Ana Sayfa1915'TEN BUGÜNE1915’ten BUGÜNE | Gazeteci ve belgeselci Pascal Manoukyan’ın portresi

1915’ten BUGÜNE | Gazeteci ve belgeselci Pascal Manoukyan’ın portresi

HABER MERKEZİ – 1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta gazeteci ve belgeselci Pascal Manoukyan var. Manoukyan’ın ailesinin hikayesi Erzurum’dan Fransa’ya uzanıyor.


Çeviri: Tolga Er


Maceranın her türüyle tanıştı hayatında. Ermeni Soykırımı’ndan hayatta kalanların torunu Pascal Manoukyan, bir gazeteci ve belgeselci. Onlarca yıldır dünyayı dolaşıyor. Tarihte yer edinen cephelerde yaşanan ölümlere tanık ettiği gibi, dünya genelinde acı çeken insanların arasına da karıştı.

2013 yılının Eylül ayında yayınlanan “Le Diable au Creux de la Main” (Avucumdaki Şeytan) kitabında şöyle yazdı Pascal:

Tüm meslekler içerisinden gazeteciliği; tüm gazetecilik türleri arasından ise sorunları haberleştirmeyi seçtim. Çoğu zaman bana nedenini soruyorlar. Bu soruya verdiğim yanıt ise bana dayatılan kelimeler ve görüntüler aracılığıyla geldi. Küresel çaptaki ayaklanmaların 20 yılını anlatmak istedim. Ancak nihayetinde kendiminkinden de bahsettim. Her korkunç olay beni ailemin kaderine, Ermenilerinkine geri götürdü. Hikayemin eksik hatları, beni başkalarınınkini çizmeye zorladı. Hiçbir şeyi şans eseri yapmıyoruz.

Pascal Manoukyan, 1982, Afganistan

60 yıl önce Nisan’ın 24’ünde dünyaya geldi Pascal Manoukyan. Amazon’da yerli kabilelerinden Macuje ile ilk kez temasa geçtiğinde sene 1975’ti ve Yacumo yolculuğunu gerçekleştiriyordu. O tarihten 1989 yılına kadar basın ajansı CAPA’nın kurulmasına katkı sundu; ilk başta video aktivist, sonra da 1995’ten 2015’e kadar geçen sürede yayın yönetmeni olarak. Çok satan kitapların da yazarı aynı zamanda. En son romanı “Les Echoués” (Çıkmazdaki) yasadışı göçe yeni bir bakış sunarken, ilk kitabı “Le Fruit de la Patience” (Sabrın Meyvesi, 1982) aile hikayesi aracılığıyla Ermeni sorununa ışık tutuyor. “Avucumdaki Şeytan” kitabında ise savaş muhabiri olarak anılarını derlemiş Pascal.

Pascal’ın kitabının kapağı

Kahramanı “Araxy”

Pascal’ın babaannesi Arax, Ermeni Soykırımı’nda hayatta kalan tek aile üyesi. Erzurumda Dikran ve Tchoury’nin kızı Arax’ın vahşice değiştiğinde daha 10 yaşlarındaydı. Üç kız kardeşin en büyüğüydü Arax: “Yedi yaşındaki dilsiz, nazik ve kırılgan” Youraper ve neredeyse dört yaşındaki Nazely. Bir kız kardeşleri daha vardı gerçi; ama Pascal aile tarihini kayda alırken Araxy ismini hatırlamıyordu kardeşinin.

“Sabrın Meyvesi” isimli kitabında tehcirin dayanılmaz sahnelerinin tasvirine yer veriyor Pascal. Tchoury’nin bitkinlikten ölümü ve sonrasında Youraper’in yaşamını yitirmesi kitapta yer bulan acımasızlıklardan. Yalnızca Araxy ve küçük kız kardeşi Nazely kurtulmuş bu acımasızlıktan.

Pascal şöyle anlatıyor:

Kötü koksunlar diye at gübresiyle kaplamışlar kendilerini. Tecavüzden böyle kaçmışlar.

Anadolu’nun güneydoğu ili Mardin’de bedeviler almış onları muhafızlardan. Geceleyin genç bir Arap, hayatta kalanlar arasından köle seçsin diye nişanlısı Assina’yı at sırtında kentin ucuna götürmüş. Koku o kadar berbatmış ki Assina neredeyse bayılmış. Tiksinmenin üstesinden gelen Assina, atının üzerinden hayatta kalanların en güçlülerini incelemiş. Nazely o kadar inceymiş ki Türk muhafız birinin fiyatına ikisini satmayı kabul etmiş. İşte böyle kurtulmuş kardeşler. Araxy çiftle beraber üç yıl geçirmiş.

