Ana SayfaManşet1915’ten 1978’e: Maraş Katliamı’nın tanığı Aziz Tunç anlatıyor

1915’ten 1978’e: Maraş Katliamı’nın tanığı Aziz Tunç anlatıyor


Röportaj: Müjgan Halis


Maraş Katliamı’nın üzerinden tam 39 yıl geçti ancak katliamın izleri hala dipdiri. 19 Aralık ile 26 Aralık 1978’de yaşanan katliamda, sadece bir hafta içerisinde resmi verilere göre 111 kişi, resmi olmayan beyanlara göre ise 500’ün üzerine insan yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı, 210 ev, 70 iş yeri tahrip edildi. Katliamın hedefinde ise Aleviler, Kürtler ve devrimciler vardı.

Türkiye tarihinin en karanlık katliamlarından biri olan Maraş Katliamı’nın yıldönümünde “Maraş Kıyımı Tarihsel Arka Planı ve Anatomisi”, “Beni Sen Öldür – Maraş / 78” kitaplarının yazarı, araştırmacı Aziz Tunç’la Maraş’ın binlerce yıllık tarihini, kentin 1915’ten 1978’e uzanan soykırım ve katliamlara tanıklık edişini, kentte yaşayan halkları ve maruz kaldıkları baskıları konuştuk.

“Maraş’ın Ermeni gerçekliğini” hatırlatan Aziz Tunç, “Maraş özellikle Ermeni soykırımı ve Ermeni uluslaşması açısından çok önemli bir şehirdi” diyor.

Aziz Tunç

Tunç’a göre Ermeni Soykırımı’yla gayrimüslim halklar Maraş’tan ‘sökülüp atıldı’. 1978’deki katliamla da Kürtlerin ve Alevilerin Maraş’ı kısmen terk etmesi sağlandı. Ancak Tunç, henüz bir bütün olarak Kürtler ve Alevilerin Maraş’taki varlıklarını sürdürdüklerine dikkat çekiyor. Ona göre Terolar’da yapılmak istenen kamp yada Elbistan’daki termik santral ‘dinsel arındırmanın’ sürdüğünün işareti.

Maraş’ın bir Ermeni gerçekliği bulunuyor

Bir zaman makinesindesiniz. Ve şimdi düğmeye bastım. Sizi, 1978’in aralık ayının Maraş’ına götürdüm… Tam 39 yıl öncesindeyiz. Nasıl bir Maraş tasvir edersiniz bana? İnsanlar, coğrafya, politik dengeler, umutlar, umutsuzluklar…

Zamanı geriye doğru sarmak ve yaşanmışlıklara yeniden ve bugünden bakmak harika bir fikir.

Maraş, her ne kadar biz o yıllarda anlayamamış olsak da toplumsal-siyasal özgünlükleri olan bir şehir. Öncelikle Maraş’ın bir Ermeni gerçekliği bulunuyordu ve bu gerçeklik, Maraşlıların bütün hayatını etkileyen tabularından birisiydi. Öyle bir tabuydu ki bu, her Maraşlı biraz Ermeni olmasına rağmen, bu olgu korkunç bir düşmanlığın malzemesine dönüştürülmüştü. Ermenilik Maraş’ta kazınarak sökülüp atılmak istenmiş, ancak gerçek gizlense bile her Maraşlı biraz Ermenileşmişti.

Maraşlıların yaptığı birçok el sanatı Ermenilerden öğrenilmiş sanatlardır. Maraşlıların ellerindeki mal varlıklarının büyük bir kısmı Ermeni mallarının gasp edilmesinin sonucudur.  Maraşlıların birçok kültürel davranışında Ermeniliğin izleri bulunmaktadır.

Maraş 39 yıl önce bugün olduğundan elbette çok farklıydı. Bugün taşrada gördüğümüz küçük, gelişmemiş ama dinamik ilçelerden biri gibiydi. Alt yapısı, yolları, işletmeleri, sanayisi bugün olduğundan on kat daha geriydi. Otogar olarak şehrin içinde köy araçlarının da kalktığı bir yer kullanılıyordu.  Şehir içindeki çamurlu yolların da at arabalarının üç tekerlekli motosikletlerin ve traktörlerin dolaştığı bir kasabaydı. Devlet binaları olarak kullanılan en görkemli binaları birçoğu Ermenilerin taş binalarıydı.

