Ana SayfaKültür-SanatKurmanci’den Türkçe’ye ‘Dillerce Masal’: Prenses, prens ve niceleri bildiğiniz gibi değil

Kurmanci’den Türkçe’ye ‘Dillerce Masal’: Prenses, prens ve niceleri bildiğiniz gibi değil

HABER MERKEZİ – Dillerce Masal projesi ile masallar Türkçe ve Kurmanci olarak bazen bir sahnede bazense bir kafede katılımcılarla buluşuyor. Projenin mimarı Tuvana Gülcan, insanları masalın büyülü ama bir o kadar da gerçek dünyasına dillerin kardeşliğini esas alarak çıkarıyor. Biz de Gülcan ile masalın keşfini, ezberlerimizi yıkan alt metinlerini ve dil ile sesin eşsiz uyumunu konuştuk.


Röportaj: Pelin Özkaptan


Masal denince akla klişeleşmiş cümleler dışında ne gelebilir? Misal beyaz atlı prensin o prensese kavuşmak için ne badireler atlattığını düşündünüz mü hiç ya da külkedisi beyaz atlı prens ile tanışıp aşık olana kadar neler yaşadı, kendi ayaklarının üzerinde duran özgür bir kadın olmak için ne badireler atlattı? Yanıtınız muhtemelen ‘hayır’ olacaktır.

Tuvana Gülcan ile tanışana kadar benim de öyleydi nitekim. Zira özgür prenseslerin beyaz atlı prense ihtiyaçları yoktur, yüzyıllardır kadın olarak var olmanın mücadelesini veren bizler için.

Ve bize dikte edilen buydu masallarda. Bu ezberin aslında buzdağının sadece görünen yüzünden kaynakladığını söylüyor masalları, sesler ve farklı diller ile insanlar ile buluşturan Tuvana Gülcan.

Gülcan, Dillerce Masal projesi ile masalları Türkçe ve Kurmanci olarak insanlarla kimi zaman bir radyoda kimi zaman bir kafede kimi zaman ise bir tiyatro sahnesinde paylaşma fikrinin nasıl ortaya çıktığını ve bu süreçte yaşananları Gazete Karınca’ya anlattı.

Gülcan, Lazcadan Ermeniceye bu topraklara işlemiş tüm dillerde masalları dinleme isteğiyle çıktığı yolculuğa Özlem Ateş ve Ferya Soysal ile devam ediyor şimdi.

Hepimizin hayatına illa ki temas eden ama çoğumuzun üzerine düşünmediği masal dünyasının gerçeğine yolculuk yaptık.

Masal atölyesinden çok dilli masallara

İlkin neden masal diyerek başlamak istiyorum?

Bir hukuk dersinde Grimm kardeşlerin (dünyaca ünlü masal yazarları) aslında hukukçu olduklarını öğrenmemle başladı aslında. Onların masalları araştırmaya hocalarının verdiği bir ödev ile başladığını gördüm. Daha sonra Almanya’da -henüz Almanca bilmezken- masal dinletilerine gittim ve çok sevdim. Sesin çok önemli olduğunu fark ettim. Masalcının iyi bir masalcı olup olmadığına ya da anlatının iyi olup olmadığına kulağımın karar verdiğini anladım.

Ben aslında hukukçuyum ama 2000 yılında Almanya’ya gidip 2011’de Türkiye’ye döndükten sonra o şokla mesleğimi burada yapamayacağımı anladım. Zaten dediğim gibi Grimm kardeşlerin de hukukçu olduğunu öğrenip ‘ne alaka?’ demiş ve onların peşine düşmüştüm.

Masal da benim hobi olarak ilgilendiğim bir alandı. Masallara karşı son derece yanlış bir karşıtlık hali var. Güya ‘feminist okuma’ adı altında ki burada güyanın altını özellikle çiziyorum. Ben de aslında öyle değil diye anlatırken arkadaşlarım bana atölyeler yapmayı önerdi.

Derken bir kurumda masal çözümlemeleri yapmaya başladım. Avrupa masallarına hakimim ama Türkiye’deki dilleri ve masalları bilmiyorum.

Türkiye’deki Kurmanci, Zazaki, Lazca, Hemşince gibi diğer dillerde de masallar dinlemek istedim.