Arexy (ortada), Halep, 1923

“Büyükannem kölelik yoluyla saygınlığını geri kazandı” diyen Pascal, yine de Araxy’nin, bir yıl sonra kız kardeşinin kör bir dervişe satılmasının ardından yaşanan acımasız ayrılıktan dolayı yıkıldığını söylüyor.

Pascar, büyükannesinin köle olarak geçirdiği üç yılı şöyle anlatıyor:

Büyükannem çölde üç yıl boyunca hizmet etmiş. Arapça öğrenmiş, iyi bakılmış ve Hristiyan inancını korumuş. Sonra da Ermenileri çölden toplayan Yakın Doğu Yardımı tarafından alınmış. Sahipleri ayrılmasına karşı çıkmamış.

Halep’teki yetimhaneden yollanan bir posta kartı

Araxy’i yeni hayatına, Halep’e götüren trene atlayan Araxy, yolda oynarken bulduğu küçük bir erkek Türk çocuğunu almış yanına ve haykırmış: “Bir Ermeni daha olacak!”

Pascal, büyükannesinin yetimhane yıllarında yaşanan olayları şöyle anlatıyor:

Yetimhanenin Ermeni yöneticisi, çocuklara aile bulabilme umuduyla her sene Diaspora’ya çocukların fotoğrafını yolllarmış. Karşılığında bazı göçmenler ise yetimler arasında kendilerine eş olabilecek ve Fransa, Arjantin veya ABD vatandaşı yapacakları birini bulmak amacıyla kendi fotoğraflarını yollarmış.

Araxy en sonunda ona bakan Erzincanlı Ermeni Maritza sayesinde Halep’teki prestijli Baron Otel’de kendine iş bulabilmiş. Maritza günün birinde Araxy işteyken onu ziyaret edip, Fransa için vize aldığını ve sonraki gün Marsilya için yola çıkacağını söylemiş. Aradan altı ay geçtikten sonra Araxy için yetimhaneye bir mektup gelmiş. Maritza, Araxy’ye Lyon’da kendisinin de çalıştığı bir değirmende iş bulmuş. 1926 yılında Halep’i terk eden Alexy, Lyon’a doğru yola çıkmış.

Kendisiyle Ermenice konuşurdu

Pascal’ın baba tarafından dedesi Mgerditch Takian -tanındığı ismiyle Haigaz-, Maraş’ın yerlilerindenmiş. Kürtler tarafından kurtarılmış, gittiği Yunanistan’da cebinde Aida Manoukyan (kadın ismi) adına belgelerin olduğu ölü bir Ermeni kadının yanında bulmuş kendini. Lyon’daki bir değirmende çalışmak için anlaşmaymış belge. Haigaz, tereddüt etmeden belgeleri kendisininmiş gibi almış ve çalışmak üzere Fransa’ya gitmiş. Değirmende Araxy ile karşılaşmış. Zaman kartları ise yan yanaymış. Çift daha sonra Paris’in banliyösündeki Meudon’a taşınmış.

Pascal’ın geldiği yer de bu işçi sınıfı mahallesi. Ardennes (Kuzeydoğu Fransa’da) yerlisi annesi, akrabalarının aksine tavsiyelerine rağmen babası Gaidzag ile evlenmiş. Aile, büyükleriyle beraber aynı evde yaşamış.

Evde oturan birçok kişi olduğunu belirten Pascal, aynı zamanda doğduğu yer olan o evi şöyle anlatıyor

Eminim ki annem için çok zor olmuştur. Aynı odada yaşayan beş kişiydik. Erkek ve kız kardeşlerimle ben o evde doğduk. Annem, Ermenice öğrenmemizi istemedi. Ona göre Ermeni olmak açık görüşlülükten yoksun olmak ile aynı şeydi.

Pascal, “Ermeni kimliğin bir gün tekrar ortaya çıkacağını” söylediğinden söz ediyor. Pascal’ın ilk kitabına “Sabrın Meyvesi” demesinin nedeni de bu cümle.

