Ana Sayfa1915'TEN BUGÜNE1915’ten BUGÜNE | Şair Rupen Sevag’ın kızı Shamiram’ın soykırımla başlayan hikayesi

1915’ten BUGÜNE | Şair Rupen Sevag’ın kızı Shamiram’ın soykırımla başlayan hikayesi

HABER MERKEZİ – 1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta, Ermeni edebiyatının önemli isimlerinden şair Rupen Sevag’ın kızı Shamiram’ın hikayesi var. Soykırımdan sadece 1 yıl önce doğan Shamiram’ın babası Rupen, doktor olarak halkına hizmet etmek istediği için Osmanlı’ya dönmüş, ancak 1915’te öldürüldüğünden bir daha ailesiyle görüşememiş. Yine de Shamiram, anne ve babasının onu hiçbir zaman terk etmediğini söylüyor ve sözlerine şunu ekliyor: “Bir yerde sonsuza kadar çocuk kaldım.”


Çeviri: Tolga Er


Fransa’nın Nice kentinin tepelerindeki bir huzurevinde, Shamiram Sevag’ın odasının duvarında bir çocukluk fotoğrafı asılı. Shamiram, büyütülmüş bu fotoğrafta, çenesinin altına gelecek şekilde bağlanmış kocaman kurdeleli bebek şapkasıyla ayakta duruyor. Erkek kardeşi ve annesi de yanında bu karede. Ancak bu, aile tatilinden kalma sevgi dolu bir anının resmi değil. Endişe verici yüz ifadelerinin yer aldığı bu fotoğrafın çekildiği yer İstanbul, tarihi ise 1915’in sonbaharı. Babası artık sonsuza dek yok, annesi de yas tuttuğu için siyaha bürünmüş. Çok büyük bir felaketin, ailenin kaderini geri dönülemez biçimde değiştirdiğinin görüldüğü bir fotoğraf bu.

Shamiram, sözlerine fotoğraftan bahsederek başlıyor:

Alman büyükelçinin desteğiyle bizim kaçmamıza yardımcı olan pasaport fotoğrafı bu.

1915 yılında Shamiram daha 1 yaşındaydı, erkek kardeşi Levon ise üçündeydi. Anneleri Jenny, İstanbul’da bulunan Alman Konsolosluğu’ndaki telefonla Almanya’daki babasına ulaşmaya çalışıyordu.

Shamiram, “Çıkamıyorduk, sınır kapıları kapatılmıştı. Savaş vardı, soykırım yapılmaktaydı. Karşı karşıya olduğumuz şey imha edilmekti” diye anımsıyor o günleri.

Aradan yüz yılı aşkın zaman geçti. Şimdilerde şık, neşeli, güzel ve bakımlı ellere sahip bu kadınla, o çalkantılı dönemlere ait çocukluk hikayeleri arasında fark edilir bir zıtlık var.

Shamiram, Levon ve Jenny

Güçlü bir baba figürü

Shamiram, İstanbul’da doğduğunda tarih 10 Temmuz 1914’tü. Ne yazık ki babasını neredeyse hiç tanıyamamıştı. O daha bebekken tutuklanmıştı babası ve bir daha görüşememişlerdi. Ancak onun etkisi, ailesinde ve Ermeni dünyasında bugün bile hissedilir durumda.

Rupen Çilingiryan ismiyle dünyaya gelen Rupen Sevag, Ermeni edebiyatında önde gelen isimlerden. İngiltere’de William Shakespeare, Rusya’da Alexander Puşkin gibi. Ermenistan ve diaspora okullarındaki sınıflarda da onun portresine sıkça rastlanıyor, eserleri saygıdeğer bulunuyor. Hatta Erivan’da adını ondan alan bir okul bile var. 2013 yılında Eçmiyazin’de açılan ve Sevag’ın eserlerinin koleksiyoncusu ve yeğeni Hovhannes tarafından bağışla desteklenen bir müze ise onun hayatını ve eserlerini anlatıyor.