Ermenilerden kalma altın işçiliği ve bakır işletmeciliği en revaçta olan ekonomik zanaatlardı. Pamuk başta olmak üzere daha çok tarıma dayalı bir ekonomik yapısı bulunmaktaydı.

Maraş, o dönem bütün şehirlerin yaşadığı kaderi yaşıyordu. 1965-1973 arasında çevre ilçe köy ve kasabalarda Maraş merkeze doğru, hızlı ve yoğun bir göç yaşanmaya başlamıştı. Maraş’a gelen herkes, ya küçük bir işletme açıyor veya küçük bir işletmede kendisine iş buluyordu. Tarım işçiliği ve tarıma dayalı küçük işletmelerde çalışan işçiler, nüfusun en dinamik ve en kalabalık kesimini oluşturuyorlardı.

Şehre gelen yakın köylerdeki Türk Sünniler daha çok günü birlik işlerde çalışıyor akşam evlerine gidiyorlardı. Ancak Kürt Aleviler daha çok yerleşik veya yarı yerleşik bir durum alıyorlardı. Ya bir tanıdıklarının evinde kalıyor veya küçük bir ev kiralıyorlardı.

Bu dönem siyasal gelişmelerin bütün toplumsal kesimleri etkilediği dönemdi. Zaten 1970’lere geçerken özellikle Nurhak’ta devrimcilerin faaliyetleri Maraşlıları da etkilemiş, çok sayıda Maraş’ın yerlisi, devrimci faaliyetlerde yer almaya başlamıştı.

Bu yıllarda Maraş’ın siyasal-toplumsal yapısı, daha demokratik bir özellik taşıyordu. Toprak işgalleri ve fabrikalarda çalışan işçilerin hakları için mücadeleler yaşanıyordu.  DİSK, ayrıca TÖB- DER, TİP ve birçok devrimci yapının dernekleri bu sürecin etkin kurumlarıydılar. Maraş bu yıllarda umudun en diri olduğu, Alevi ozanlarının hem yetiştiği hem de çok sık faaliyet yürüttüğü bir şehirdi.

Maraş’ın bölge coğrafyası için tarihsel önemi hakkında bize neler anlatabilirsiniz? Özellikle başta Ermeniler olmak üzere yaşayan halklar, nitelikleri, maruz kaldıkları baskılar açısından…

Maraş çoklu kimliğiyle çeşitli özgünlükleri içinde barındıran bir şehirdi. Maraş’ın Hititli bir komutan tarafında kurulduğu düşünülmektedir. Değişik halklarının yaşadığı ve birçok siyasal iktidarın gelip geçtiği Maraş, 1240’larda Babailer İsyanı’nın yaşandığı ve 1500’lü yıllara gelirken, Memlukluların, Safevilerin ve Osmanlıların ortasında Dulkadiroğlu Beyliği’ne bağlı olarak varlığını korumak ve sürdürmek zorunda kalan bir şehirdir. Yavuz’la Şah İsmail arasında yaşanan savaşta Maraş, Osmanlıların denetimine geçmiştir. O günden sonra Maraş, Osmanlıların saldırıları ve buna karşı direnişlerle anılmakta, bilinmektedir.

Maraş özellikle Ermeni soykırımı ve Ermeni uluslaşması açısından çok önemli bir şehirdir. Sadece Ermenilerin yaşadığı ve özerklikle yönetilen, bugün adı Süleymanlı olarak değiştirilmiş olan Zeytun, Maraş’a bağlıydı. Maraş’ın içinden de Ermeniler oldukça güçlü bir toplumsal ve örgütsel yapıya sahiptiler ve diğer halklarla birlikte yaşıyorlardı.

Osmanlının son dönemlerine kadar böyle devam eden durum, Fırka-i Islahiye adlı özel ordu tarafında değiştirildi ve halklar arası düşmanlıklar yaratılmaya geliştirilmeye başlandı. Bu gelişme Maraş’ın tarihini katliamlarla anılır hale getiren en önemli gelişme oldu.

