Ana SayfaÇeviri‘Filler yas tutuyor, köpekler seviyor’: Neden diğer hayvanların duygularını inkar ediyoruz?

‘Filler yas tutuyor, köpekler seviyor’: Neden diğer hayvanların duygularını inkar ediyoruz?

HABER MERKEZİ – Okyanusların değişimi, özgür yaşayan hayvanların hayatları ve insanların doğa ile iletişimi hakkında yazdığı kitapları ve yazıları ile tanınan Carl Safina, bu yazısında, ‘hayvanat bahçe’lerine gönderilmek üzere tutsak alınan fillerden yola çıkarak, ‘İnsanlar niye diğer hayvanların duygularını inkār ediyor” sorusunu yöneltiyor ve insanlar ile diğer hayvanlar arasındaki duygu benzerliklerine dikkat çekiyor. Fillerin yas tuttuğunu ve köpeklerin de sevdiğini hatırlatan Safina, “Dünyadaki kalpler ve zihinler sadece bize ait değil. Biz, yalnız da değiliz. Bize eşlik edenler var” diyor.


Carl Safina

Çeviri: Tolga Er


Hayvanat bahçelerine satılmak üzere Zimbabve’de yakalanan beş filin geçtiğimiz hafta yayınlanan görüntüleri tüm dünyada izlendi. Park yetkilileri, fillerin ailesini bulmak için helikopter kullandı, genç olanlarına uyuşturucu iğne ateşledi, sonra da uyuşturulmuş gençlerini kurtarmaya gelen aile üyelerini sisle uzaklaştırdı.

Guardian’da yayınlanan video görüntüleri, genç tutsakların nasıl bağlandığını ve kamyonetlere taşındığını gösteriyordu. Görüntülerin son saniyelerinde ise iki erkeğin uyuşturulmuş küçük bir file arka arkaya tekmeler attığı görülüyordu.

Genç filleri ailelerinden uzaklaştırmak ve onları esarete yollamak, çoğunlukla onların hiçbir şey hissetmediği ve bizim gibi acı çekmediği temelinde gerekçelendiriliyor. Ancak, aslında insanların bu tür duygulara sahip olmasının nedeni diğer hayvanların da bu duygulara sahip olması. Beyin bilimi, evrimci biyoloji ve davranışsal bilim bizlere fillerin, insanların ve diğer hayvanların neredeyse aynı sinir sistemine sahip olduğumuzu ve muhtemelen aynı temel duyguları deneyimlediğimizi gösteriyor. İnsan ve fil beyinlerinde, bizde motivasyon ve ruh hali yaratan aynı kimyasallar bulunuyor.

Bilim insanları fare beyinlerini rüya görürken ve köpek beyinlerini sevgi gösterirken gözlemliyor. Hatta, İspermeçet balinasının aile yapısı fillerinkiyle neredeyse aynı. Sosyal gruplar halinde yaşayan hayvanlar (maymunlar, kurtlar, sırtlanlar, kediler, çeşitli kuşlar, bazı yunuslar ve benzer hayvanlar) kimle ve kim olduklarını biliyor.

Memeliler, kuşlar ve neredeyse tüm omurgalı hayvanlar zevki, acıyı ve hayatta hayatta kalmaları için onlara rehberlik eden korkuyu deneyimliyor. Ahtapotlar yumuşakçalar sınıfından, ancak onlar da insan yüzlerini tanıyabiliyor ve çoğu maymun gibi alet kullanabiliyor. Köpekler, bildikleri insanları fotoğraflarda tanıyabiliyor; 50’lilerine kadar yaşayabilen – bazen 100’e kadar – katil balinaların erkek ve kız çocukları annelerini asla bırakmıyor. Bunlara benzer bilgiler ve yeni keşifler gün geçtikçe hızlanarak artış gösteriyor. Dünyadaki kalpler ve zihinler sadece bize ait değil. Biz, yalnız da değiliz. Bize eşlik edenler var.

Hayvan bilişine, duygusuna ve aile hayatına ilişkin onlarca yılda birçok bilgi bir araya getirdim. Filler bunun için en iyi örnek. Fillerin insanüstü duyuları olduğundan onlar için hayat insanüstü bir şekilde daha ‘canlı’. Bizden çok daha iyi duyabiliyorlar. Ayrıca filler; duyduğumuz sesleri dışında, insanların duyamayacağı kadar düşük frekansta seslerle de kendi aralarında iletişime geçiyorlar. Fillere yakın olduğunuz zaman, duyamadığınız yüksek frekanslı seslerinden dolayı göğsünüzde titreşimleri hissedersiniz. Ayaklarındaki duyusal alıcılar sayesinde kilometrelerce öteden gürlemeleri hissederler. Belki de bu yüzden filler, uzaktaki fillerin öldürüldüğünü bilebiliyor veya tsunami yaklaşırken insanlardan önce tepelere koşarken görülüyor.