Shamiram, artık olmayan, ama tuhaf bir şekilde her yerde var olmaya devam eden, sonsuza dek genç ve keskin bakışlı bir babanın etkisinde kalmış hayatı boyunca. Genç bir şairmiş babası, bilinir entellektüel çevrelerce efsane olmuş hatta. Shamiram’ın odasının duvarlarında da sevgiyle andığı işte bu şair babası ve annesinin fotoğrafları bulunuyor.

Shamiram, “Beni asla terk etmiyorlar” diyor ve sözlerine şu ifadeleri ekliyor: “Bir yerde sonsuza kadar çocuk kaldım.

102’nci doğumgününe yaklaşan Shamiram, gençlik dolu bir keyifle yaklaştığı hayatına, geçen yılların bilgeliğini katıyor.

Rupen Sevag

Rupen Çilingiryan, İstanbul’un merkeze uzak ilçelerinden Silivri’de 15 Şubat 1885 yılında doğdu. Öldürüldüğünde ise tarih 26 Ağustos 1915’ti. Romantik bir karakteri vardı. İstanbul’da Berberyan Mektebi’nde okuduğu yıllarda, edebiyata yönelik yeteneğini ve o genç yaştaki olgunluğunu ilk fark eden öğretmenleri oldu. 1905 yılına gelindiğinde, İsviçre’nin Lozan kentinde tıp eğitimi alabilmek için şehrini terk etti.

1908 yılında Sultan Abdülhamit devrilip yerine Jön Türkler geldiğinde, Rupen ve entelektüel Ermeni arkadaşları kısa süreliğine edebiyat eleştirilerinin yer aldığı “Surhantag” (Elçi) isminde bir dergi çıkardı.

Rupen Shilingryan, sadece 5 yıl sonrasında ise “Sevag” mahlasını aldı ve “Garmir Kirke”yi (Kırmızı Kitap) yayınladı. Şiirleri de ilk kez burada yer aldı. Bu şiirlerde, acı çeken halkının adına Adana’da katliamla geçen yılları yazdı. Yazdığı şiir “Verchin Hayer” (Son Ermeniler) ise yaklaşmakta olan soykırımı sanki öngördü.

İsviçre’de yaşamını sürdüren Rupen Sevag, yazın yaptığı ziyaretler sayesinde Osmanlı’nın başkentinde bulunan Ermeni entelektüellerle bağlarını güçlendirdi. Lozan’da ise İstanbul’da yayınlanan Ermeni dergisi “Azadamart” ile çalıştı.

Evlendikten kısa bir süre sonra Jenny ve Rupen

Romeo ve Juliet gibi

Anne ve babasının tanışma hikayesini hatırlayınca Shamiran’ın gözleri ışıldıyor ve “Neredeyse romanlardan bile daha güzel” diyor.

Lozan’da bir gün arkadaşıyla dolanan Rupen, genç ve güzel bir kadını fark etmiş. Kadın uzun, ince ve sarışınmış.

Shamiram, babasının o an hissettiklerini şöyle anlatıyor:

Bir melek gördüğüne ikna olmuş babam. Kalbi tepetaklak olmuş. O kadını sadece bir anlığına bile tekrar görebilmek için her şeyi yapmaya hazırmış. Yalnızca ne gördüğünden emin olmak istemiş.

İlk görüşte aşkmış bu. Aradan bir asır geçmesine rağmen kızları, genç çiftin duygularını hayal etmekte hala zorlanıyor. O ‘meleğin’ ismi ise Helen Maria Apell’miş. 1870 yılındaki Franco-Prusya savaşında yer alan Alman askeri görevlinin kızıymış. Lozan’daki seçkin yatılı okullardan birinde eğitimini görüyormuş. Shamiram, çiftin ilk günlerinden bir anıyı şu sözlerle aktarıyor:

Babam, her gün onu görmeye gidermiş. Kolay olmamış, ancak adını sorduğu bir notu ona ulaştırabilmiş. O da kibarca cevaplamış: ‘İsmim Jenny’.