Ankara’da Düşkapanı Sanat Merkezi’ndeki bir atölyede Özlem hanım (Ateş) ile tanıştım. Onun Kurmanci bildiğini öğrenince bu dilde masal anlatmasını istedim. Ve herkes çok etkilendi. Bir baktım herkes ağlamış. Tabi kimse masalın Türkçesini bilmiyor, onlardan masaldan anladıklarını yazmalarını istedim.

Aslında her şeyin ortaya çıkış sebebi benim her dilde masal dinleme isteğimdi yani. Çok şanslıyım ki ‘saçmalama’ diyen kimse olmadı.

Devamında Özlem hanım ile yola nasıl devam ettiniz?

Şöyle ki önce çevirmen Emine Ayhan (Moda Sahnesinde sergilenen Fırtına’nın da çevirmeni kendisi) bana, Nümayiş isimli bir dijital radyodan bahsetti. Masallarla ilgili bir program yapmak istediğini aktardı. Programı kaydettik ve sonra radyonun kurucularından Gökhan Korkusuz bana, pazar günleri radyoda yapılan ‘Radyo Masal’ programının editörlüğünü yapmayı teklif etti. Orada başladıktan bir süre sonra Gökhan’a Özlem hanımdan bahsettim ve ‘benim dinlediğimi insanlar da dinlesin’ dedim.

Özlem hanım da atölyede okuduğu ‘Balık Kız’ masalını radyoda yayınlamamızı kabul etti. Tabi Türkçe olarak okundu masal ve Kurmanci olarak okunmaması benim içimde kaldı. Zazaki, Hemşince, Rumca, Ermenice vs. olarak da okunsun istedim. Bunu bir radyo programı haline getirmek istedim. Şimdi onun hazırlıkları içerisindeyiz.

Radyodan da taştı bu masallar bir süre sonra sanırım.

Evet. Bu arada da Kirke Masal kuruldu, atölyede tanıştığım insanlarla birlikte. Bize sesini çok beğendiğim oyuncu Ferya Soysal da anlatıcı olarak dahil oldu. Bursa’da yaşıyor kendisi ama kaydedip yolluyor anlatıyı.

Dillerce Masal projesi nasıl ortaya çıktı?

Ferya’ya farklı dillerde masal anlatma fikrimden bahsettim o da deneyelim dedi.

Bunun hazırlıkları uzun sürdü tabi biraz çünkü ben bildiğim dilde bir masal okuduğum zaman iyi mi kötü mü karar verebiliyorum; ‘Bir şey eksik, tamamlayın getirin’ diyebiliyorum. Ancak bu proje için başka dillere hakim insanlarla bir araya gelmemiz gerekiyordu.

Zazaki masal anlatan bir arkadaş da eklenecekti gruba ancak engel çıktı. O yüzden şu an bir tek Kurmanci ile çıktık yola.

İlk anlatı Kurmanci ve Türkçe olarak 7 Ekim’de Pepuk Kafe’de yapıldı. 35 kişi falan vardı ve sadece 7’si Kurmanci biliyordu. İki dili de bilen insanlar için sıkıcı olabilir mi diye düşünüyorduk ama arkadaşlar öyle bir aktardılar ki sanki yankıymış gibi oldu. Ve insanlar çok güzel bir senkronizasyon olduğunu, etkinliğin daha fazla yapılması gerektiğini söylediler.

İçimdeki özlem, Özlem hanımla tanışınca giderildi

Ferya Soysal, Özlem Ateş

Dillerce Masal aynı zamanda Özlem hanım tarafından bu programa armağan edilen bir isim. Eğer o atölyeye Özlem hanım gelmeseydi o kadar katılımcı ve açık olmasaydı bu kadar cesaretlenip devam edemezdik.

İçimde buna dair bir özlem vardı ve Özlem hanım ile tanışınca bu özlem giderildi. Bunun için Ankara’dan geliyor. Çok büyük özveriler bunlar. Ben zaman içinde böyle devam ettikçe aynı özveride çalışacak diğer dillerden arkadaşlar ile karşılaşacağımıza eminim.

Tiyatral, izlenecek bir gösteri haline mi getiriyorsunuz etkinliği yoksa sadece dinlenen bir şey mi var sahnede?