Ermeni Soykırımı’ndan 1978 Katliamı’na

Çıkmadık zaman makinesinden. Birden şehrinize birtakım insanlar doluştu. Kimdi o insanlar? Niye sizin şehrinizi seçti?

Evet, birden şehrimize kirli kanlı karanlık unsurlar dolaşmaya başladılar. Ama bu katliamcı unsurların Maraş’a gelmelerinden önce de Maraş’ı kana bulamak isteyenlerin katliam hazırlıklarına başladıklarını görüyoruz.

Atom Enerji Kurumu’nda bombalı paketler yapılmış, bunlar ilgili şehirlere gönderilmişti. Bu bombalardan birisi Malatya’da patlamış, belediye başkanı ve ailesinde üç kişi katledilmişti. Aynı bombanın bir benzeri Pazarcık’a gönderilmişti

Maraş’ın içinde de katliamın hazırlıkları sürdürülüyordu. ETKO çetesi birçok yere saldırı yapmış birçok ev, işyeri ve kurumu bombalamıştı. Bunlardan birisinde Gijik Dede (Sabri Özkan) katledilmiş, bir öğretmen yaralanmıştı.

Katliamın mekanizması kanlı karanlık tuzaklarına devam etmiş, kasım ayında ÜGD (Ülkücü Gençlik Derneği) kurdurulmuş, katliam güruhunun hazırlanmasının bir adımı daha atılmıştı.

“Bir film gelir şehre” der ya şair, Maraş’a da 16. Aralık’ta bir film gelir. Ancak bu film, şiirde olduğu gibi güzellikler, özlem ve sevgi adına gelmez. Tam tersine kanlı bir katliamın başlangıç vuruşu için getirtilir ve oynatılır. Ancak ticari bir amaç taşımadığı belli olan bu filmi kimin getirip oynatma talimatı verdiği, karanlık bir muamma olarak kalır. Bu film, Cüneyt Arkın’ın başrolünü oynadığı, “Güneş Ne Zaman Doğacak” adlı kaba ırkçı propaganda yapan bir film.

Ülkücü Gençlik Derneği ve faşist polislerin derneği olan ve POL-BİR’li polislerin denetiminde üç gün boyunca bu film oynatılır. Filmi izleyerek ırkçılığın illüzyonist etkisine giren katliamcı güruhun yeterince kendinden geçtiğine hükmeden katliamcılar, son hamle için düğmeye basarlar.

19 Aralık günü Çiçek Sineması’na ‘Solcular attı’ görüntüsü verilerek basit bir patlayıcı atılır. Irkçı duyguları kontrol edilemez düzeyde tavan yapmış olan canavarlaştırılmış güruh, o saatten sonra sokakları gasp eder, katliamcı saldırılarına başlarlar.

Direniş ve katliam

Ve Çiçek Sineması’na bomba konuldu. Sonrasında gelişen provokasyon ortamını hangi sözcüklerle betimlersiniz? Örneğin tek tek Alevilerin gözlerinde gördükleriniz neydi? Korku, şaşkınlık?

Sokağı işgal eden katliamcı güruh, demokratik kurumları Kürtlerin, Alevi ve solcuların ev ve işyerlerini tahrip etmeye başlamışlardı. Bu esnada Kürtlerin, Alevilerin ve solcuların, özellikle örgütlü yurtseverlerin ve sol çevrelerin ilk yaptığı korunma ve direnme hazırlıkları yapmak oldu. Halkın örgütsüz ve siyasal gelişmelerden uzak durarak kendilerini koruyacaklarını sanan kesimleri ise kaygı, korku ve panik içinde hakaret etmeye başlamışlardı.

Çiçek Sineması’ndan sonra arka arkaya iki gün saldırıların dozunu yükselten yeni saldırılar yapıldı. 20 Aralık’ta Karamaraş Mahallesi’nde Alevilerin, solcuların ve Kürtlerin gittiği bir kahveye patlayıcı atılır. 21 Aralık’ta iki devrimci öğretmen sokak ortasında ve arkasından ateş edilerek katledilir.

