Ana SayfaYazarlarMüjgan HalisBir gökçe fidan: Erdal Eren

Bir gökçe fidan: Erdal Eren


Müjgan Halis


13 Aralık 1980. Cuntanın bir çocuğu astığı tarih olarak geçti tarih sayfalarına. Aradan tam 37 yıl geçti.

37 yıl sonra, Erdal Eren’in çocuk yaşta idamıyla sonuçlanan olayları hatırlamak her gazetecinin boynunun borcu.

Erdal Eren; 25 Eylül 1964’te Şebinkarahisar’da doğdu. Türkiye Devrimci Komünist Partisi-İnşa Örtgütü ile devrimci saflara katılan Erdal Eren önce Yurstever Devrimci Gençlik Derneği’nin ve Türkiye Genç Komünistler Birliği’nin üyesiydi.

Eren; Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencisi Sinan Suner’in, 30 Ocak 1980 tarihinde MHP’li bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir tarafından vurularak öldürülmesiyle sokağa çıkan gençler arasındaydı. Erdal Eren, Suner’in öldürülmesini protesto etmek için 2 Şubat 1980 günü düzenlenen gösteride gözaltına alındı. Gösteri sırasında çıkan çatışmada er Zekeriya Önge’yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Erdal Eren, yargılanarak bir buçuk aydan daha kısa bir süre içinde, 19 Mart 1980 tarihinde idama mahkûm edildi. Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan karar, 13 Aralık 1980′de Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde infaz edildi.

Ancak Erdal Eren’in bulunduğu yerden Önge’yi vuramayacağı gerçeği örtbas edilmişti. 17 olan yaşı mahkeme kararıyla büyütülen Erdal hakkında alelacele verilen idam kararı, sahnede oynanan oyunu gözler önüne seriyordu.

Hatırlayalım:

Erdal’ın idamından önce olay yerinde keşif yapılmadı. Olay yerinde bulunan 24 kişi ve tanıklar dinlenmedi, yalnızca askerler dinlendi. Er Zekeriya Önge’nin üzerindeki elbiseler Adli Tıp Kurumu’na gönderilmedi. Askerlerin ifadeleri arasındaki çelişkiler görmezden gelindi. Askerlerin silahlarıyla olay yerinde kullanıldığı öne sürülen silahların balistik incelemesi yapılmadı. Önge’nin ölümüne neden olan kurşunun mesafesine ilişkin inceleme yapılmadı. 10 santimlik mesafe atışlarında oluşan kurşunun etrafındaki yanığın nedeni konusuna açıklama getirilemedi, çünkü Erdal’la Önge arasında 10-15 metre mesafe vardı. Erdal’ın üzerinde bulunduğu yükseklikle Önge’nin sırtına giren kurşunun giriş açısı ile yönünün çeliştiği göz ardı edildi. Erdal’ın yaşının kemik incelemesiyle belirlenmesi talebi yerine getirilmedi. Önge’nin otopsisi Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde yapıldı ancak Ankara Numune Hastanesi Beyin Cerrahisi bölümünden Oktay Çetinsoy adlı bir stajyere yaptırıldı. Tüm araştırmalara rağmen bu isimde birinin varlığı tespit edilemezken bu sorular mahkemede yanıtsız kaldı.

Erdal hakkındaki yargılama, en azından normal koşullarda gerçekleşseydi Erdal, “ölümle biten kavgaya karışmak” suçundan o zamanın ceza yasalarına göre en fazla 6 ay hapis cezası alacaktı.

Erdal’ın avukatları kararı temyiz etti, Yargıtay 3. Dairesi kararı 2 kez bozdu. Başsavcılığın itirazı üzerine dosya Yargıtay Daireler Kurulu’na gitti ve orada onandı. Erdal’a ve avukatlarından Nihat Toktay’a yaptıkları savunmalar nedeniyle “mahkemeye hakaret” suçlamasıyla dava açıldı. Erdal, öldürüldüğü için bu dosyadan yargılanamazken Toktay 4 ayını cezaevinde geçirdi.

Dönemin hukuksuzluğu, Yargıtay 3. Dairesi üyelerinden emekli Hakim Albay Ahmet Turan tarafından 27 yıl sonra itiraf edildi. Dosyada kesin delil bulunmadığını söyleyen Turan yıllar sonra şu itiraflarda bulundu:

Askeri Yargıtay Başsavcılığı kararı ‘onayın’ diye bize göndermişti ama biz, kararı yine yetersiz bulduk. Burada çok hassas bir nokta var; vurulan erin cesedinden çıkarılan mermi çekirdeği ile sanığın tabancasından çıkan mermi çekirdeklerinin doğru dürüst mukayesesi yapılmadı. Olay yerinde iki tabancaya ait boş kovanlar bulunuyor ama onların Adli Tıp’a gönderilip mukayesesi yapılmadı. Eri vuran kurşun, yüzde 100 Erdal’ın tabancasından çıktı diye bir şey yok dosyada. Çünkü incelenmemiş.

En önemlisi; Erdal Eren, girdiği bir evin bahçesinde sinmiş bir yere. Askerler geliyor. Elinde de kendi tabancası var, gelişigüzel ateş etmiş. Diyelim ki gelen askerleri hedef gözeterek ateş etti. Üzerine gelen askerlerden biri öldüğüne göre göğsünden yara alması lazım. Halbuki vurulan asker sırtından vurulmuş.

Şimdi sizi bir isimle daha tanıştıralım ya da unuttuğunuz o ismi size anımsatalım. Adı Hüseyin Yalçın, cellat. Erdal Eren’in idamının celladı. Onu son gören kişilerden biri şöyle anlattı o da yıllar sonra Erdal Eren’i:

Ailesi için mektup falan vermedi. Sorulduğu zaman pişman olmadığını söyledi. ‘Kahrolsun faşizm’ dedi.

Yıllar sonra Mamak’ın kadın devrimcileri Erdal’ın o son sözlerini marşlara güfte yaptılar:

O genç bir yiğitti o / O genç komünistti O / küçücük gözleri / incecik elleri / kocaman kocaman yüreğiyle

Deniz’im, Yusuf’um, İnan’ım / tohum saçtınız çorak topraklara / ulaşmak istediğiniz hedefe varmak için / bu toprak elif elif işlendi / ve çelik su vere vere sertleşti

Suların çağıltısı / dağların uğultusu / halkının onuruydu o / halkının coşkusuydu o

Erdal’ım / darağaçlarında Denizleri yaşatan / körpecik fidanım benim / Andın andımız / Sevdan sevdamız.