Ana SayfaKültür-SanatSevmenin başarısız kompozisyonu; giriş, gelişmeme, hüsran

Sevmenin başarısız kompozisyonu; giriş, gelişmeme, hüsran


Şilan Avcı

“Sinemanın Kadınları” dizisi


Sömürgeci erkeğin, iktidarsız zulmü

Altı yaşında birden susup, hayatı boyunca bir daha hiç konuşmayan Ada, sesinin son sustuğu yerdedir. Başka bir versiyonunu hatırlamaz. Kafasında dönüp duran ama kimsenin duymadığı sesi, hala altı yaşındadır. Çocukken ölen ses, hep çocuk kalmıştır. Neden sustuğunu kendi de bilmez ama “egemen” olanın kararlarıyla oradan oraya sürüklenişinden, tepkisel olduğunu anlarız. Kocası öldükten sonra, babasının bir anlaşma ile (para karşılığı) Stewart’la evlendirdiği Ada, kendini başka bir hayatın kıyısında bulur. Bir adamın verdiği kararda, başka bir adamın evinde ve ondan başka bir adamın uyandıracağı arzunun gölgesinde duracaktır. Duran ve sessiz olandır Ada. Sesi daha çocukken elinden alınan ve egemen olana karşı edilgen durandır. Ama sürüklenip bırakıldığı kıyı, bir kendini keşfetme yolculuğuna döner zamanla. Tek tek parmaklarından başlayıp bedenine, oradan ruhuna ve son olarak da sözünü kaybettiği suskun ağzına yayılır.

19. yüzyıl Yeni Zelanda’sında, yerli kabile Maoriler’in, eşyalarıyla birlikte sahilden alıp yeni evine bıraktığı Ada, kocası Stewart’ı daha ilk günden sevmemek için büyük bir nedene sahip olur. Cümlelerinin yerini tutan piyanosunu denizin kenarında bıraktırıp, Ada’dan ayırır Stewart. Onun için sadece ağır bir yük olan piyanonun, eşyalarıyla denizden çıkıp gelen karısı için ne anlam ifade ettiğini anlayamayacak kadar “beyazdır”. Kabilenin ortasında teni ve tutumuyla sırıtan Stewart, kötü bir insan imajı çizmese de yetersiz ve kaba bir kalıpla, bulunduğu yere yakışmayandır. Sömürgeci Stewart, tıpkı topraklarına davrandığı gibi davranır karısına da. İşgalci ve barbardır. Ada’nın bütün hayatı boyunca dilinin yerine geçen piyanosu, ataerkilin kararıyla sahilde uzun bir süre sessizce oturacaktır. Denizin kenarında kalan piyanosunu izler Ada. Uzun uzun ve hüsranla…

Sesin ölümü ve suskunluğun trajik gürültüsü

Küçük kızı Flora’yla hayatın içinde savrulan Ada, işaret diliyle anlaştığı kızını, tercümanı yapmıştır. İyi bir çevirmendir Flora. Bütün çevirdiği cümlelere, annesinin duygusunu da katar. Bağırır, gülümser, vurgularla oynar. Birer oyun arkadaşı gibi, anne-kız her şeyi beraber yapar. Gizlice gidip vakit geçirecekleri bir arkadaşa döner, denizin kenarında tüm ağırlığıyla duran piyano. Onu ilk gün kızıyla birlikte götürüp, piyano ziyaretine yardımcı olan Baines, şaşkınlık ve gizli bir hayranlıkla izler Ada’yı. Piyanonun kendisi ve piyano dersleri karşılığında, Ada’nın kocasına, bir arazi teklif eder. Tıpkı Ada gibi takas edilendir artık piyano da. Sesi olduğu bu kadın gibi, mülkiyetin ve aidiyetin bir parçasıdır. Kocası, şaşkın halde hemen teklifi kabul etse de Ada çok öfkelenir. Piyano onundur, ona aittir, onun bir parçasıdır… Okuma yazmayı dahi bilmeyen, kültürsüz bir adama piyano dersi vermek istemez. Kocasının büyük baskısıyla karşılaşan Ada, sonunda çaresizce ders vermeyi kabul eder. Piyanosuna dokunmanın ve kayıp sesine kavuşmanın tek yolu şimdilik budur ne de olsa.

Anlaşma anlaşmadır Baines!