22 Aralık’ta öğretmenlerin cenaze töreni yapılmak istenirken 30 bini bulan katliamcı güruh cenaze törenine saldırarak katliamı yaygınlaştırır ve derinleştir. Çarşıda bulunan Alevi Kürt ve solcu ev ve işyeri ile demokratik kurumlara yapılan saldırlar artık mahallelere yönelmiştir.

Zaman makinesi şimdi Maraş’ın Alevi mahallelerinde. Sene 1978. Rica etsem adlarını da zikrederek, bize o mahallelerin bir haftasını anlatır mısınız?

Öncelikle en yoğun ve en önce saldırının yapıldığı Yörükselim Mahallesi’ydi. Öğretmenlerin cenazelerinin bulunduğu devlet hastanesi Yörükselim Mahallesi’nin bitişiğindeydi. Yörükselim üç koldan kalabalık bir güruh tarafında yoğun saldırılarla kuşatılmıştı. Bu saldırının Yörükselim halkının ve devrimcilerin direnişiyle karşılaşması üzerine, dağılan katiller güruhu en yakınında ve savunmasız insanların bulunduğu diğer mahallelere yöneldiler.

Bu anlamda Serintepe Mahallesi hem en kenarda olduğu hem de savunma hazırlıklarının yapılmadığı bir mahalle olarak büyük bir kaybın yaşandığı bir mahalledir.

Katliamcılar saldırılarını diğer mahallelerde sürdürmeye devam ettiler. Karamaraş, İsa Divanlı, Yenimahalle ve Bağlarbaşı mahalleleri, üç gün boyunca bu katliamcı saldırıların hedefindeydi.

Bu süre içinde mahallelerde fırsat bulup kaçmak isteyenler Maraş’ın çıkışında yolları kesmiş olan katliamcılar tarafından yakalanmış, katledilmişlerdir.

Aynı şekilde, yakın köylerde bulunan ve şehirde yaşayan yakınlarının akıbetini merak eden veya katliamcılara karşı direnişe katkı sunmak amacıyla Maraş girmek isteyenler katledilmişlerdir. Yani katliamcılar Maraş’ta yapmayı tasarladıkları etnik ve dinsel arındırmayı tamamlamak için şehir dışında da katliamlarına devam etmişlerdir.

Tarih pek çok katliam gördü, dinledi, tarihçiler bunu eksiğiyle gediğiyle yazdı. Örneğin Yahudi Soykırımı’nın, benim zihnimdeki en net imgesi vagonlar ve gaz odalarıdır. Maraş’ın ise tek bir imgesi var. Hamile kadınların karınlarından çıkarılan bebekler. Tanımını bile yapmakta zorluk çektiğim bir kötülüğe tanıklık ettiniz. Bu kötülüğü tarif edin desem, dağarcığınızdan neler dökülür?

Katliamları sadece kaba vahşetle anlatmak eksik olur. İnsanlığa ve insana ait olan bütün değerlerin katledilmesinin adı katliamdır. O nedenle elbette sayısız vahşetin içinden geçilmiştir. Döndü Ünver’i yedi buçuk aylık, Esma Suna’yı dokuz aylık bebeğiyle birlikte katletmişlerdir. Ali Traş’ı parçalara ayırıp kazana akıttıkları kanında kaynatmışlardır. Tecavüzler, çocuklara el koymalar, ıssız arazide yaşlı dede Mustafa Acinikli’nin katledilerek cesedinin toprağa saklanması, katledilmiş olan iki insanın cesedinin yok edilmesi, katledilmiş insanların mezarlarının kayıp olması gibi sayısız insanlık değerleri yok edilmiştir.

Ve direniş… Maraş bir katliamdı elbette ama direnenler de vardı. Nasıl örüldü o direniş? Nasıl direnildi?

Aslında genel olarak bütün katliamlardan bir direnişin varlığını kabul ve tespit etmek önemlidir. Çünkü zaten katliamlar özellikle direnişleriyle varlıklarını ve kimliklerini, dinsel özelliklerini koruyan toplumsal kesimlere yönelik olarak yapılan operasyonlardır. O nedenle Maraş Katliamı’ndan da bir direniş yaşandığını özellikle belirtmek gerekir.