Sadece dinlenen bir şey var ama tiyatral bir hale getirme teklifi alıyoruz ne yazık ki. Bakalım ne kadar direnebileceğiz. Ama bu yönde gelen eleştiriler var. Bir yandan dinliyorlar ve çok beğeniyorlar, bir yandan da ‘Ama keşke daha tiyatral olsa’ diyorlar. Oysa ki anlatıdan bahsediyoruz. Ama bu da normal. Bizim ‘o daha iyi bu daha kötü’ gibi bir tavrımız yok. Söze, sese kimsenin böyle bir şey söyleme hakkı yok.

Walt Disney’in yansıttığı masallar ile ‘masallar kötüdür’ tespiti yapmak yanlış

Değişik dilleri bir araya getirmek Türkiye için da kolay bir durum değil esasen.

Dogmatik siyaseti umursamadan, bencilce arzuladığımız, özlem duyduğumuz şeyleri gerçekleştirecek olursak ortaya çok has şeyler çıkarabileceğimize inanıyorum. Bu da biraz çarpa yanıla, dinleyicilerin de kabullenme yetisiyle ilerleyen bir süreç. Hele ki bundan 20 sene önce mahkeme kararlarıyla dil olmadığı iddia edilmiş bir işle bunu yapmak zor.

Ben birçok dil biliyorum ve şu an Kurmanci’yi öğrenmeye çalışıyorum. Kesinlikle öğrendiğim en zor dil. Gerçekten sözlülüğü çok gelişmiş bir dil. Ses üzerine kurulu bir dil. Bundan sonra Anadolu’da konuşulan diğer dilleri de öğrenmek istiyorum.

Sohbetin başında feminist okumalarla gelen insanların yanıldığını, aslında masalların özgürleştirici olduğunu söylediniz. Nedir bu kalıpları yırtan ve insanların göremediği farklı yanlar?

Masal tek bir şey değil. Masalın başına gelmiş en iyi ve en kötü şey anonim olması. Biz bugün pek çok eseri telif hakları nedeniyle koruyoruz. Örneğin Arthur Miller’ın eserini Türkçeye çevirirken birazcık yorum yapsan Amerika’daki ajansı sana dava açar.

Telif hakları mülkiyet hakkı veriyor ama bir yandan eserin yaratıcısının eser üzerinde tasarrufunu koruyor.

Walt Disney ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki Propaganda Bakanı. Walt Disney’in elinde 345 ayrı versiyon olmasına rağmen Pero versiyonunu seçmiş en kötüsünü yani. 1950’lerde yapmış bunu çünkü kadınlar savaş dolayısıyla iş hayatına atılıyor. Erkekler ise savaştan döndüğünde işlerini kadınlardan geri istiyor. İşte bu noktada American Lifestyle yaratarak kadınları iş hayatından çekmek istiyorlar. Buradan çıkıp feminist okuma yapılır ama başka türlü yapılır. Bu, masalın suçu değil.

Beyaz atlı prensle bir kahve içmek ya da içmemek

Masalların insanlara umut vermek gibi bir özelliği var. Mesela beyaz atlı prense olan bir düşmanlık söz konusu. Bir kadın kendisi çalışıp uğraşıp badireler atlattıktan sonra sonunda bir beyaz atlı prens isteyebilir. Burada bir beyaz atlı prense takılmış oradaki badire süreçlerini tümüyle atlayan bir bakış var. Ayrıca o beyaz atlı prens neler atlatıp oraya geldi biliyor musun? Cehennemlerden geçip gelen biri o aslında.

Masal tarihine göre çok sayıda masal var ama bana göre tek bir masal var. Atölyelerde 600 masal okuduktan sonra hatta bir öğrenci de gelip dedi ki, ‘Sanki bir tane insan, bir tane masal var ve oradan çıkıp ötekine gidiyor’. ‘Hah’ dedim, ‘Tamam, bana olan sana da oldu’.

Böyle okumak gerekiyor. Sadece Walt Disney’in yansıttığı masallardan yola çıkarak tespit yapılamaz. Ben eğer masalların doğru bir şekilde doğru anlatıcı tarafından anlatılırsa ciddi anlamda edebiyat yoluyla toplumu dönüştürebileceğine inanıyorum. Peki, sistem bunu ister mi? Elbette ki hayır. Beyaz atlı prensle oturup bir kahve içmek iyi gelecek mi gelmeyecek mi, ondan sonra konuşalım.

Peki bu masal kahramanlarının gerçek hayatta bir temsiliyeti var mı?