Zamanla Baines’ın derdinin piyano dersi almak olmadığını, onu izlemek ve ona dokunmak olduğunu anlayan Ada, önce geri adım atsa da bırakamaz. Piyanonun tuşlarıyla beraber, bu garip ilişkinin içine sarmalanır. Onu saatlerce oturup izleyen Baines, Ada’ya güçlü bir tutkuyla bağlanmaya başlar. Piyanonun her tuşuna karşılık bir dokunuşla Ada’ya sonunda piyanosuna kavuşmasını vaat eder. Ada ise her siyah tuşla yarıya düşürdüğü pazarlık sayesinde, içinde kendini keşfedeceği bu tutku oyununa girer. Bütün dersler, Ada’nın piyanosuyla buluşma saatleridir aslında. Baines ise O piyanosunu çaldıkça kendini kaybeder. Ada’nın bedeninin bir noktasına dokunmak dahi, Baines için büyük bir duyusal şölendir. Ada’nın bu oyundaki yeri ise henüz netleşmemiştir. Piyanosuna dokunmak için tavırlarına katlandığı bu adama, zamanla yakınlık duyana kadar…

Kocasının ondan şüphelenip Ada’yı gizlice takip ettiği bir gün, dengelerin değişmeye başladığı gün olur. Anlaşmayı bozan Baines, kendisinden beklenen cümleyi kurar: “Bu anlaşma seni bir fahişe, beni ise perişan ediyor.” Kendine perişanlığı, Ada’ya ise fahişeliği dayattığını düşündüğü anlaşmayı bozunca, Ada piyanosuna tamamıyla kavuşur. Ama buruk bir kavuşmadır bu. Çünkü Ada hiç beklemediği bir şekilde Baines’ı özler. Dokunma arzusunu uyandıran Baines’ı artık her piyanosunu çaldığında hatırlayacaktır. Sonunda çıkıp yanına gider ve arzu ettiğini yaşar.

Sevmenin başarısız kompozisyonu

Baines ile sevişirken onu izleyen kocası müdahale etmez. İktidarsızlığının sinyallerini veren tepkisi, karısıyla birlikte olamamasıyla netleşir. Karısını Baines’la buluşmasın diye eve kilitleyen Stewart, zamanla onu sevebilmesi için bir şans verip, evin kilitlerini kaldırır. Ada ise piyanosunun tek bir tuşunu yerinden çıkarıp, üzerine not yazarak Baines’a götürmesi için kızına verir. “Sevgili Baines, kalbim seninle”… Annesini  kıskanan ve kafası karışmış olan Flora ise notu götürüp üvey babasına uzatır. O anda sınırları zorlayan öfkesiyle, Stewart Ada’nın bir elinin parmağını keser. Baltalı tiyatro oyununda gördüğü gibi, kesmeye odaklandığı elin parmağı, Ada’nın ses tellerinden biridir. Aşkının yazılı olduğu tek bir piyano tuşuna karşılık, bir parmağını kaybeder Ada. Stewart ise parmağı üvey kızıyla birlikte Baines’a yollar. Eğer karısını görmeye devam ederse, ona her görüşü için bir başka parmak yollayacağını söyler.

“Seni sevmek istemiştim. Kanadını kestim hepsi bu.” Stewart, bu cümlesiyle kusurlu kadın erkek ilişkilerinin özetini de verir aslında. Kanatlar, sesler ya da parça parça arzu nesnesi kılınan etler; hepsi kadının “sevildiği” bir trajik hikaye kompozisyonudur. Kulaktan gırtlağa, memeden bacak arasında, her yere fitili erkeğin elinde bir bomba gibi yerleştirilen ve kadını nesne kılan bütün “öğretilmişlerin” kompozisyonu…

“Sesin olmadığı yerde bir sessizlik vardır; denizin sonsuz derinliklerindeki sonsuz mezarda…”

Kocasının izniyle, Ada ve Baines birlikte çıkıp giderler. Azad eden Stewart, baltayla saldırsa da bir parça parmak kadar sevgi elde edemeyeceğini nihayet anlamıştır. Sipariş, takas, dayatma ya da planla oluşmayacak olanın (sevginin) hukukunu tamamen çözemese de, elde edemeyeceğini anlamıştır. Ada, kızıyla birlikte yine bir deniz aşacak ve yine yeni bir hayat kuracaktır. Kötü hatıralar yansıttığı, ya da artık kadın sesine kavuşmak istediği için, piyanosunu denize atmalarını ister. Baines onu ikna etmeye çalışsa da Ada kararından vazgeçmez. Piyano denize atılırken, ayağı halata takılıp onunla birlikte kendini denizin dibinde bulur. Bir süre kendini denizin sessizliğine bırakıp ölümüne yakınlaşan Ada, birden ayağını halattan kurtarıp yukarı yükselir. Denizin derininde duyduğu sessizlikten irkilmiştir belki de. Kendi sessizliğinden… “Bu ne ölüm, ne şans, ne sürprizdi; arzum yaşamı seçti” der içinden. Hep içinden…

Yeni yaşamında, piyano dersleri vermeye başlar. Baines’ın onun için yaptığı metal parmak ucuyla yine seslere dokunur Ada. Konuşma alıştırmalarına başlayıp kendini keşfine devam eder. Çocukken içine hapsolan ama artık “kadın” çıkacak olan sesine de kavuşacaktır  kuşkusuz zamanla. Çünkü kendine dokunmuş, kendinin farkına varmıştır.

1993 Avustralya-Fransa ortak yapımı olan filmin senaristliği ve yönetmenliğini Jane Campion yapmıştır. Oscar, Cannes ve Altın Küre’de ödüller alan filmin başrollerinde Holly Hunter ve Harvey Keitel vardır.