Direniş yetersiz bir hazırlıkla biraz da kendiliğinden gelişmiştir. İlk olarak Yörükselim Mahallesi’nde ve ilk saldırıların başladığı anda karşı koyuşlar gerçekleşti. Zaten bunun için özel bir çabaya ve çağrıya gerek yoktu. Halkın tüm kesimleri ve devrimci- yurtsever gruplar, ellerinde hangi araç varsa onunla direnişe dahil olmuştur. Özellikle henüz yeni parti kuruluşunu ilan etmiş olan ve daha çok Apocular olarak bilinen yurtseverler, Devrimci Savaş ve Devrimci Halkın Birliği bu direnişin içinde yer alan gruplardı. Bunların hepsi de olanaklarını zorlayarak bu direnişte yer almışlar büyütmeye geliştirmeye çalışmışlardır. Bunlardan Pazarcık Yolboyu köyünün muhtarı Mehmet Mengücek, Karamaraş’ta çatışmada şehit düşmüş, Minehüyük köyünde direniş için insan ve silah getiren ve yeni arkadaşların ve silahların getirtilmesi için tekrar köye dönerken yolda katledilen Veysel Kalkandelen, Adıyamanlı Mahmut Ünal bu direnişte şehit düşen arkadaşlardan bazılarıdır.

Bunun dışında Şeker Apartmanı’nda direnen halktan insanlar olmuş, ayrıca yine Karamaraş Mahallesi’nde Hasan Solma adlı yaşlı amca kendisini korumak için direnmişlerdir.

Zorla göç ettirme

Her etnik temizliğin en önemli hedefi göçertmek, imansızlaştırmaktır. Bu, tarihte defalarca kanıtlanan bir gerçek. Katliam sonrası, Maraş da başta Avrupa ülkeleri olmak üzere büyük bir göçe tanıklık etti. Göçle ilgili analizleriniz nelerdir?

Maraş’ta Ermeni Soykırımı’nda tehcir uygulaması zaten fiili bir göç ettirme idi. Katliamlardan sonra hedef kitlenin göçmesini sağlamak onların mal varlıklarına el koymak katliamın bir parçası olarak gerçekleştirilmektedir. Aynı süreç ve aynı karanlık hesaplar Maraş katliamından da yaşanmıştır.

Maraş katliamıyla birlikte Maraş’ta yaşayan özellikle Kürt ve Türk Aleviler Maraş’ı hızla terk etmişlerdir. Katliamdan sonra köylerine dönen Aleviler, Maraş’ta  güven içinde yaşamanın imkânsızlığına karar vererek Maraş’tan ayrılarak yurtdışına çıkmak zorunda kalmışlardır.

Katliamdan dolayı Maraş’ı terk edenlerin mal varlıklarına büyük ölçüde el konmuş, arsaları evleri gasp edilmiştir. Aynı durumun Ermeni Soykırımı’nda da yapıldığı bilinmektedir. Ancak şu farkın da bilinmesi önemlidir: 1978 Maraş Katliamı’nda el konulan evler, arsa ve maddi değerler Ermeni Soykırımı’nda el konulan mal varlıklarıyla ölçülebilecek düzeyde değildir. Aleviler sonuçta henüz yeni gelmişlerdi ve büyük çoğunluğu yoksuldu. İşlerinde çok az işveren bulunuyordu. Çoğunluğunun mal varlığı bir gecekondu, bir ev ya da arsaydı. Nakit varlıkları da çok fazla değildi. Ancak bu gerçek katliamcıların el koyma tutumlarını, yağmacılıklarını ve gasp etme politikalarını hafifletmez, değiştirmez.

Bugünün Maraş’ı büyük bir karanlığa hapsedilmiş durumda

Şimdi sizden şunu öğrenmek istiyorum: Yüzyılın başındaki Maraş ve şimdiki Maraş. Karşılaştırmalı bir portre çizer misiniz bana?

