ve beklenen yaşam sürelerinin daha uzun olması (uzun yaşadıkları için fondaki birikimlerinin bitmesi) nedeniyle kadınların bu sistemlerde dezavantajlı olduğunu savunur. Hatta bazı yazarlar kadınların finansal riskler konusunda daha tedbirli olmalarından ötürü (ayrımcı bir yaklaşımla) düşük getirili yatırım enstrümanlarını tercih ettikleri için düşük birikimlerle emekli olduklarını bile ileri sürmektedir. Benim bu konudaki görüşüm ise kadınların gerek iş hayatında gerekse de gelir dağılımında aldıkları pay acısından BES’te de erkeklerden daha zararlı çıktıkları yönündedir.

Her ne kadar kadınların işgücüne katılımı %30 (erkekler için%70) iken BES’te kadınların katılımı %44 civarında olsa da bu durum maalesef böyle olmaya devam etmektedir. Zira, doğrudan iş hayatına bağlı olmamakla birlikte, BES de gelir düzeyine bağlı olarak birikim yapılan bir sistemdir. Kaldı ki; BES verileri de erkeklerin toplam ve aylık olarak birikimlerinin kadınlardan daha çok olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim bu farkın ne kadar açılacağı sistemin özellikle otomatik katılım yoluyla yaygınlaşması ile ilerleyen dönemlerde daha net görülecektir.

Yıllardır tartışılan bir başka konu da finansal okuryazarlık**. Türkiye’de ve dünyada herkes, gün içerisinde veya dönem dönem kredi, emeklilik ve yatırım ve benzeri konularda karar almak zorunda. Ancak finansallaşma derinleştikçe iktisatçıların bile çözümlemekte zorlandığı bu konularda insanlar kendilerini nasıl ‘savunabilir’ veya ‘gerçekçi’ karar alabilir?

Finansal okuryazarlık son 20 yılda artan finansallaşma ile birlikte popüler kavramlardan birisi oldu. Öyle ki, literatürde bu kavramı insan hakları ile eş tutan (finansal okuryazarlık hakkı gibi) yaklaşımlar bile var. Bir yandan absürt gelse de şüphesiz konunun bu kadar geniş bağlamlarda tartışılmasının nedeni finansın gittikçe hayatımızın daha büyük bir parçası olması. Gerçekten de eskiden finansal alan ile hiç ilgisi olmayan emeklilik, eğitim, sağlık ve hatta barınma hakları bile artık genel olarak finansal kesimin, özel olarak ise fon ve bankaların hakimiyeti altına girdi. Bu çerçevede benim görüşüm insanlara daha fazla finansal okur-yazarlık kazanmaları telkini vermek yerine, bu alanların finansal piyasalardan koparılması yönünde mücadele yürütmeleri doğrultusundadır.

Zira emeklilik bir haktır ve iki yüz yıllık bir geçmişi olan, uğrunda büyük mücadelelerin verildiği bir tarihi olan toplumsal bir örgütlenme biçimidir. Eğer sizin bu haktan yararlanmanız borsayı takip etme, altın ve döviz fiyatlarını inceleme ve hatta kira sertifikası gibi kimsenin çok da bilgi sahibi olmadığı yeni türetilmiş finansal ürünleri araştırma kabiliyetinize bağlandıysa, zaten orada bir sorun vardır. Kaldı ki, Marksist politik ekonomi yaklaşımına göre finans değerlerin gerçek alandan bağımsız olarak düzenlendiği fiktif bir alandır. Burada gerçek bir savunu veya kesin karlı çıkmanın sırrı gibi bir durum söz konusu olamaz. O yüzden tek çözüm finanssızlaştırma’dır.

Son olarak özellikle son günlerde BES’in gözden geçirileceği konuşuluyor. Orta Vadeli Program’ın açıklandığı gün, BES’in de kapsamının genişleteceği belirtildi. Kapsamı genişletme çabalarıyla beraber sistem içerisinde nasıl bir değişiklik bekleyebiliriz ve yapılacak değişikliklerle sistem içerisindeki dezavantajlı gruplara (sürekli ya da dönemsel olarak işsiz kalanlar, kadınlar, kayıt dışı çalışanlar) yönelik adımlar atılabilir mi?