Sonrasında ise Jenny, uzun saçlarını camdan uzatır, aşığının saçına dokunabilmesini umarmış. Ancak bu peri masalı romantizmi Jenny’nin okulunda skandala yol açmış. Genç kadın, Chambery’de Alplerin tepesinde başka bir okula gönderilmiş.

Bütün bu engellere rağmen aşıklar, meraklı gözlerden ötede beraber zaman geçirebilmek için detaylı planlar hazırlarmış. En sonunda Jenny’nin anne ve babası da bu ilişkiden haberdar olmuş, onun doğruca Almanya’daki evine geri gelmesini emretmiş. Umutsuzluğa kapılan Rupen de gitmiş onun peşinden. Evlenmek istediği kadının babasıyla tanışmış ve ona, tıp eğitimini tamamlar tamamlamaz evlenmeyi planladığını söylemiş.

Onlara, “Anne ve babam olmanızı diliyorum” demiş ve hatta tezini onlara adamış.

1911 yılına gelindiğinde ise Shamiram’ın anne ve babası Paris’te, Rue Jean Goujon’daki bir Ermeni kilisesinde evlenmiş.

Shamiram’ın babası, Ermenilik’e oldukça bağlıymış. Shamiram, bu bağlılığı şöyle anlatıyor:

Babam, Ermeni kimliğine oldukça bağlıydı. Hatta, annemin bile Ermeni olmasını isteyecek kadar derindi bu bağlılık! Örneğin, kaleme aldığı aşk mektuplarının altına Ermeni alfabesinden bazı harfleri de yazarmış. Ne kadar Ermeni kalabildiğini hayal etmek akıl almaz bir şey. Her şeyin Ermeni olmasını istermiş. Bu, onun hayatına mal oldu!

Evliliklerinden sadece bir yıl sonra çiftin oğlu olmuş. Bir sonraki sene ise Rupen Sevag, tıp hakkında derin tartışmaların yer aldığı “Pjichguin kirken pertzvadz etcher” (Doktorun Kitabından Sayfalar) serisini yazmış.

 

Rupen ve Jenny

İstanbul’a dönüş

Savaş başlamadan önce, 1914’ün ilk aylarında, Rupen İstanbul’a dönmeye karar vermiş. Shamiram’a hamile olan Jenny, bu konuda istekli değilmiş.

Annesi bu plana karşı çıkmış ve “Aldığın eğitimle dünyanın her yerinde çalışabilirsin!” demiş. Geçen sürede Rupen kaydadeğer seviyede itibar kazanmış, ancak halkına hizmet etmek için dönmeyi hayal ediyormuş. Projeleri arasında Ermeni dilinde tıp dergisi oluşturmak ve zamanını şiir ile edebiyata ayırmak varmış.

Rupen, savaş patladığında Osmanlı ordusunun tabip sınıfında teğmen olarak yer almış. Türk amirleri, müttefik ülkelerce kuşatılan Çanakkale’nin savunması sırasında onun cesaretini ve sadakatini fark etmiş. Ancak İstanbul’a döndüğünde, bazı kişiler kapısını çalmış ve dışarı çıkmasını emretmiş. Bu olay yaşandığında 22 Haziran 1915’miş.

Bir daha babasını göremediğini söyleyen Shamiram, babasının son anlarını şöyle anlatıyor:

Babam, annemi bir daha göremeyeceğini anlamış bir şekilde. Son sözleri ‘Çocuklarının Ermeni olduğunu asla unutma’ olmuş.

