Ana SayfaManşetÇocuklar ve yetişkin medyası: Çocuk hakları odağında kısa bir giriş

Çocuklar ve yetişkin medyası: Çocuk hakları odağında kısa bir giriş


Özge Kanlı*


Teknolojinin önü alınmaz üretimi ve tüketimi (tüketim hazzı) çocuk gelişimine apayrı bir pencereden bakılmasını gerektiriyor. Bu durum beraberinde akıllara kaygılı soruları da getiriyor ancak çocuklara ilişkin böylesi bir kaygıyı herkesin taşıdığını söylemek yanlış olur. Fakat bu yazıda ‘yetişkin medyası’na maruz kalan çocuklara ilişkin kaygı ile konu ele alınarak bazı öneri ve çözümlere değineceğim.

Çocuklara veya çocukluğa ilişkin konular eğer yetişkin kişi için önemli bir anlam taşıyor ve onu doğrudan ilgilendiriyor ise belki de üzerinde en adil ve hassas durmaya çalışılan (bilinçli veya bilinçsizce), günlük hayatta sık sık karşılaştığımız gerçekliklerdir. Bir de medyayı ele alalım. Medya teknolojilerine damga vuran televizyon devrimi adeta ayrı bir yaşam kültürü devrimini de beraberinde getirdi diyebiliriz. Türkiye’de 68 yılında başlayan televizyon yayını zoraki ulaşabildiği sayılı evden, bugün dışarıda kolayca taşınabilen ve televizyon yayınından daha fazla meziyeti olan akıllı telefonlar ile artık sayısız yetişkinin, çocuğun çantasına veya cebine taşınmış durumdadır.  Benim bir oyun gibi oynarken fark ettiğim bir şeydir; günümüz medya yayınları sanki ilk kez görüyormuşuz gibi izlendiğinde/okunduğunda/dinlendiğinde aslında erişkin kişilere dahi yüklü gelen, hazırlıksız yakalanılan şiddet, stres, kargaşa, kriz, sistematik bir şekilde ilerletilen tansiyon ve galeyan haberciliği ile doludur. Evet, bir süre sonra buna da alışabiliyoruz. Peki, alışmak dışında neler yapılabilir?

Televizyon başında, habercilikte, hukuk sisteminde, kentlerde, evin ve hayatın içinde unutulan çocukların maruz kaldığı yetişkin medyasının ne gibi etkileri olabilir? Şüphesiz ki bu konu saf psikolojik olamamaktadır. Toplumsal olmasından dolayı çocuk hakları odağı da bulunmaktadır.

Çocukların yetişkin medyasına maruz kalması

Aslında her çocuğun eşsizliği üzerinden çok önemli bulduğum detaylara inersek çocukların bakım aldıkları yerlere ilişkin bir liste belki de sonsuzca uzayabilir.

Çocukların yetişkin medyasına ne kadar veya nerede maruz kaldıkları farklılaşsa da özellikle son yıllarda bir çocuk, en az bir yetişkinin hazırlıksız yakalanması kadar duygu ötesi medya üretimlerine hazırlıksız yakalanmakta ve içine çekilmektedir.

Bebeklik döneminde (yeni doğan – 2 yaş) yaşanan deneyimlerin ve alınan uyaranların önemi çokça vurgulanmıştır. Bahsi geçen iki yıl için insan beyni başka hiç bir yaş evresinde olmadığı kadar gelişim göstermekte ve beyin hacmi üç katı artmaktadır (Dekaban ve Sadowsky, 1978). Çocuğun ileride kullanacağı nöronlar arası sinapsis (sinir kavşağı) gelişimi erken yaşta deneyimlenen uyarıcılar ile şekillenmektedir. Özetle, çocuk zihni erken deneyimler ile şekillenmektedir diyebiliriz.  Belki de çoğumuzun çizgi film veya çocuk medyası izlerken fark ettiği bir şeydir, saniyeler içinde onlarca farklı kare (sekans) yansıtılmaktadır. Çocuğun erken gelişim döneminde ihmal edilmesi duygu, biliş ve davranış işlevlerini kapsayan beyin gelişiminde değişimlerin görülmesine neden olabiliyor ise, haddinden fazla ve hızlı uyaran alması sonucu da ileride hızlı uyaran almaya koşullanmasına neden olabilir (Bick ve Nelson, 2017).

Günümüzde farklı toplumsal ve ekonomik sınıfa mensup çocukların şehirleşme, doğal alanların tahribatı, teknolojiye talebin artması, hatta artan çalışma saatleri, güvencesiz iş ve yaşam koşullarından dolayı oyun oynama sıklığının azalması ile birlikte yetişkin medyasına, birçoğu sorunlu olan çocuk medyasına ulaşması kolaylaşmıştır. Görüldüğü gibi bu konu saf psikolojik kalamamaktadır.