Sorunun sondan başlayacak olursak, BES gibi sistemler doğaları gereği düzenli ve yüksek geliri olmayan ve finansal piyasalar ile haşir nesir olmayanlar acısından kapsayıcı değillerdir. Zira, siz işe girdikçe aylık 200TL biriktirip, işsiz olduğunuz dönemlerde de hesabınızı dondurarak 30 yıl da birikim yapsanız, emekli olduğunuzda elinize gecen cüzi miktar yaşam standartlarınızda ciddi bir iyileşme yapmaya yetmeyecektir. Öyle ki, bu sistem ilk önerildiğinde BES’in düzenli geliri olan ve hali hazırda temel bir emeklilik gelirine sahip olanlar için ek emeklilik geliri elde etme yöntemi olarak sunulması tartışılmıştır. Bu çerçevede geriye kalanların kapsanma yöntemi olarak sosyal harcamalar, yani yaşlılık geliri gibi belli bir yaşın üstünde olup ihtiyacı olanlara verilecek bir kalem düşünülmüştür. Bu açıdan dezavantajlı gruplar sistemdeki değişiklikler ne yönde olursa olsun kapsanmayabilir ve hatta onları kapsama dertlerinin de çok olduğunu düşünmüyorum.

Diğer taraftan sistemin genişletilmesi, evet bu hükümet açısından çok büyük bir hedef, öyle ki ilk OHAL yasalarından birisi otomatik BES ile ilgiliydi. Hükümet bunu iki yolla yapabilir, ya hâlihazırda otomatik katılımda cayma hakkını kullananlar tekrar sisteme dahil edilir, yada şuanki mevzuata göre kapsanmayan, çalışan sayısı 5’in altında olan şirketler gibi kurumlar da otomatik katılım kapsamına alınabilir. Ne var ki, bu özelliklere sahip düşük çalışanlı küçük ve mikro işletmeler Türkiye ekonomisi içerisinde sayıları ve katkıları açısından büyük bir yer kaplamalarına rağmen, denetim acısından zorlayıcı özelliklere sahiptir.İki-üç çalışanlı bir küçük işletmede isçilerin BES’e katılması veya bir sonraki işyerlerinde tekrar emeklilik fonlarına kaydedilmesi, sosyal güvenlik primlerinin bile doğru düzgün takip edilmediği bir ortamda pek gerçekçi olmayabilir.

Öte yandan bununla ilişkili olarak son bir gelişme aktarayım ki, bence bu BES’in kapsamını genişletmenin ötesinde yapısını ve etki alanını komple değiştirecek bir uygulama olur: IMF konuya ilişkin hazırladığı değerlendirme raporunda isçilerden yapılacak kesintilerin doğrudan SGK tarafından toplanmasını ve oradan emeklilik fonlarına aktarılmasını önermektedir. Eğer bu gerçekten hayata geçerse BES finansal bir ek gelir mekanizması olmanın ötesine geçip, var olan kamu emeklilik sistemini de finansal alanın bir parçası haline getirebilir.


*İstanbul Üniversitesi’nde lisansını ve yüksek lisansını İktisat alanında tamamlayan Serap Sarıtaş Oran, tez çalışmalarına başladığı Londra, School of Oriental and African Studies adlı okulda başladı. Sarıtaş, “Finansallaşma ve Türkiye Emeklilik Reformu” adlı teziyle doktora derecesine hak kazanmış olup, halen İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İİBF İktisat Bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır.
**Finansal okuryazarlık, tüketicinin paranın kullanımında ve yönetiminde bilgiyle değerlendirme yapmasını ve finansal araçların seçiminde etkili ve rasyonel kararlar verebilmesini sağlayan yeterlilik düzeyidir. Başka bir ifade ile bireylerin gelirlerini, birikim ve yatırımlarını akıllıca değerlendirme ve bütçelerini doğru yönetebilme yetkinliğidir.