Ermeni entelektüellerin tasfiyesinde tutuklanan Rupen, Çankırı’ya sürülmüş. Orada, çete milislerinden olan ve Ermenileri katleden Arabacı İsmail’in kızını tedavi etmiş. Arabacı’nın kızı bu genç şair ve doktora aşık olunca, babası Rupen’in İslam’ı kabul etmesini, kızıyla evlenmesini ve huzur içinde yaşamasını istemiş. Rupen bu teklifi reddetmiş.

Rupen, 28 Ağustos 1915 tarihinde yolladığı son telgrafta, eşinin, arkadaşı Daniel Varoujan ile beraber Ayaş’a geçmesini söylemiş. Sopali yakınlarında yol kenarında her ikisi de öldürülmüş.

 

Rupen Sevag, Osmanlı askeri üniformasıyla

Jenny’nin verdiği savaş

Rupen’in tutuklamasının hemen ardından babasından yardım istemiş Jenny. Alman ordusunun öne çıkan eski üyelerinden Franz Appel Dor’un, İstanbul’daki Alman ve Osmanlı otoritelerini ikna edebileceğini ve eşinin özgürlüğünü sağlayabileceğini ummuş. Olayı iktidarın en üst mertebelerine taşımakta başarılı da olsa sonuç çıkmamış. 2 Eylül’de, polis şefi, Alman Konsolosluğu’ndan Jenny’i Almanya götürmesini istemiş. Jenny ise eşinden haber almadan gitmeyi reddetmiş. 11 Eylül’de ise konsolosluk Rupen’in öldüğünü bildirmiş.

Osmanlı’yı hemen terk etmiş Jenny. Çocuklarını yanına alıp İsviçre’ye gitmiş. Yaralı ve kalbi kırık bir şekilde yurttaşlarını suçlamış, onları soykırımı gerçekleştiren Türklerin işbirlikçisi olarak görmüş ve bazı kararlar almış. Shamiram, o süreçte annesinin aldığı kararları şu sözlerle aktarıyor:

Annem, Alman vatandaşlığından vazgeçip, 1918 yılında bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti’nin vatandaşı oldu. Bizimle asla Almanca konuşmadı ve Almanya’ya dönmeyi her daim reddetti. Ben yarı Almanım, ancak hiçbir zaman Almanya’ya gitmedim.

 

Shamiram (sol), anne ve babasının İstanbul Pera’daki evinin önünde

Bir deneme daha

Aile, Paris’e yerleşmiş. Ermeni yazar ve siyasetçi olan Avedis Aharonyan’a yazan Jenny, çocuklarının Ermenistan’da eğitim görmesi için yardım istemiş. Savaş da 1918 yılında son bulmuş. Shamiram’ın babaannesi ve dedesi, onu ve erkek kardeşi Levon’u Silivri’de hoş bir şekilde karşılamış. Çift, orada kocaman bir çiftlik sahibiymiş.

Shamiram, tarlayı “Göz görebildiğince uzanıyordu önümüzde. Keçi, boğa ve inekler vardı. Çok fazla hayvan vardı orada” diye anlatıyor.

Ancak Kemalist milliyetçilerin müttefik devletleri uzaklaştırmasının ardından Shamiram’ın annesi, çocukları için korku duymuş ve Paris’e geri dönmüş. Shamiram, “Katliamlar yeniden başladı. Babaannem, Marsilya’ya giden ilk gemiyle gönderdi bizi. Bit ve kirle kaplı bir şekilde Fransa’ya ulaştığımızda 1922 yılıydı” diye anlatıyor o günleri.

Onları karşılayan Paris’teki Ermeni kilisesi olmuş. Shamiram, “Avedis Hampartsoumyan isimli zengin bir elmas tüccarı vardı. Bizim eğitmenimiz o oldu. Bizi büyüttü ve bana harika hediyeler getirdi” diye devam ediyor sözlerine.

