Ana SayfaBilim ve Teknoloji‘Yabancı evrenselcilik’ – e-flux

‘Yabancı evrenselcilik’ – e-flux

HABER MERKEZİ – Enternasyonel çağdaş sanat, kültür ve kuram üzerine eleştirel söylemi benimsemiş bir yayın platformu olan e-flux’ın 86 numaralı, Kasım 2017 tarihli sayısı yayınlandı. Bu sayıda coğrafya, doğa, teknoloji, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim, sınıf ve ekonomik düzen direnişleri temelinde benzer meram, soru ve endişelere sahip insanları heyecanlandırabilecek birçok yazı ve röportaj bulunuyor. e-flux editörleri ve dergiye içerik desteği sunanlar bu yazıları, Marx’ın “dans eden masa” mecazıyla dijital platformlar arasında bir benzerlik kurarak bir bütün olarak ele alıp özetleyen ters köşe bir giriş yazısı kaleme aldılar. Kimlikler, gerçeklik ve hakikat sonrasının bunca tartışıldığı dönemde bu giriş yazısının düşünsel devinimlerimizi beslemesi dileğiyle…


Hito Steyerl, Julieta Aranda, Brian Kuan Wood, Stephen Squibb ve Anton Vidokle

Çeviri: Evrim Şaşmaz


Büyük bir yoklama yapıldığını düşünün. Ulusların, inançların ve toplumsal cinsiyetlerin isimleri okunuyor. Herkesin kendi hısmına katılması gerekiyor. Saatler geçmiş, kalabalık gruplara ve alt gruplara bölünmüş ve hepsi de büyük bir kafes sistemine (Ç.N.0) düzgünce yerleşmiş. Geriye tek kişi kalmış. Ve bu kişi, “Pardon arkadaşlar, ben evrenleyim. Nereye geçeyim?” diye soruyor.

Evren mi? Evrenin kafes sisteminde yeri yok. Bugün en önemli soru, kimin kime ait değil, kimin neye, yani ne tür gruba ait olduğu. Aynılık eşitliğin üzerine çıkar. Benzerlik dayanışmanın üzerine çıkar. Gerçeklik bir savaş alanıdır. Ekim Devrimi dönemi Malevich’in Siyah Kare‘siyle temsil edildiyse, bu dönem de “Reality TV” ile yönetiliyor.

Gerçeklik için mücadele bugünün tepkisel dönüşünü belirliyor. Popülizmler “gerçek” insanları tanımlamaya çalışıyor ve diğer herkesi “gerçek dışı” olarak işaretliyor ve böylelikle onların gerçeklikten tamamen silinmelerine ön ayak oluyor. Popülist görüşte, gerçeklik, sıralama, derecelendirme ve eleme yoluyla, insanlara kelimenin tam anlamıyla yerlerini göstermek suretiyle acı kaçınılmazlık olarak tanımlanır.

Fakat kimlik doğal bir verili midir yoksa o da mı veridir? Peki ya iPad’ler, iPhone’lar, ego markaları? Peki ya yüz tanıma? Çipler, anahtarlar ve şifreler? IPv6? Blok zinciri itibar sistemleri? Teknolojiler kimlikleri teşvikler ve gerçekleştirir. Kimlikler de teknolojileri gölgeye iter.

GH’ta (Ç.N.1) kendimizinkine benzer görüşlü insanlar nasıl aranır?

Bugün kimlik, yirmi yıl önceki hali bile değil. Alttan seçmeli menülerde otomatik doldurulmuş cevaplar olarak beliriveriyor. Cezalandırıcı nicelleştirme, viral linç gösterileri, içerik yoksunluğu ve tarayıcı hafızası ile de katmerleniyor. Geleneksel kimlikler etnik köken (Ç.N.2), sınıf, toplumsal cinsiyet, yavan sadakat, para veya hafıza üzerine atladılar. Çağdaş olanlar, bu karışıma tescilli işletim sistemleri ekliyor. Sizin haber beslemeniz nasıl düzenlenmiş? Peki ya sadakat düzeneğiniz? İtibar puanınız nasıl yükseliyor ya da düşüyor? Etkileşimlerinizin veya görüşlerinizin sahibi kim? Bugün kendinizi ve hısmınızı tanımak için, bir şamana veya psikiyatriste gitmeyi unutun. Ukraynalı bir hacker’a ihtiyacınız olabilir (1).