Yüz yılın başındaki Maraş’ın bütün katliamcı politikalara rağmen, farklılıkların bir arada yaşayabildiği bir iklime sahip olduğunu tespit edebiliyoruz. Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Kürtler, Türkler Aleviler, Sünniler ve Hıristiyanlar hep bir arada yaşıyordu.  Ne zaman ki Türk ulusu yaratılmaya çalışıldı o zaman katliam ve soykırım politikaları üretilerek uygulanmaya başlandı.

Maraş’ın yüzyılın başında 17 kilisesi, çok sayıda Ermeni okulu, Ermeni hastanesi bulunuyordu. Ermeniler ve diğer Hıristiyan halkların devletle olan ilişkilerini devlet kurumlarında yer alan Ermeniler yürütüyordu. Zeytun, Ermenilerin özerk olarak yaşadığı ve kendi kendilerini yönettikleri bir yerleşimdi.  Zeytun, Ermeni kaymakam, Ermeni belediye başkanı, Ermeni askeri ve güvenlik gücü olan özerk bir şehirdi.

Bugünün Maraş’ı ise büyük bir karanlığa hapsedilmiş durumda. Seçim çalışmalarında çok yakında izleme olanağım oldu. Katliamla yaratılan korku, tedirginlik, güvensizlik ortamı Maraş’ı zehirlemiş bulunmaktadır. Maraş’ta yaşayan bir avuç harami dışında hiç kimse sağ ve sağlıklı değil; herkes yaralı, herkesin bir yanı eksik.

Katliam, her türlü insan haklarını ve demokratik hak talep etme olanağını ortada kaldırmıştır. Böylece ortaya çıkan korku iklimiyle dehşetli bir güvensizlik ve sınırsız bir sömürü ortamı doğmuştur.

Yargılamalar katliamın sorumlularını gizliyor

Ve Maraş Katliamı yargılamaları. Mağdurların fail olarak ilan edilmesi ve Meclis’e ellerini kollarını sallayarak giren soyadları değiştirilmiş failler. O yargılamalardan aklınızda kalan ne?

Katliamın yargılamaları tamamen katliamın sorumlularının gizlenmesini katliam gerçeklerinin karanlığa gömülmesini sağlamak amacıyla yapılmıştır. Zaten yargılamaların bir anlamda iddianamesini, dönemin jandarma genel komutanı Sedat Celasun’un MGK’ya yazdığı bir rapor oluşturmuştur. Buna göre Maraş Katliamı, “Alevilerden destek alan solcu gençlerin yaptıkları eylemlerden rahatsız olan Türk Sünni halkın normal tepkisi” olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeye bağlı olarak Maraş Katliamı’ndan çok sayıda mağdur da kendilerini savunmaya ve korumaya çalıştıkları için katliamcı gibi yargılanmışlar ve cezalandırılmışlardır.

Ayrıca Maraş Katliamı yargılamalarının en unutulmaması gereken boyutu da mağdur avukatlarının katledilmiş olmasıdır. Halil Sıtkı Güllüoğlu, Ceyhun Can ve Ahmet Abakay sadece katliam mağdurlarını savundukları için katledildiler.

Aziz Tunç’un tanıklığı ve gözlemleri

Biraz da kişisel sorular sorayım. Maraş sonrası, sizin Aziz Tunç olarak hayatınız nasıl değişti?

Ben Maraş Katliamı’ndan birçok arkadaşla birlikte Yörükselim Mahallesi’nde direnişin içindeydim.  Beraber olduğum iki arkadaş ve halktan birisiyle birlikte yakalandık. Herhangi bir suçlamayı ispat edemedikleri için, altı ay sonra tahliye oldum.

O dönemden sonra Maraş benim için sadece doğduğum il olmaktan daha öte bir anlam taşımaya başladı. Katliamı yaşamış ve önleyememiş olmak bir ağırlık gibi insanın üzerine çöküyor. Belki de bu ağırlıktan dolayı, Maraş konusunda çalışmalar yapmak beni daha çok heyecanlandırıyor ve etkiliyor. Kendimi Maraş’a ve Maraşlılara karşı borçlu hissediyorum.

