Ana SayfaYazarlarElend AydınKürdistan neresi, kimin yurdu? – Elend Aydın

Kürdistan neresi, kimin yurdu? – Elend Aydın


Elend Aydın


Karl May’in Vahşi Kürdistan İçlerinde* adlı anı-anlatı kitabını okurken bir kez daha, “Kürdistan neresi, kimin yurdu? Kaç yüz tane Kürdistan var? Neden köy, ırmak, dağ, aşiret hatta Kürt sayısı kadar Kürdistan var?” vb. sorularla hemhal oldum.

1842-1912 yılları arasında yaşamış olan May’in 1870’li yıllarda Amediye, Musul, Berwari ve Lisan yörelerindeki anılarında güzelliğini koruyan karmaşık gerçeklikler; Kürt, Arap, Süryani, Ezidi, Türk ‘devletlû’ ilişki ya da ‘ilişkisizliği’ çarpıcı ve yalın olarak belirmektedir. Ancak çok cırtlak bir şekilde “batılı-garplı, akıllı, külyutmaz, cahillere akıl veren efendi” kimliği, oryantalist argümanlarla kitabın pek çok yerinde sırıtmaktadır. Kitabın sonundaki buluşma-çözüm perspektifi ise Keldani yarı mistik bir bilge kadın Marah Durimeh’in ağzından şöyle dile gelmektedir:

Bunlar Hıristiyanlığın emirleri, imanın kahramanları, merhametin melikleridir. Ancak herkes senin şimdi öğrettiklerini öğretmiyor. Şu ülkeye bir bak! Güneş burada binlerce insanın ölümünü gördü ve şu gördüğün nehir bu ölülerin yüzlercesini beraberinde sürükledi. Neden? Çünkü kudret sahibi olanlar, asla halklarının refahını düşünmediler. Ben bu gece yarısı bu vadinin sakinlerini (Zap Vadisi) ölümden kurtardım. Ben, bir kadın! Neden emirlerin gücü benimkinden daha az. Ben de bir zamanlar melikeydim. Artık yaşlı bir kadınım ama buna rağmen Kürtler ve Keldaniler sözümü dinliyorlar. Bu gece yarısı bir kez daha Hıristiyanlığı müjdeledim; ancak anlamı üzerine kiliselerin tartıştığı söz Hıristiyanlığını değil, bilakis kimsenin şöphe duymayacağı eylem Hıristiyanlığını…

Yazar Hıristiyan-Alman kimliğini vurgular ve medeni ülkesinden söz ederken yer yer Avrupa benmerkezciliğinin megalomanik pençesine de düşmüyor ve “bizim kadınlar, saygın, mutlu ve özgürdür” mealinde farklılıkları abartan cümleler de kurmuyor değil. Lakin, ilk kez Kürtçe öğrenmek aşkıyla tutuşan “ne yazık ki Kürtçem yetmiyordu”lu bolca cümle kuran bir Kürt olmayana hele de “efendiye” rastladığımı ve fena halde “çat-pat” ve yanlış yazılmış da olsa Kürtçe kelimelere bir “Almanın kitabında” rastlamış olmanın tatlı şaşkınlığını yaşadığımı da belirtmeliyim.

Öte yandan ilk fırsatta kimilerince savunmasızlığa terk edilen Şengal’in 1800’lerdeki güçlü özsavunmalı bir durumda olduğunu öğrenmek üzdüğü kadar sevindirdi de. Zira Şengal, kaçkınların değil YBŞ-YJŞ de somutlaşan onurlu durul ve direnişin diyarıdır.

Vahşi Kürdistan İçlerinde’nin yazarı May için şöyle bir ibare var: “Özellikle Yezidiler, Kürtler ve Kızılderililer gibi halkların yanında yer alması ve onların sorunlarını dile getirmesi, romanlarının bugün bile güncel bir şekilde tartışılmaya devam edilmesinin nedenidir”. Seksen iki romandan oluşan toplu eserlerinin sadece bir kitabını okumuş olmak bile farklı bir ‘seyyah’, özgün ve adil bir batılı olmak istediğini anlamaya yetiyor; ‘Vahşi Kürdistan’ın ne Kürdistanlılara, ne de işgalcilerine yar olmadığını anlamaya da… Öyle ya, tarihsel ve yabancılaşması, ihaneti ve direnişiyle sosyo-politik tarihsel düzlem ve anlatımları zorlayan bu sayısız dağlar, ırmak ve vadiler, psikoloji ve tipolojiler, “Yarin bahçesine girmesem ölürüm, girsem öldürüler”i ‘coğrafik bir kader’ olarak her Kürdün avuçlarına yazmıyor mu?

Son söz: dize gelme ey ‘vahşi Kürdistan’, kimseye benzeme, evcilleşme, ırmakları bırakıp barajlara hapsolma, özgürlük, barış, kardeşlik ve kızkardeşliğin vatanı ol, Rojava ol…


* Yurt Kitap Yayınları, 2003