Söz konusu yoklama insanları kökenlerine veya gerçek benliklerine geri çağırmaz. Aksine, onları kendinden işler (otomatlaşmış) bir geleceğe sürükler. Sosyal ilişkiler ele geçirildiğinde, özelleştirildiğinde ve yeniden düzenlendiğinde kimlik yeniden ortaya çıkar. Kaba kuvvet türü gerçeklik derinden algoritmiktir.

Peki, kişi kime aittir? Aidiyet hem mülkiyet hem de sosyal ilişkilerle ilgili. O zaman sosyal ilişkilere kim sahip?

Masa dansı

Sapetti’nin Sandalyesiz Başkan isimli bu dış iskelet tasarımında işçinin vücudu sandalye etrafında dans eder.

Marx, Kapital‘in girişinde dans etmeye başlayan masa ile bir cameo sunar (Ç.N.3). Masa elbette bir metadır. Masa kendi başına hareket eder gibidir, ancak bu bir yanılsamadır. Masanın dans etmesi etrafındaki, altındaki ve arkasındaki insanların çıkarları ve eylemleriyle canlanır. Tıpkı dönen bir masa gibi, meta da ekran dışı kuvvetlerle canlanır (2).

Bugün ise bunun zıddı geçerli. Masa, insanları birbirine karşı düşüren, hareketleri özerk olmasa da özerkmiş gibi gösteren bir dizi platforma dönüştü. Onların “dansı”, altta yatan platformların çıkarları ve eylemleriyle canlanıyor, canlanmaktan da ziyade otomatlaşıyor. Kısaca anlatmak gerekirse, dijital platformlar, insanlar arasındaki sosyal ilişkilerin ifadeleri değil. İnsanlar arasındaki sosyal ilişkiler platformlar tarafından kendinden işler hale getiriliyor (3).

Teknoloji, siber alandan her şeyin internetine, oradan Ether’e kadar, her zamankinden daha fazla evrensel istekleri seri olarak ürettikçe yüksek çözünürlükte tecrit aracılığıyla çalışıyor, örgütlü depresyondan ivmeleniyor ve sihirli sos bürokrasiyi başarısızlığa uğratıyor. Hınç paralaştırıldı. Öfke makineyi besliyor. Nefret cömertçe ürün veriyor. Yoğunluk, bir endüstri gibi işleniyor. Dijital kaos bir çukur değil, bir merdiven (4). Halkı, soy veya algoritmayla, DNA veya DNS ile birbirine bağlı, @gerçek olan fakat eşit olmayan, müşteri-eğik çizgi-klanlar olarak tanımlanabilecek halklara bölüyor.

Teknolojik kimlik yönetimi trol destekli, sağ kanat yalnızlaştırmacılıkla nasıl ilintili? Günümüzün gerici kimlik siyasetleri yaygın teknolojik hedef gösterme sistemlerini öngörüyor mu (5)? Gelecekteki sayısallaştırma protokolleri hali hazırda günümüzdeki gerçekliğe gölge düşürüyor mu? Başka bir çeşit yoklama olan sayısal gerçekçilik nasıl oluyor da yerlilikçi siyasetle birlikte hizalanıyor (6)?

