Ana SayfaÇeviriÇalınan Arap demokrasisi – Enver El Cemeavi

Çalınan Arap demokrasisi – Enver El Cemeavi

Araplar için demokratik fırsatı kaçırmak, Arap kentlerindeki manzarayı şiddetlendirecek ve Arapların siyasi modernleşme dışında kalma süreçlerini uzatacaktır.


Enver El Cemeavi*

Çeviri: Mahmut Yolcu


Arap toplumları 7 yıldır, kitlesel protesto gösterileri ile sarsıldı. Bu durum Arap ülkelerinin yaşadığı derin toplumsal tıkanıklıkların ifadesiydi. Aynı zamanda bu ülkelerin bağımsızlıklarını kazandıktan sonra yürüttükleri geleneksel kalkınma modelinin ve tek taraflı siyasi tercihlerin de başarısızlığın da kanıtı oldu. Hatta adil bir devleti aşamalı da olsa adım adım inşa etmekten, kamusal meselelerin yönetiminde halkın katılımını sağlayacak bir düzen kurmaktan bile aciz oldukları görüldü. Böylece İnsanlar daha fazla özgürlük daha fazla adalet ve daha iyi yaşam koşulları için ayağa kalktı. Arap Baharı hareketi, insanları totaliter devlet döneminden demokratik devlete doğru ilerleten yeni bir realite olacaktı. Ve öncelikle yargı, medya ve ekonomi gibi devletin egemen olduğu çeşitli hayati alanlarda radikal reformların başlaması için bir atılım olacaktı. Ancak protesto gösterilerinden yıllar sonra, Arap Baharı bir ülkeden diğerine doğru yol aldı ve birçok tuzak ve zorluklarla karşılaştı. Sloganlarda yükselen vaat ve istekler insanların hayatlarında gerçeğe dönüşemedi. Bununla birlikte özel ve genel özgürlüklerin genişlemesi, vatandaşların kamusal konularda yer alması, tekçilikten çoğulculuğa geçiş gibi bazı alanlardaki gelişmeler Arap dünyasında farklı kentsel durumlar yarattı.

Tunus, demokratik bir sistemi kurumsallaştırmada nispeten başarılı ancak ekonomi ve güvenlikle ilgili büyük zorluklarla karşı karşıya. Vatandaşları için yeni anayasayı ve geçiş dönemindeki adalet sistemini ise hâlâ oturtamadı. Nitekim ülke, bireysel yönetime dönüş ve polis devletine nüksetme ihtimaliyle karşı karşıya. Arap Baharı’nın geri kalanında devrim geriledi ve halkın demokratikleşmeye doğru yürüyüşü durduruldu. Suriye’de ise iktidar, gelişim ve değişim özlemiyle başlayan barışçıl protesto gösterilerini benzeri görülmemiş bir şiddetle karşıladı. Muhaliflerin seslerini bastırmak için uyguladığı baskılar zamanla ülkeyi bölgesel ve uluslararası güçlerin çatıştığı bir sahaya dönüştürdü. Mısır, ülke tarihinde ilk defa demokratik sisteme geçti ama yine ilk defa seçilmiş bir başkan çok geçmeden askeri darbeyle devrildi. Binlerce insan sadece rejime muhalif oldukları için hapislere atıldılar, sürgüne gönderildiler. Yemen’de karşı devrim ve dış güçler kısa sürede demokrasi rüyasını yıkarak ülkeyi yıkıcı bir mezhep savaşına salıp insanlarını ve ülkelerini perişan ettiler. Yemen şimdi tekrar yabancılara bağımlı ve bölünme projeleriyle karşı karşıya. Libya’ya gelince, demokrasiye geçiş çabaları durdu. Taraflar sivil anayasa konusunda hala kapsamlı bir uzlaşıya varamadılar. “Onur operasyonu” denilen operasyonlarla silahlı güçler daha da etkin oldu. Çatışmalar kabileler arası düşmanlıkları canlandırarak ülkeyi doğu ve batı diye ikiye böldü. Şimdi ülke yönetiminde askeri modeli geri getirmek isteyen eski bir general gün geçtikçe gücünü arttırıyor. Gelinen aşama itibariyle ulusal birlik ve demokratikleşmenin önceliklerine çok az dikkat ediliyor.

Bazı Arap halkları milislilerin yükselişi ve yabancıların zorbalığının bir sonucu olarak devlet ve toplum olarak yıkılarak pratikte devlet öncesi aşamaya geri dönmek üzere. Bazı Arap ülkelerinin ise egemenlik ve toprak bütünlüğü tehdit altına girdi. Gerçek şu ki, Arap halklarının mücadeleleri, özgürlük ve demokratikleşme, çoğulculuk, adalet, sürdürülebilir kalkınma, birliktelik ve barışa dayalı hayat yönelimleri ve arzuları iç çatışmalara ve dar mezhep çatışmalarına dönüştürüldü. Etnik, mezhebçi, bölgeci ve ideolojik talepler ön plana çıkmaya başladı. Böylece devrimin pratik kazanımları ve ahlaki üstünlüğü yok oldu. Prostesto gösterileri aşamalı olarak önce kamu hizmetlerinin ortadan kaldırılmasına sonrasında ise kaos için fırsata dönüştü. Eski rejimlerin adamları hızlıca boşlukları doldurdular. Ellerindeki mali güçle sosyal medya da dahil medyada egemen oldular. Diktatörlük simgelerini beyazlaştırarak ve demokrasinin şeytanlaştırılmasıyla insanları devrimden nefret ettirerek eski sistemin yeniden üretilmesi için çabaladılar. Böylece onların gözünde Zeynel Abidin Bin Ali şansız, yarın için Ali Abdullah Salih sorunun kendisi değil çözümün bir parçası, dün için Hüsnü Mübarek bir masum, Muammer Kaddafi ise rahmetli ve Beşşar Esad ise bir zorunluluk oldu.

Sonuç olarak gerek içeride gerekse dışarıda birçok çevre Arap dünyasında demokratik hareketleri baltalamak için aralıksız çalıştı, çalışıyor. Bazen bu hareketleri büyüterek, bazen erteleyerek bazen daha başlangıçta engelleyerek silahla, parayla ve medya ile bu hareketleri darbelediler. Çünkü demokratik bir sistemin yöneten ile yönetilen arasında yeni bir ilişki oluşturacağını, adil bir servet ve güç dağılımı doğuracağını, yolsuzluk ve zorbalığa karşı şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin olmasının onların çıkarlarını tehdit edeceklerine inanıyorlar. Aslında, Araplar için demokratik fırsatı kaçırmak, Arap kentlerindeki manzarayı şiddetlendirecek ve Arapların siyasi modernleşme dışında kalma süreçlerini uzatacaktır. Ve kaçınılmaz olarak, yurtiçi ve yurtdışındaki herkes için daha da tehlike oluşturacak daha sinirli, çaresiz, gerici ve aşırıcı üretmeye devam edecektir.


* Tunuslu bir araştırmacı yazar.


Kaynak: El Arabi El Cedid