Erken gelişim döneminde zamanın ruhu dediğimiz yani yaşadığı çağın sosyo-politik ve kültürel etkenleri gibi çocuk gelişimini etkileme ihtimali olan tüm bu unsurların dışında bir de kolaylıkla maruz kalabildiği yetişkin medyası karşımıza çıkmaktadır. Çocuklar artık yetişkinler ile birlikte ana haber bülteni takip etmekte veya sonrasında baskın, eril, eşitsiz bir yetişkin medya çeşitlemesine (sesi arkadan gelse bile) veya yolda gözü önüne gelip gitse bile (sayısı artan reklam panoları ve toplu taşıma televizyonları aracılığı ile) nihayetinde maruz kalmaktadır. Kuşkusuz medya kapsamını tümden kötü (veya iyi) ilan etmemek gerekebilir. Bunun nedeni içerik ve anlatım kadar çocuğun kaç yaşında ve hangi mekânda bunu tüketiyor olduğunun da önemli olmasıdır. Bir çocuk sadece maruz kaldığı veya tüketmek istediği medya üzerinden davranış ve tutumlarını veya dünya görüşünü şekillendirmediği gibi medyanın kendisi de tümden bu amacı sırtlayamayabilir.

Bugün çocuk hakları çerçevesinde en tartışmalı alanlardan biri çocuğun iletişim araçlarını kullanma ve bu araçlardan yetişkinler kadar faydalanmasıdır. Lakin önü alınmasının bir hayal olduğu iletişim ve teknoloji sistemlerindeki genişleme ve yayılma kendini çocuklar ve çocukların medya kullanımındaki eşitlikçi hakları minvalinde pek de genişletmiyor hatta göz ardı ediyor gibi görünmektedir. Günümüz medyasında çocuk temsillerinin vasata yakın bir durumda olduğu aşikârdır. Çocuklar “genellikle” istismar, kaçırma, şiddet ve terk edilme vakaları ile hiç olmadı ise verdikleri cevaplara şaşılan “bak bak bak neler de diyor?”, “bacak kadar çocuğa bak hele!” gibi esasen yetişkinler tarafından oldukça üstten tavır alınan ve ezberlenmiş tutumlarına yem atılan medya üretimlerinde yardımcı aktörler olarak yer almaktadırlar. Sanki yetişkin medyasındaki boşlukları doldurmak için yapılıyor gibi…

Peki, ne yapılmalı?

Bu noktada hem bakım verenlere hem de toplumsal iletişim kapsamında üretim yapan medya çalışanlarına birkaç öneri verilebilir. Öncelikle hangi toplumsal ve ekonomik sınıftan olursa olsun bakım verenler beraber yaşadıkları çocuklara güvenip gün içinde, ev yaşamında sorumluluk verip onları yaşama dâhil edebilirler.

Örnek verecek olursak; bakım veren yemek yapacak olsun. Bu durumda çocuğu televizyonun karşına oturtmaktan, tabletle oyalamaktan ziyade eğer çocuk kendi başına desteksiz oturabiliyor ise önüne koyacağımız büyük boy kabuklu cevizleri (çok küçük bir çocuk ise yutması mümkün olmasın diye bunun gibi başka doğal yiyecekler, yemişler, sebzeler, meyveler de kullanılabilir:) bir kavanoza veya kutuya doldurmasını ya da kavanoz veya kutudan çıkarmasını sorabiliriz. Böylece, çocuğa yapması sorulan ufak işler hem mutfakta meşgul olan bakım verenin yalnız kaldığı, ilgilenilmediği için huysuzlanabilen çocukta aklının kalmamasına hem de çocuğun ince ve kalın motor kaslarının gelişmesine yardımcı olabilen bir çözüm sunabilir. Bu örnek gibi çocuğun yaşına ve kabiliyetlerine göre evde veya dışarıda verilebilecek gündelik ufak meşguliyetler, oyunlu görevler çocuğu belli miktarda yetişkin medyasından uzakta tutmaya ve kabiliyetler edinmesine yardımcı olabilir. Her bakım veren veya çocuklar ile yaşayan, çalışan kişi çocuğun yeterliliklerine göre bulunan mekânın içinde var olan imkânları kullanarak basit görevler, meşguliyetler bulabilir. Birkaç örnek daha verelim. Bebekliğini sonlandırmış ve erken çocukluk dönemini yaşayan çocuklara artık yavaş yavaş kendi kıyafetlerini toplamasını, giymesini, kıyafetlerinin düğmelerini iliklemesini, ayakkabılarını bağlayabilmesini (bağcıklı ayakkabı), yemek yerken kendi kendini beslemesini, evin temizliğine çok az ve yavaş da olsa katkı sağlamasını, sofra kurarken kaldırırken yavaş yavaş, ufak tefek şeyleri taşıyarak yardım etmesini sorabiliriz.