Kimliğin algoritmik provokasyonu sanatı da içine çekti. Mega sanat, kil ve zil kullanırken ritüel ve yabancılaşmamaya methiyeler düzüyor. Fakat dijital gerçekliği reddetmek, prefabrike yapılarının büyüsüne girmek demektir. Şovlar kümelenmiş filtre baloncuklarına bölünür. Bağlam biyografinin yerini alır. Etiket küratörlüğü (#soykırım) etnografik örneklemleri 3 boyutlu alana fırlatır. Marshall McLuhan’ın açık bir şekilde belirttiği gibi: “Ahlaki bir bakış açısı teknolojik konularda anlayışın yerini alması için sıklıkla görev yapıyor” (7).

Affectiva’nın yüz tanıma yazılımı “duygusal tanıma”yla duygusal emeği otomatlaştırmayı taahhüt ediyor. Bunu Yapay Zeka’nın müşterilerin farklı duygularına yanıt vermek için yüz ifadelerini kolay okunabilecek emojiler halinde yorumlayarak yapıyor.

Belge olarak ‘Siyah Kare’

Tam da burada Ekim Devrimi’ne dönüyoruz. Eğer çağdaş gerçekçilikler algoritmik ise günümüz soyutlaması ne durumda? Ya da “Reality TV” çağında Siyah Kare‘nin karşılığı nedir?

Bugünün perspektifinden Siyah Kare‘ye tekrar bakalım. Malevich’in Siyah Kare‘si belgesel imge olsaydı ne olurdu? Aslında evreni uzay ötesi anlamda gösteriyor olsaydı (8)? Evrene yönelik böyle bir perspektif, bütünlüğün veya monopolinin değil, mükemmelden noksan, hatta parçalanmış biçiminde gerçekliğin kendisinin bir iddiası olurdu. Böylelikle Siyah Kare evreni tüm kusurluluğuyla gösterebilirdi. Bu açıdan evren, öğütülecek bir başka bölge, sömürülecek ve işlenecek bir sınır, maksimalist bir aldatmaca veya tepeden inme bir krallık değildir. Çok düşük çözünürlükte, belki de sadece tek piksellik “ver veya al” halinde mütevazı bir portredir.

Evrene dair bu belgesel yaklaşım, herkes için olduğu iddia edilen ancak genellikle sadece birkaçı için iş gören, evrenselciliğin geleneksel felsefi veya dini düşüncelerinden farklı (9). Bu perspektiften evrensellik en büyük ortak payda değil. Evrensellik her şeyin genelleştirilmesi değil. Genel bir sıralama konumu veya tanımı yok. Bu tür evrensellik stratejik değil, yabancı. Neden? Bilimsel bakış açısından, evren birbirine kenetlenen birçok farklı boyutları olan yabancı ve büyük kısmı bilinmeyen bir oluşumdur. Potansiyel olarak yabancı maddeden, solucan deliklerinden ve “kafes sistemi”, “içkinlik”, “bölge” ve “dışlanma” gibi terimlerin önemli ölçüde değiştiği ve hatta anlamlarını kaybettiği n-boyutlu öklit dışı karmaşık boşluklardan oluşur (10).

‘Yabancı evrenselcilik’, şekiller dünyasının hem altında hem de ötesinde, genelden hem daha fazla hem de daha az olan bir şeydir (11). Mevcut koşullarda, bırakın kendine sahip olmayı, kendini tam olarak kavrayamaz bile. Bir “bütün”e ya da bir bütünlüğe değil, her biri potansiyel olarak detay ve karmaşıklık açısından onu aşabilecek olan parçalarından daha küçük bir şeye (12) atıfta bulunur. Dokuz yaşından küçük olan herkes, birkaç evrenin kolayca cebe sığdığını bilir.

Uzat Dudaklarını! Makedonya’da bir protestocu ruju silahlaştırıyor. Fotoğraf: Biljana Ginova & Jasmina Golubovska.