Shamiram’ın annesi, Ermenistan’ın en büyük müzisyenlerinden Gomidas’ın Ermeni kilisesine geleceğini öğrenmiş bir gün. Shamiram, o günleri anımsarken “Gomidas hastaydı ve hastaneyi çok ender terk edebiliyordu” dese de, Jenny, yine de görsünler diye kiliseye götürmüş çocuklarını. Gomidas ile tanıştıkları o gün ise hala Shamiram’ın aklında:

Annem, ’Onlar benim çocuklarım’ diyemedi. Onun yerine, ‘Onlar, Rupen Sevag’ın çocukları’ dedi. Gomidas etkilenmişti. Geniş bir alnı olan uzun bir adamdı. Ancak hastaydı ve artık konuşamıyordu. Kim olduğumuzu anladığı an gözyaşlarının yanaklarından süzüldüğünü gördüm.

 

Shamiram ve Levon

Kadın şapkalarından ordu üniformalarına

1929 kriziyle beraber Shamiram’ın eğitimi de zarar görmüş; eğitimini bırakıp annesine yardım etmek zorunda kalmış. Moda işine girmiş, Rue Royale ve Vendôme Sarayı’ndaki tanınmış hanedanlar için şapka yapmış. Tatillerini karşılayabilmek için ise Fransız Rivierası’nda modelliğe başlamış. Birçok yerel genç ve evlenmek isteyenin dikkatini çekmesi çok zaman almamış. Ancak o, bir Ermeni ile evlenmekte kararlıymış. Ancak Shamiram, “Ne yazık ki kimse yoksul ve genç bir kızla evlenmek istemedi” sözleriyle anımsıyor o günleri.

Savaş başlayana kadar özel tasarımlarda çalışmış Shamiram. Paris’in burjuva kadınları için şık şapkalar yapmış. Ancak savaş ile beraber her şey tekrar değişmiş:

Savaş bizi Paris’ten uzaklaştırdı. Kardeşim, Almanlara karşı savaşıyordu, benim ise anneme bakabilmenin bir yolunu bulmam gerekiyordu. Fransa’nın güneyindeki Agen’de, bir arkadaşın yardımıyla askeri üniforma yapan bir fabrikada iş buldum.

Savaşın ardından Nice’e giden arkadaşlarına katılmış Shamiram. Nice’i keşfetmiş; masmavi gök, dağlar ve deniz onu büyülemiş. Nice’teki kadınlar şapkalar ile hiç ilgilenmese de orada kalıp, oradan ayrılmamaya karar vermiş. 45’ine geldiğindeyse evlenmiş. Eşi Joe Folco, Nice’te taksi şoförlüğü yapıyormuş. Mavi gözlü, yakışıklı, genç bir adammış.

Shamiram, tebessümle “Anneme daha fazla bekleyemeyeceğimi ve evlenme zamanının geldiğini söyledim” diyor.

Shamiram’ın tüm hayatı anne ve babasının yanında geçmiş. Ruhlarının onu asla terk etmediğini söyleyen Shamiram, birçok kez ziyaret etmiş Ermenistan’ı. Babasının isminin ülke kahramanlarının arasında geçtiğini görmek ise hala gururlandırıyor onu. Bugün bile aile hikayesini paylaşmasının önemli olduğunu söylüyor ve şu ifadeleri kullanıyor:

Beni bir şey korudu. Göz kulak olundum; böylece bir tanık olmuş oldum. Bugün hala hayattayım, çünkü şahitlik etmem gerekiyor.

Shamiram, yaşamının 102. yılında hala onu aynı kimlikten erkeklere yakınlaştıran harika bir enerjiye sahip.

Bir karede yeniden birleşen anne ve babasının fotoğrafına düşünceli bir şekilde bakan Shamiram, son olarak şöyle diyor:

Bu gücü, dürtüyü veren babam. Hala dünyada olmamın nedeni işte burada.

 

Erivan’da adını şairden alan okulun önündeki Rupen Sevag anıtı

Shamiram Sevag, 18 Ekim 2016 yılında Nice kentinde yaşamını yitirdi.


Kaynak: Aurora Prize