Tabi ki var. O üvey anne, o bir gelip bir kaybolan baba kim mesela? Atölyelerde bunları da çözümlüyoruz. Atölyenin ardından herkes ‘Bu, yaşamadan tarif edilebilecek bir şey değil’ diyor.

Dünyada bununla ilgili yapılan araştırmalar olduğundan söz ettiniz, Grimm kardeşler gibi. Türkiye’de bu alanda durum nasıl?

Maalesef Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Pertev Naili Boratav’ların bu alandaki kürsüsünün ellerinden alınması, yurt dışına sürgün edilmesi ve kürsünün daha az bilgili insanların eline kalmasıyla bu, sekteye uğradı.

Pertev Naili Boratav, ‘Anadolu’da duyduğunuz her deyimi yazın’ diyerek bir çalışma başlattı. Bu aynı Grimm’lerin yaptığı şey. Bir halk bilimcinin yapacağı ile aynı şey aslında. Ama Boratav Fransa’da Anadolu Kültür Enstitüsü aracılığıyla Fransız masalları alanında yazdığı makalelerle büyük katkı sağladı. Orada bir saygı duruşu var kendisine.

Masallar hakların rüyası

Radyoda veya anlatılarda anlatılacak masalları neye göre seçiyorsunuz, hep birlikte mi karar veriyorsunuz?

Ben seçiyorum. Masal benim için ses ve göz teması demek. Çok organik türler aslında. Önemli olan anlatıcının birikimiyle beraber canlandırdığı şey. Hele o masalcı iyi bir masalcıysa onun özüyle karşılaşmak. Ve bu bir güven ilişkisi aslında.

O yüzden radyoda yani göz göre gelmediğimiz insanlarla birlikte olduğumuzda metni seçerken daha dikkatli oluyorum. Ters etki yaratmayacak masallar seçmeye çalışıyorum. Sonuçta bilmiyorum ki insanlar hangi iç yarasıyla o eseri okuyup dinliyorlar.

Şöyle düşünün, bir roman bile hayal gücü ile bize neler yapabiliyor. Masallar halkların rüyası. 600-700 senedir sürekli olarak birikmiş, birikmiş gelmiş. Dolayısıyla bizde uyandırdığı şeyler bir romanın uyandırdığından çok daha fazla. Onu kendi aramızda paylaşırken temkinli olmak gerekiyor.

Masallar yaşla sınırlandırılamaz

Masalın yaşı olur mu peki?

4 yaşından önceki çocuğa masal dinletilmez. Çünkü o yaştaki çocuk bu kadar komplike yapılarla uğraşmaz. Onların başka dünyaları vardır. Ama onun dışında böyle bir sınırlama yok. Masalın çok güçlü bir şey olduğunu sadece küçükler için olmadığını anlatmak istiyorum.

Bir de mesela bazen soruyorlar: ‘Çocuğuma şu masalı okuyayım mı?’ diye. Bu genel bir şey değil ki, tamamen o çocukla alakalı neye nasıl tepki vereceği. İnsanların çocuklarını tanıyıp masalları öyle seçmesi gerekiyor. Bu sadece yaşla sınırlandırılacak bir şey değil, karakterle alakalı.

Dinleyicinin değil izleyicinin, videonun başat olduğu bir çağdayız. Ama siz dinleyiciye hitap eden bir iş yapıyorsunuz. Katılım ve tepkiler nasıl?

Katılım oluyor. Zaten biz daha çok yeniyiz. 35 kişiye yakındı gelenlerin sayısı. İnsanların dönüşleri, ‘Bir daha ne zaman?’ oldu. Aynı şekilde radyodaki programların dinlenmesinden de biliyoruz ki aslında o kadar da kötü değil içinde bulunduğumuz durum.

İnsanların ilgisini çekiyor. Biz radyoyu da o anlamda çok önemsiyoruz. İnsanlar çocukları oldukları için gösteriye gelemeyebiliyor. Onu böyle gideremeyebiliriz. Amerika’dan Avrupa’dan da dinleyen çok fazla Türkiyeli oluyor.

Dillerce Masal bir daha ne zaman nerede sahnede olacak?

En yakın tarih olarak 28 ve 29 Ekim’de Ankara’da olacak.


Kirke Masal ve Tuvana Gülcan’ın verdiği masal atölyelerine ilişkin ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.