Evren bu

Bu açıdan görüldüğünde, Siyah Kare, görünürde nötr ve objektif bir zemin olarak sunulan beyaz tuvalin yarattığı boşluk dehşetini sıfırlar. Tuvalin nahoş “tabula rasa”sını tereddüt etmeksizin kozmosun bir parçasıyla değiştirir. Siyah Kare ne zemin ne de figürdür, ne arka plan ne de yansıtma perdesidir. Çatlakları boyunca parlayarak sızan gizli alt akımlarla dolu, üst yapıya ihtiyaç duymayan bir tabandır (13). Salt uzay olarak görüldüğünde Siyah Kare hem tamamen belgesel hem de bütünüyle şifrelidir, hem soyut hem de dizinseldir. Yokluğu bağlantı olarak gösterir (14).

Deliveroo sunucularının aksama süresi, Ocak 2017. Bu görsel esasen Facility Waters ve Jamie Woodcock’un “Far From Seamless: a Workers’ Inquiry at Deliverooby” metni için kullanılmıştı.

Siyah Kare, maddesel açıdan bile yüz yıl önceki halinde değil (15). Malevich kesinlikle bunlardan hiçbirine niyetlenmemiş olsa da, Siyah Kare‘nin kendi yaşlanması ve tarihi boyunca anlamları genişletildi. Şimdi biri Siyah Kare‘nin çatlak ve yıpranan boya örüntüsünü sözüm ona karanlık madde kılcallarının güncel saptanmalarına yönelik bir öngörü olarak görmeyi seçse ne olur (16)? Bir yüz yıl daha geçse bu resim kendini başka ne anlamlara savuracak?

Ancak tüm bunlar şu sorudan kaçınıyor: “Reality TV” çağında Siyah Kare‘nin karşılığı nedir?

Cevap çok basit: Bugün, Siyah Kare her yerde olabilir. Potansiyel olarak her yerde bulunur. Kimse fark etmeden gerçekliği sarmaladı. Üç boyutlu bir mem gibi viral oldu. Bugün, Siyah Kare, kapalı herhangi bir TV veya telefon ekranı olabilir. Siyah Kare, Siyah Ekran’a dönüştü.

Bugün ekranlarda gösterilenler çoğunlukla insanlar gibi duran rakamlardır. Buna karşın, Siyah Ekran medya gerçekçiliklerini değil, daha ziyade aracılığın gerçekliğini sunuyor. “Reality TV”yi göstermez fakat hızla çoğalan ekranların gerçek olduğunu kanıtlar. Ekranın siyah yüzeyi ardında işlem gören kara kutu algoritmalarının dış yüzü olabilir. Bu durumda, Siyah Ekran gerçekte var olan teknolojinin ve onun şeffaf olmayan işlem kipinin belgesel imgesi haline gelir. Siyah Kare‘nin beyaz çerçevesi bir şirket ismini barındıran ince metal çerçeveyle değiştirilir. Yeni normal bu: Standart boş sayfa veya tuval.

Ama masa da tekrar döndürülebilir. Böylelikle Siyah Ekran insanların altında saptanmadan ve engellenmeden hareket edebildikleri bir platform haline gelir. ‘Uber’ gibi değil fakat ‘unter’ gibi olur (Ç.N.4); yukarıdan değil, aşağıdan kullanılır. Bu türden Siyah Ekran‘lardan oluşan bir kafes sisteminde, her bir kare evrene, sade ve yalnızca evrene işaret eder. Bu kafes sistemi, sınıflandıran, sıralayan ve puanlandıran tüzel ve popülist kimlik yönetiminin negatifi olabilir. Platformlar masaları insanlara karşı döndürüyorsa, platformlar da döndürülebilir; bu durumda ters yüz.

Öyleyse gözlerinizi azıcık kapatın, biraz şaşırın: Evren de karanlık ekrandan size bakıyor.


Hito Steyerl, Julieta Aranda, Brian Kuan Wood, Stephen Squibb ve Anton Vidokle tarafından yazılan editoryal yazının orijinal metnine BURADAN, derginin Kasım sayısına ise ŞURADAN ulaşabilirsiniz.

