Ana SayfaYazarlarAkın OlgunBir küçük adam ve milyonlar – Akın Olgun

Bir küçük adam ve milyonlar – Akın Olgun

Akın Olgun


Televizyonda bir işkenceci, işkence tekniklerini hatırlatıyor, nasıl yapılması gerektiğini tarif ediyor.

Hayaları avuçlayıp parmaklarının arasında burkuyor, manyetoyu çeviriyor hızlıca, askıya çekiyor, eti kemikten, ruhu bedenden koparmak için duvardan duvara savuruyor.

Daha fazla konuşmak, daha fazla anlatmak ve daha fazla yöntem göstermek için dirseklerini masanın üstüne dayıyor, gömleğinin kollarını yukarı doğru sıyırıyor, göbeğini masanın altına doğru sürüklüyor, ayaklarını sandalyenin bacaklarına doluyor ve eline aldığı copu gözünde canlandırdığı kurbanın makatına sokmak için sandalyeden aldığı destekle “işte böyle, böyle işte” diyerek ağzından ıkınıyor. Heyecanlanıyor ve tahrik oluyor yaptığı işten. “Tecavüz kaçınılmazsa, zevk al” diyerek bağırmaya, bir yandan da pantolonun düğmelerini çözmeye başlıyor.

Bütün ülke seyrediyor.

“Aç aç aç” diyerek yükselen sesleri duyuyor. Yalnız değil biliyor.

Karşısındakine, “kollarını tut şerefsizin” diyor, program masası bir işkence tezgahına dönüşüveriyor.

“Aç aç aç” diyerek yükselen sesler stüdyonun içine doluşuyor. Stüdyoda kim varsa koşuşturmaya başlıyor. (Bilin ki hiçbir işkence tek kişilik değildir, çoğul bir suç ortaklığıdır.)

“Tutun, ayaklarını tutun” diyor. Kurbanın kollarına, bacaklarına sarılıp ayırıyorlar.

“Aç aç aç” diyen sesler işkence zikrine tutuluyor şimdi.

Etini sıkıyor kurbanının, sıkıyor ve vuruyor.

Sıkıyor ve vuruyor.

Sıkıyor ve vuruyor, vuruyor ve sıkıyor.

Isırmaya başlayor, koparabilmek için dişlerine geçirdiği eti çekiyor. Kopmuyor et, dişlerinin arasından sızan kanın tadı bulaşıyor ağzına.

“Kafasını tutun lan kafasını” diyor. Kameraların arkasından koşuşturuyor diğerleri. İşkence tezgâhına dönüşen masanın üstünde bir insan çırpınıyor.

“Demek öyle ha, demek reise, vatana ha…”

Kesilen soluğuna karışan terini siliyor hızlıca.

Gözleri büyümüş, ipek gömleğine sıçrayan kan, benek benek lekeler oluşturmuş.

Kurbanı kımıltısız duruyor masanın üstünde. Bütün vücudu siyaha kesmiş.

Bütün ülke seyrediyor.

Kollarını, bacaklarını tutanlar ellerini çekiyorlar kurbanın üzerinden. Kurbanın el ve ayakları şiş, toplanan kan morlaşmış.

“Aç aç aç” sesleri diniyor.

Pantolonunu yavaşça beline topluyor, ipek gömleğini içine özenle yerleştirerek düğmesini ilikliyor ve fermuarı sertçe yukarı çekiyor. Geniş kalçalarını pantolonun içine oturduğundan emin olmak için, kayışından tutup sallıyor kendisini bir iki. Sandalyesini altına, göbeğini ise içine doğru çekiyor. Diliyle dudaklarını yalıyor. Gözlüğünü, eliyle iki kaşının ortasına doğru itekliyor.

Program sunucusu, kenardan kendisine uzatılan peçeteyle masanın üstünü siliyor. Çağrılan temizlikçiler yeri hızlıca pas pas ediyorlar.

Bütün ülke seyrediyor.

Yüze yerleştirilen ciddiyet kontrol ediliyor, zeki bakışlar fırlatma ve vücut dili kullanma teknikleri hafızadan geçirilerek pozisyon alınıyor.

Televizyon binasından işkencede katledilmiş bir insanın cesedi sürüklenerek dışarı çıkarılıyor. Bir arabanın bagajına yerleştiriliyor.

Gece yarısı, cezaevinde bir hücrenin kapısı açılıyor. Bir mahkûmun ağzı kapatılıyor. Sabah sayımında asılmış olarak bulunuyor. “Kendini astığı” açıklaması yapılıyor dışarıya. “İntihar etti” denilerek cezaevinden tabutları çıkarılanlar, “intihar etti” kesinliğiyle verilen haberler eşliğinde gözden uzaklaştırılıyor.

İşinden eve dönen birisi, zorla bir araca bindirilerek kaçırılıyor. Kendisinden bir daha haber alınamıyor. Kendisinden haber alınamayanların bir değil, birden çok olduğunu duyurmaya çalışan ailelerin avazı iç ediliyor.

Gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınmayan insanlar olduğuna dair sesler, bir köşeye çekilerek boğuluyor.

Tutuldukları cezaevlerinden her gün işkenceye götürülerek, itirafçılığa zorlanan insanların çığlıkları, hücre duvarlarının arasında sıkışıyor. Kimseler duymuyor, duymazlıktan geliniyor.

15 Temmuz darbe girişiminde bulunduğu iddiası ile gözaltına alınan askerlere insanlık dışı her türlü muamele, işkenceyi meşrulaştıran manşetlerle “hak ettikleri ”ne dair bir algı ile onaylatılıyor.

Kürt çocuklarını sokak ortasında, mahalle içinde panzerlerle ezenler ve bunu bir eğlence haline getiren katiller, hala o panzerler içinde gözlerine bir başka çocuğu kestiriyorlar.

“Kime yapılıyor?” sorusuyla karşıladığımız ve “hak ediyorlar” diyerek içimize örülen o insafsızlık duvarında karşıladığımız ne varsa, işkencecinin tezgâhında hayatı söndürülen bir insanın nedeni oluyor. İçimize örülen insafsızlık duvarı önüne bırakılmış insan cesetlerini görmezden gelerek, yürüyebileceğimizi sanmamız ise, televizyon programında işkence tekniklerini keyifle anlatan küçük adamların elinde bir “aç, aç” eğlencesine dönüşüyor.