Ana SayfaKültür-SanatKoğuş arkadaşı anlatıyor: Zehra Doğan’ın içeride de ‘tutuklanan’ resimleri

Koğuş arkadaşı anlatıyor: Zehra Doğan’ın içeride de ‘tutuklanan’ resimleri

HABER MERKEZİ – Mukaddes Alataş, tutuklu gazeteci ve ressam Zehra Doğan’la koğuş arkadaşlığını yazdı. Doğan’ın yasak ve imkansızlıklara rağmen nasıl resim çizdiğini ve cezaevinde de ‘tutuklanan’ resimlerini anlattı.


Mukaddes Alataş


Cezaevi havalandırmasının kapısı açıldı. Bütün gözler o an kapıya yöneldi. Bakışlar arasında resim gibi bir kadındı içeriye giren: gür dalgalı saçlı, kaşlar ve gözleri kapkara. Gülerek, “Ben de geldim” dedi.

Her yeni gelene yaptığımız gibi etrafını sardık. Sohbete başladık. Ardından yerleşmesi için yardım ettik. Sıra cezaevi şakasına gelmişti. Oyun ve oyuncular, her şey doğaçlama gelişti. Oyun başladı. Zehra’nın nasıl tepki vereceğini merakla izliyorduk. Oyuncularımızın performansı inandırıcıydı. Zehra öylece izliyordu. İkilemde kalmıştı. Sonra yavaşça eğildi ve kulağıma “Yoksa bu bana yapılan cezaevi şakası mı?” dedi. O öyle deyince kahkahayı patlattık.

İlerleyen günlerde Zehra’nın her şeyinin o denli ‘normal’ olması aklıma takılınca bunu ona sordum. O da gülerek, “O kadar anormal olaylara tanık oldum ki gazetecilik yaptığım sırada, bunlar bana çok normal geliyor” yanıtını verdi.

Zehra… Bir ressam, bir gazeteci, bir keça Kurdan.

Süt kutusuna sarılı kartonun üstüne resim çizmişti. Vah vah! Ne büyük bir sorunmuş meğer ki. Neymiş, “Bu karton nasıl geçmiş” içeriye. Karton ve resim tutuklandı! “Soruşturmalık” imiş bu durum, “derhal araştırılsın”mış.

Gazete sayfalarına önce tükenmez kalemlerle resim çizdi Zehra. Resim malzemelerinin alınması yasaktı çünkü. Zaten bir süre sonra malzeme üretme aşamasına geçti. Maydanozdan yeşil renk, zerdeçaldan sarı renk elde etmeye başladı. Acaba kahve tortusundan kahve rengi yakalanır mıydı? Bazen yapılan karışımların kokusundan uykularımızın kaçtığını söylemem gerek. Gelen yemeklerin üstündeki yağlı-salçalı sosun gazeteye sürülmüş halini ve yaydığı kokuyu  varın düşünün? Çok güzel renkler yakaladığı oluyordu. Saçımın kızıl boyasını akıtmak gibi mesela… Kuşun kanadından fırça, meyve  ve sebzelerden boya, gazete sayfalarından tuval yaptıktan sonra Zehra ‘seri üretime’ geçmişti artık.

Zehra’nın gazete sayfalarına çizdiği resimleri hep birlikte havalandırma duvarına asıyorduk. Bunu, önünde fotoğraf çektirip dışarıya göndermek için yapıyorduk. Ressamımız asılan resimlerin önünde, elinde kuşun kanadından fırçası, gazeteye resim çizerken fotoğrafının çekilmesini istemişti. Cezaevi fotoğrafçısından o kaydı istediğimizde meğer ressamımızın bir ‘suç’ daha işlemiş olduğunu öğrendik. “İçeride resim çizmek ve yetmiyormuş gibi bunu fotoğraflamak olmaz”mış. Al sana bir soruşturmalık durum daha! Biz de bir heyecanla “Yok o resim burada olsun, yok efendim biraz daha yukarıda olsun” deyip durmuştuk. Ne de olsa otuz kadın otuz fikir demek.

Zehra hiç boş durmadı, kadınların hayat hikayelerini yazdı, resim kursu açtı, kalem tutana da hiç tutmayana da resim nasıl çiziliri öğretti. Ben de öğrencisi oldum.

O, resim çizip biriktirmeye devam etti. Bir gece ansızın baskın oldu. Tüm cezaevi idaresi bir hışımla içeriye girdi. Hepimizi havalandırmaya çıkarttılar. Arama birkaç saat sürdü.Tüm eşyaları, dolapları dağıtmışlardı. Ellerinde tokmakları sağa sola vuruyorlardı. Hani ola ki tünel filan kazırız maazallah! Arama bittiğinde nihayetinde çıkarken bir ‘suç unsuru’ bulabilmişlerdi. Ellerinde Zehra’nın gazete sayfalarına çizip biriktirdiği resimleri vardı. Bir de olmazsa olmaz birkaç tane kitap da kucaklamışlardı. Çıkıp gittiler. Arkalarından bakakaldık. Ortalığı toplamamız saatlerimizi almıştı. Resimlerin gidişini gören Zehra’nın gözleri doldu:

En güzel resimlerimdi, bu boyaları zor yapmıştım, hele o saçlar, o saç renklerini zor yakalamıştım.

Hepimiz söylenmeye başladık…

Saçımın kızıl boyasını akıtıp, resimdeki kadınlara verdiğimde çok mutlu olmuştuk. Ve o kızıl saçlı kadınları da götürdüler. Belki de hemen ileride bir çöpe attılar…

Zehra Nusaybin’in yıkık dökük resmini çizmişti. ‘Suç’ işlemişti, ceza almıştı. Nusaybin’in haberini yaparken de ‘suç’ işlemişti, ceza almıştı. Biz cezaevinde onun gözyaşlarında Nusaybin’i çok gördük.

Zehra çok yaratıcı, pes etmedi. Yazmaya da çizmeye de devam ediyor. Ben tahliye olduğum zaman bedenime nakşettiği çizgisi de duruyor.