Gazeteci olarak bizzat izledim, yıllar sonra Maraş’ta milletvekili adayı olarak çalışma yürütürken, katliama katıldığını bildiğiniz insanlarla görüştünüz-buluştunuz. O insanlarda gördüğünüz neydi? Şunu hatırlatarak sormak istiyorum: Nazi soykırımı kurbanı yazar Elie Wiesel, “Soykırımın inkârı kurbanları ikinci kez öldürür” der. El sıkıştığınız o insanlarda pişmanlık gördünüz mü?

Aslında ben o görüşmeleri katliama ilişkin kapsamlı bir çalışmanın ilk adımı olarak düşünmüştüm. İlk fırsatta katliamın bu icracılarının durumuna ilişkin çok yönlü bir çalışma yapmaya, ‘Beni Sen Öldür’ kitabını yazarken karar vermiştim. Seçim çalışması esnasında ise bu amaçla bulabildiğim, katliama karışmış, katliamda bir biçimde fonksiyon icra etmiş olan bu unsurlarla görüşmeler gerçekleştirmiştim. Ne yazık ki bu çalışma sürgün olmamdan dolayı şu an kesildi.

Bu unsurlar, örneğin Ökkeş Kenger ve benzerleri gibi katliamı savunmuyorlar, sahip çıkmıyorlardı. Aldatıldıklarını Alevi Kürt ve solcu düşmanlığı kullanılarak katliama dahil edildiklerini söylüyorlardı. Katliamı daha çok ‘dışarıdan gelenler’ diye soyut bir kavramla ifade ettikleri unsurların üstüne atıyorlardı. Katliamın sonuçlarından da memnun değillerdi. Örneğin özellikle bölgenin Kürt Türk Alevilerinin Maraş’ı terk etmiş olmalarından memnun değillerdi, onların eksikliğini ifade ediyorlardı.  Katliamı ve yaşanmış travmaları savunan olmadı. Dengeci yaklaşımlarla kendilerinin de mağduriyetlerini anlatarak rahatlamaya meşruiyet edinmeye çalışıyorlardı.

Yüzleşme fiili çoğunlukla fail açısından merak edilir. Ama bir de mağdur vardır. Mağdurların -aradan neredeyse 40 yıl geçmiş olsa bile- ve o mağdurların yetiştirdiği kuşakların travmaları, aktardıkları bellek… Hâlâ diri değil mi?

Bu anlamda şu gözlemimi çok net ifade etmek isterim: Mağdurların tamamı o travmanın etkilerini günlük hayatlarında yaşamaktadırlar.

Neredeyse bu insanların günlük hayatlarını şekillendiren Maraş Katliamı’nda yaşadıkları olmuştur.  Halen benzer bir saldırı olacakmış gibi tetikte tedirgin ve kaygılı bir yaşam sürdürmektedirler. Tekrar bir katliam olduğunda kaçamayacağını düşünerek apartmanların üst katlarında oturmaktan korkan insanlarla görüştüm. Katliamın etkisinden dolayı gürültüden korkan mağdurlarla karşılaştım. Katliam travmasından dolayı psikolojik rahatsızlıklar yaşayanlar vardı. Her katliam mağdurunun hikayesi, başlı başına birer trajedidir.

Devlet Maraş’ta etnik ve dinsel arındırma sürecini tamamlayamadığı için saldırılar sürüyor

Sizden sonra, aslında 7 Haziran’dan sonra, Maraş’ta Alevi yerleşim yerlerine yine bir devlet müdahalesi yaşandı ve bütün karşı çıkışlara rağmen cihatçı kampları kuruldu. Az önce sorduğum soruyu bir de bu bakış açısıyla cevaplarsanız, sizce devletin Maraş’la işi neden bitmiyor?

Devlet Maraş’ta etnik ve dinsel arındırma sürecini tamamlayamadığı için bu tür saldırılar devam etmektedir. 1915-1922 Ermeni Soykırımı’yla gayrimüslim halklar bu topraklardan sökülüp atıldılar. 1978 Katliamı’yla Kürtlerin ve Alevilerin Maraş’ı kısmen terk etmesi sağlandı. Ancak henüz bir bütün olarak Kürtler ve Aleviler Maraş’taki varlıklarını sürdürdükleri için Terolar’da yapılan kampla etnik ve dinsel arındırma devam ettirilmek istenmektedir. Aynı uygulamalar Maraş’ın diğer ilçelerde de özellikle Kürt ve Alevilerin yaşadığı alanlarda devam etmektedir. Elbistan’da termik santralleri, Pazarcık’ta çimento fabrikaları bu zihniyetin sonucu olarak yapılmak istenmektedir.