Öte yandan, filler gençlerine ve kardeşlerine oldukça özen gösteriyor. Birkaç yıl önce Kenya’daki Amboseli Ulusal Parkı’nda, Dr. Vicki Fishlock ile beraber fil ailelerinin günlük yaşamını izlemiştik. Bazı filler suya girip, parlak ve ıslak bir şekilde yüzeye çıkıyordu. Bir yetişkin fil ise suya girmeden öylece arkada bekliyordu. Bebeği tereddüt ediyordu. Annesi sabırlıydı, niyetini belli edercesine hortumuyla suya dokunuyordu. Sabırlı annenin bebeğiyle suya girmesini izledik. Bebeği annesinin yanında yürüdü. Bu esnada destek almak için hortumuyla annesinin dişine tutunuyordu. En sonunda bebek suda yüzüyordu; annesi de hortumuyla çocuğunu ötedeki kıyıya götürüyordu.

Filler, onlarca aile üyesini bilip tanıyor

Anneleri, teyzeleri ve halaları yeni doğanların ayakta durmasına yardım ediyor. Bebekler ilk birkaç yılını annelerinin dibinde geçiriyor; uzun otlara takılan veya yardım çağrısında bulunan bebeklere aile üyeleri yardım etmek için koşarak geliyor (Bebekler bazen dikkat çekme gücünü kullanabiliyor; biz insanların şımarıklık dediği şeyi yapıyor). Anne filler ve dişi çocukları diğer kara hayvanlarından çok daha uzun süre beraber yaşıyor –bazen 40, hatta 60 yılı bulabiliyor bu birliktelik-. Filler, yüzlerce fili ve onlarca aile üyesini bilip tanıyor. Hatta bazı aileler, aynı zamanda çok iyi arkadaşlar ve birbirlerini ziyaret ederek zaman geçirebiliyorlar. Eğer tanımadıkları filler ortaya çıkarsa bu durumu hemen anlayabiliyorlar. Kim olduklarını, kimlerin yanında bulunduklarını, düşmanlarını ve nerede olduklarını biliyorlar. Sadece var olmuyorlar; onların da hayatları var.

Filleri 40 yılı aşkın süredir araştıran Cynthia Moss’a göre bu olağanüstü ilişkinin bozulması, fillerde yoğun duygusal ıstırabı tetikliyor. Dr. Gay Bradshaw, ‘Elephants on the Edge’ kitabında, fillerin beyin kimyasının insanlarınkine benzer post-travmatik stres bozukluğu yaşamasına yol açtığını belirtiyor. Travma yaşayan yetimlerle ilgili yarım asırdır çalışan Dame Daphne Sheldrick ise gördüklerini şöyle anlatıyor: “Bir fil, kederinden ölebilir”.

Gerçek şu ki; filler ciddi bir şekilde ‘bilinçli’. Sinir bilimci Christof Koch, basitçe bilinci “bir şeyi hisseden şey” olarak tanımlamıştı. Bize anestezi verildiğinde veya zorla bilincimiz kapalı hale getirildiğimizde, duyu girdilerini deneyimlemeyi kaybediyoruz. Hissedemiyoruz, duyamıyoruz veya göremiyoruz. Bilinci geri kazandığımızda ise duyu girdisini tekrardan deneyimleyebiliyoruz.

Hislerimizin ve bilimin gösterdiği bunca şeye rağmen, hala niye başka türlerin duygularını reddediyoruz? Bunun iki nedeni var: En sevilen nedenlerden biri insanların mutlak bir şekilde benzersiz ve her yönüyle özel olduğu. Diğer hayvanların zihinsel ve duygusal deneyimleri kibirimize zarar veriyor. Diğer bir neden ise hayvanların duyguları olduğunu inkar etmemiz, onlara istediklerimizi yapabilmemizi sağlıyor.

Jeremy Benhtam, 1789 yılında hayvanlara yaptığımızla ilgili tek bir soru işaretine dikkat çekmişti. “Soru; akıl yürütüp yürütememeleri veya konuşup konuşamamaları değil. Soru; acı çekip çekmemeleri.” Charles Darwin ise şöyle yazmıştı: “Köle yaptığımız hayvanları eşitimiz olarak görmekten hoşlanmıyoruz.” Darwin, insan köleliğinden de nefret ederdi.

Daha önce özgür yaşayan fillerin, bizim birbirimize gösterdiğimiz hiçbir hırsa sahip olmadığını, çoğu yeteneğimizin ise onlarda olduğunu gözlemledim. Onların öz yönetim ilkesi sadece yaşamak ve yaşatmak değil; onlarınki yaşamak ve yaşamaya yardımcı olmak. Kendi aralarında ve dünyalarında daha uyumlu yaşıyorlar. Ben oradan döndüğümde değişmiştim.


Kaynak: The Guardian