Dipnotlar

(1) Kusura bakmayın Ukraynalı hacker’lar! Bu örnekte, yazılımlar bir şirketin mülkiyetinde kaldığından kendi traktörlerini tamir etmelerine izin verilmeyen ABD çiftçileri gibi insanlar için sosyal hizmet sunuyorsunuz.
(2) Spiritüalist performansçıların seçkin bir azınlık için hayalet dansı yaptıkları bir hile olan masa döndürme, Marx’ın meta için kullandığı mecazdır. [Ayrıca bkz., David Riff, “Was Marx a Dancer?”, e-flux dergisi (Kasım 2015), ( http://www.e-flux.com/journal/67/60712/was-marx-a-dancer/).
(3) Tabii ki, bu tamamıyla bir aşırı basitleştirme İnsanların failliği vardır. Ancak platformların sosyal duygulanımı sahte öfke, algı yönetimi ve sürekli bozulma aracılığıyla manipüle ettiği bir dünyada insanları bugün tam olarak neyin, nasıl harekete geçirdiğini belirlemek zordur. “Platformlar”dan kastım, öncelikli olarak sosyal medya. Fakat aynı zamanda herhangi bir merkezsizleştirilmiş özerk örgüt (DAO), akıllı sözleşme veya blok zincirde bozuk para şablonu veya yüksek tanımlı dijital yönlendirme sistemi de olabilir. Bunun iyi bir örneği Facility Waters ve Jamie Woodcock’un “Dikişsiz Far from: Deliveroo’da Bir İşçi Soruşturması” metninde açıklanmaktadır. Bkz. https://www.viewpointmag.com/2017/09/20/far-seamless-workers-inquiry-deliveroo/
(4) Littlefinger Aleksandr Dugin’le tanışır.
(5) Tabii ki öngörüyor. Ayrıca, bu türden önceki sistemleri de hatırlıyor ve bizi radyo yayınlı “etnik temizlik”, basılı yayınla yayılmış anti-Semitizm ve IBM/Hollerith eliyle sağlanan sınırdışı etme listeleri dönemine geri götürüyorlar.
(6) Bkz: Suely Rolniks’in bu sayıdaki harika analizi: http://www.e-flux.com/journal/86/163107/the-spheres-of-insurrection-suggestions-for-combating-the-pimping-of-life/
(7) Marshall McLuhan, Understanding Media: The Extensions of Man (New York: McGraw-Hill, 1964), 245.
(8) Bu, bu yılın başlarında HKW’da Anton Vidokle ve Boris Groys’in küratörlüğünü yaptığı “Ölüm Olmadan Sanat: Rus Kozmizmi” isimli gösteride ortaya atılan bir argümandı. Ayrıca bu sayıda, Groys’un makalesine de bakınız. Çalışmaları boyunca kozmosa bol miktarda referans vermesi haricinde Malevich’in Siyah Kare’yle uzay ötesini göstermeyi amaçladığına ilişkin hiçbir işaret yok. Bununla birlikte, “İki Boyutta Köylü bir Kadının Ressamsal Gerçekçiliği” (Painterly Realism of a Peasant Woman in Two Dimensions) isimli eserindeki kırmızı kare, görünüşte bir soyutlamayı bir portre olarak okumaya itiyor. Alain Badiou’nun “Die Passion des Realen” (Alain Badiou, Das Jahrhundert, Zürich: Diaphanes, 2006, S 70ff) eserinde “Beyaz üzerine Beyaz” okumasını da tartıştığım Duyular İmparatorluğu (çevrimiçi olarak eipcp’den erişilebilir) metnimde daha önce bu noktaya değindim. Bu husus, Trevor Paglen tarafından “Orbital Reflektör” projesiyle ilgili yayınlanmamış sunumlarda da yapıldı. (9) Bu nokta, bu makalenin gelecekte yazılmak üzere daha uzun bir versiyonunda sunmam gereken uzun bir açıklama gerektiriyor. Ancak konu, bu sayıda Boris Buden’in Darko Suvin ile görüşmesinde kısmen ele alındı.
(10) Ve potansiyel olarak güneş ışığı yarı akıllı bir şekilde örgütlenir; Stephen Squibb’in bu sayıdaki makalesine bakınız. http://www.e-flux.com/journal/86/163107/the-spheres-of-insurrection-suggestions-for-combating-the-pimping-of-life/
(11) Bu sayıda Yuk Hui’ye bakınız. http://www.e-flux.com/journal/86/163107/the-spheres-of-insurrection-suggestions-for-combating-the-pimping-of-life/
(12) Bunu benim için açıklığa kavuşturan ve beni “On Black Negativity, Or the Affirmation of Nothing: Jared Sexton, interviewed by Daniel Colucciello Barber,”a yönlendiren Tim Morton’a teşekkürler. Bkz. http://societyandspace.org/2017/09/18/on-black-negativity-or-the-affirmation-of-nothing/
(13) Stefano Harney ve Fred Moten’in bu sayıdaki yazılarına bakınız.
(14) Ayrıca bakınız: http://www.e-flux.com/journal/79/94158/all-black-everything/
(15) Siyah Kare‘ye ev sahipliği yapan Rus “Devlet Tretyakov Galerisi” tarafından ortaya atılan, resmin beyaz çerçevesinin silinmiş ırkçı bir yazılamanın izlerini taşıdığına yönelik iddiadan bahsetmekteyim. Bunu kimin kazıdığına dair farklı görüşler var ama bundan bağımsız olarak bana göre bu kompozisyondaki beyaz çerçeve tamamen bununla ilgili. Bakınız, Aleksandra Shatskikh, “Inscribed Vandalism: The Black Square at One Hundred,” e-flux dergi 85 (Ekim 2017), (http://www.e-flux.com/journal/85/155475/inscribed-vandalism-the-black-square-at-one-hundred/).
(16) Bkz. “Researchers capture first ‘image’ of a dark matter web that connects galaxies,” phys.org, 12 Nisan 2017 (https://phys.org/news/2017-04-capture-image-dark-web-galaxies.html).