Bunlar basit gibi görünse de gelişim için kayda değer hareketliliklerdir. Çocuklar kendi kendilerine bir dünya yaratma konusunda çoğu yetişkinden daha yaratıcı ve etkin olabiliyorlar. Çoğunluğu tek kalınca kendi kendine muhabbet bile edebiliyor. Dolayısıyla özellikle sokağa çıkma şansı olmayan veya sokağa çıkma şansı tanınmamış çocukların evin içinde de etraf kirlenmesin, kıyafetleri paralanmasın, hızlı olsun diye hareketlerinin kısıtlanmaması veya engellenmemesi yetişkin medyasına maruz kalma süresini azaltacaktır.

Bir de akla yasaklar konusu geliyor. Örneğin medya aygıtları ile fazla zaman geçiren bir çocuğa ve hatta gence veya yetişkine bile bunu yapmasının yasak olduğu söylenip sınır koyuluyorsa, bir de evde yaşayan diğer kişilerin medya aygıtlarını kullanma sıklığına bir bakılması gerekir. Bakım verenler veya evde yaşayan diğer kişiler de telefon, tablet ve televizyon ile fazla zaman geçirip iletişimsiz kalıyorlar ise çocuklara sadece çocuk oldukları için yasaklar ve engellemeler koymak pek de adil değildir ve hüsran ile sonuçlanabilir. Belki de çocuğun medya aygıtlarını kullanmasına ilişkin beklentilerin bakım verenlerin kendilerini bu beklentiler üzerinden değerlendirdikten sonra şekillendirmesini önermek yerinde olur.

Evde veya dışarıda kendine has kaynakları ile meşgul olabilen çocuklar muhakkak bir yetişkin kadar kabul görmeyen ve ihmal edilmiş çocuklardan daha az yetişkin medyasına maruz kalacaktır. Bu da hiç yoktan biraz zaman ve emek ile edinilebilen bir kazanım olabilir.

Yaşamımıza biz yetişkinlerin bile kontrol etmekte zorlanacağı ölçüde dahil olan teknolojiyi denetimli kullanma, topyekün bağımlı kalarak kullanma veya teknolojiden topyekün kopuş seçenekleri hem yetişkinler hem de çocuklar için edinilmesi muhtemel tutumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tutumların hangisini ne ölçüde edinmemizin “iyi” olacağı ise tartışmaya açıktır.

Medya ne yapmalı?

Medya çalışanlarına ve sivil toplum kuruluşlarına verilebilecek öneriler de var.

Öncelikle çocukların medya görünürlüğünü çocuk hakları temelli ele alarak sistematik bir şekilde ve medya yayınları devam ettiği müddetçe takip eden ve bu konuyu önemseyen girişimler kurulabilir. Daha önce Türkiye medyasında bunun örneklerini görsek de devamlılığı korumak hususunda hassasiyetin bulunmadığını söyleyebilirim. Özellikle bu konuda devamlılık veya sürdürülebilirlik bir ilke olarak sahiplenilebilir.

Artık düşük bütçeler ve küçük gruplar ile bile büyük hatta habercilik ve yayıncılık yapılabilen dönemde, alternatif veya internet haberciliğinden ve yayıncılığından, basın organlarından olası bir beklentimiz de çocukların görünürlüklerini artırmalarını istemek olabilir. Çocuk röportajları, çocukların da hayatlarına dokunabilen gelişmeler, öneriler, etkinlikler hakkında olduğundan daha fazla üretim yapılabilir.

Yetişkinlere dair medya üretimlerinde bile dikkat edilmeyen bir unsur olarak çocuğun kimliğine, özlük bilgilerine, gizlilik hakkına saygı duyularak üretim yapılmasını önermek ne derece yerinde olacak bilemiyorum ama eklemek de gerekiyor.


*Klinik psikolog


Referanslar
Dekaban, A. & Sadowsky, D. (1978). Changes in Brain Weights during Span of Human Life – Relation of Brain Weights to Body Heights and Body Weights. Annals of Neurology, 4:345-356. doi: 10.1002/ana.410040410
Bick, J. & Nelson, C. A. (2017). Early experience and brain development. WIREs Cogn Sci, 8: n/a. doi:10.1002/wcs.1387