Şimdi yıllar sonra, Avrupa’nın değişik ülkelerinde yaşayan Maraşlılar olarak bir girişim kurdunuz. Hayal bu ya, dünya tersine dönse, döner mi Maraşlılar topraklarına?

Kesinlikle döner. Bu iddianın zayıf olduğunu düşünenler olacaktır elbette. İnsanın doğup büyüdüğü toprakla ilişkisi sadece fiziki bir ilişki değildir. Bu ilişkinin kültürel ve sosyal bir boyutu bulunmaktadır.  İnsanlar ve toplumlar doğrudan yaşamamış olsalar bile, hatta aradan yüzlerce yıl geçse bile, ata topraklarına karşı bir ilgi, bir özlem duymaya devam etmektedirler. Maraşlı Ermeniler yüz yıl önce kopartıldıkları topraklara dönemeseler bile o toprakları görmenin, ziyaret etmenin umudunu içinde taşıdıkları içindir ki bugün dünyanın birçok yerinde Maraşlı Ermenilerin dernekleri bulunmaktadır. O nedenle Maraşlı Kürtler ve Aleviler o topraklardan vazgeçmeyecek, o toprakları terk etmeyeceklerdir. Kaldı ki bugünün koşulları Ermeni Soykırımı’nın yaşandığı koşullar değildir. Bugün ne Aleviler ne de Kürtler Ermenilerin yaşadığını yaşayacak kadar zayıftırlar ne de Türk devleti istediği soykırımı yapabilecek kadar güçlüdür.

O nedenle Maraşlıların Avrupa’da veya dünyanın başka bir yerinden de olsalar kendi topraklarına dönecekleri konusunda en küçük bir kuşkum yok. Maraşlıların terk edeceği bir karış toprağı yoktur.

Katliamcılara karşı özsavunma mekanizmaları üretilmeli

Son sorum şu: Maraş Katliamı elbette öncelikle doğrudan o kentte yaşayan Alevileri hedefledi ve etkiledi. Ancak Anadolu’da yaşayan bütün Alevilerin de tıpkı yıllar sonraki Sivas gibi miladı oldu, Maraş Katliamı. Örneğin çocukluğumda büyüklerimizin ‘kahraman’ değil ‘kanlı’ Maraş tabiri, hâlâ hatırımda. Zaten amaç da bu belleği yaratmak mıydı sizce? Alevileri toplumsal dinamizmin tabanı olmaktan çıkarmak mı?

Tarihleri boyunca devletlerin Alevilerle hesabı olmuştur. Aleviler toplumsal özellikleri itibarıyla devlete karşı tutum alan toplumsal yapılarla birlikte olmuşlardır. Bu nedenle Hep Alevileri kontrol etmek, denetim altına almak devletlerin en temel görevleri arasında olmuştur. Aslında bu anlamsız bir düşmanlıktan kaynaklanmıyor. Tam da söylediğiniz gibi Alevilerin toplumsal dinamizmin tabanı olması devletlerin bu politikalarının temel nedenidir.

Maraş katliamından da aynı şekilde Alevilerin dönemin en diri toplumsal tabanı olması bu katliamın planlanıp gerçekleştirilmesine yol açmıştır.

Ezilen tüm toplumsal yapılar gibi Alevilerin de yapılan bunca katliamlardan sonra, bir kez daha katliamlara izin ve fırsat vermemesi gerekir. Bunun için yapılması gereken bir tek şey vardır o da çok açıktır: Katliamcılara karşı özsavunma mekanizmaları üretilmeli, bunun yöntem ve araçları geliştirilmelidir. Alevilerin kimseden merhamet dilenmeleri, kimseden adalet beklemeleri söz konusu değildir. Katliamcı politika ve uygulamalara karşı direniş zorunlu ve hayatidir.