Çevirmen notları (Ç.N.)

Ç.N.0: Grid (İng.). Metin boyunca, farklı teknik bilimlerdeki karşılığı için ortak terim olarak “kafes sistemi” kullanılmıştır.

Ç.N.1: GH (Tr. Kısaltma; İng. IRL) = Gerçek Hayat’ta. Özellikle çevrimiçi sohbet odalarında kullanılan ve sanal gerçeklik bağlamı dışındaki mekan-zamana işaret eden gündelik ifade.

Ç.N.2: Metnin esasında “race” yani “ırk” geçmekte. Gündelik dilde kuramcılar bu kelimeyi kullanmaya devam etseler de antropolojik ve biyolojik anlamda bu kavramın geçerliğini yitirdiği tanınmıyor. Kavramın yeniden üretimine mikro seviyede engel olmak açısından yerine “etnik köken” tercih edildi.

Ç.N.3: Marx, K. (1933; 1976). Kapital I, Yordam Yayınları (2011), s. 81.
Marx’ın bu mecazında Kapital’in yayınlanmasından yaklaşık on beş yıl önce elit çemberlerde bir çılgınlığa dönüşmüş spiritüel masa döndürme fetişizmine atıfta bulunmasının, meta fetişizminin “dönen masa”dan bile gizemli bir iç devinime sahip olduğunu belirtmeye yönelik daha kapsamlı bir retorik strateji olduğu da ilgili kısmın yorumlamalardan biridir (bkz. https://thingtheory2009.wordpress.com/2009/06/22/turning-tables-2/).

Ç.N.4: Metinde “Uber” hem yeni nesil çevrimiçi taşımacılık firmasına hem de “üstten, yukarıdan” anlamındaki Almanca yer edatına atıfta bulunuluyor. Zıtlığı belirtirken kullanılan Almanca yer edatı “unter” ise “alttan, aşağıdan” anlamına geliyor.