Pascal, annesinin kitaba verdiği tepkiyi ve kitabına ismini veren babasının son anlarını şöyle anlatıyor:

Annem ilk kitabımı beğenmedi. Bana, kitabın onu çok yaraladığını söyledi. Yaşadığı onca acıdan sonra babam o yılın altı sene öncesinde ölmüştü. Annem Katolik bir papaz getirmiş, ancak sonra şöyle demişti: ‘Babana kendini Fransız mı Ermeni mi olarak hissettiğini sorduğunda bilmiyorum derdi. Yine de cesaretlenmek istediğinde bunu Ermenice yapardı. Haklısın. Ermeni bir papaz getirmemiz gerekiyor.’ Hastanede Polo Lacoste giyen Katolik papaz ile örtüsü ve haçıyla şarkı söyleyen Ermeni papaz karmaşa yaşanmıştı. Babam kendi dilini duymak istemişti, 15 dakika sonra da öldü.

Araxy (Üst sırada soldan 7’nci)

Çocukluğunda dinlediği katliam hikayelerini hala hatırlıyor Pascal. Her Pazar günü, Pascal ve kardeşleri babaannesi Araxy’nin evine gidermiş. Babaannesi, Pascal’ı Ermeni kültürü ve geleneklerine yakınlaştırmak için Paris’in Jean-Goujon sokağındaki Ermeni Kilisesi’ne götürürmüş.

Korkusuz seyyah

Amazon’da sekiz ay geçirmek için ailesinin evini terk ettiğinde Pascal neredeyse 19 yaşındaymış. Önceden tasarladığı gibi Alaska’ya gidebilirmiş, ancak asıl ihtiyacı olan cepleri boş bir şekilde atılacağı bir maceraymış. Yolculuğunda ona yardım eden ise aile ismi olmuş.

Pascal, bir hatırasını gülümseyerek şöyle anlatıyor:

Bir keresinde Meksika’dayken zor zamanlar geçiriyordum. Telefon rehberini açtım ve listedeki Ermeni isimlerinden birini seçtim. Her yaptığım gezinti için bir gelenek haline geldi bu. Çoğunlukla da hoş karşılandım.

Pascal, ilk belgeselini Afganistan’daki gazeteci arkadaşıyla çekti. Oraya yerleştiğinde sene 1979’du:

Gerilla savaşı vardı. Oraya gittikten üç ay sonra ülkenin Sovyetler tarafından işgali gerçekleşti.

Pascal, Sınır Tanımayan Doktorlar’ın kurucusu Bernard Kouchner ile birlikte, Afganistan, 1984

Burada genç bir Fransızla tanışmış Pascal. Yardımsever Bernard Kouchner, Médecins du Monde sivil toplum kuruluşundanmış.

Kouchner’in yapmak istediklerini şöyle anlatıyor Pascal:

Sahra hastahanesi açmak için yardım arıyordu. Bize yardım etmesi için açık görüşlü bir Paştun ve ayaklananların Fransız şefini bulduk. O zamandan beri Bernard iyi bir arkadaşımdır.

Kouchner, Fransa’daki yardım programları işinden sorumlu olduğunda da yolları bu sefer Sudan, Somali ve Kosova’da kesişmiş. Pascal Kosova’da Balkanların yeniden yapılanmasına katkı sunan Kouchner hakkında bir film çekmiş.

Sert uyanış

1970’lerin sonunda Ermenilerin Türk diplomatlara yönelik ilk saldırıları, Pascal’ı kendi kimliği hakkında düşünmeye zorlamış. O zamana kadar o, Ermeni olmayı anılarıyla bağlantılı ve kesin surette özel bir konu olarak görürmüş. Ancak bu gerilim Pandora’nın kutusunun açılmasına neden olmuş. Saldırının mağdurlarından Türk büyükelçiyle röportaj yapmaya gitmiş.

Pascal çocukları Meryl ve Vahe ile Ermenistan’da, 2015

Fransız ve Ermeni, Ermeni ve Fransız… Pascal’ın kimliği oldukça karmaşık. İlk kez 1984 yılında babasıyla gitmiş Ermenistan’a. Soykırımın yüzüncü yılında ise iki çocuğu Meryl ve Vahe’yi almış yanına ve Ermenistan’a gitmiş. Noravak Manastırı’nın yakındaki bir mağarada, geçmişin anısına Pascal’ın babasının bir fotoğrafını bırakmışlar.


Kaynak: Aurora Prize