Ana SayfaKültür-SanatÇocuklar üzerindeki hegemonyaya renkli bir karşı çıkış: Şubadap Çocuk

Çocuklar üzerindeki hegemonyaya renkli bir karşı çıkış: Şubadap Çocuk

HABER MERKEZİ – Çocukların dünyalarına hem onların gözüyle hem de sazlı sözlü dokunan Şubadap Çocuk Müzik Grubu, umudu birlikte büyüteceği ‘bir nesle talip’. Şubadap Çocuk’tan Serdar Türkmen, çocukların üzerinde kurulan hegemonyaya karşı olduklarını vurguluyor. Birlikte üretim ve paylaşımın pek de neşeli halini bizlerle paylaşan Türkmen, ‘Şubadap Çocuk şarkılarının tüm hakları çocuklarındır’ diyor.


Röportaj: Pelin Özkaptan


Ülkenin pek de alışık olmadığı bir türün renkli temsilcisi onlar. Yaptıkları çocuklara özel şarkılarla adeta çocuklarla konuşan Şubadap Çocuk’tan bahsediyorum. Çocukların bu denli istismar edildiği, çalıştırıldığı bir ülkede sahte ‘çocuk hakları’ söylevlerine renkli ve naif bir cevap onlar. Ne yarışları ne de gelir elde etmek gibi bir kaygıları var. Kolektif üretimin kıymetini bilen Şubadap Çocuk Korosu, doğa, barış, kolektivizm gibi temalarla çocukların gerçek sorunlarını tınılarla birleştiriyor.

Biz de Şubadap Çocuk’tan Serdar Türkmen ile Şubadap’ın renkli ve eşit dünyasına kısa bir yolculuğa çıktık.

Şubadap Çocuk Korosu’nun çıkış noktası neydi, neden çocuklar için şarkı bestelemeyi seçtiniz?

Şubadap, Praksis Müzik Kolektifi’nin bir çalışması ve parçası. Praksis, nasıl her alanda bu dünyanın acilen ve her alanda değişmesi gerektiğini ifade ediyorsa, Şubadap da bunun aynısını çocuklara anlatıyor aslında.

Şubadap Çocuk olarak, 2013 yılından beri çocuklarla çeşitli alanlarda çalışmalar yapıyoruz. Mahallelerde, parklarda, okullarda, çok çeşitli çocuk gruplarıyla çalışmalar yaptık. Çalışmalara ilk başladığımız zaman, henüz kendi çocuk şarkılarımız yoktu ve geçmişte üretilen nitelikli çocuk şarkılarını çocuklarla buluşturmaya çalışıyorduk.

Fakat bir süre sonra burada bir tıkanma meydana geldi. İşte ‘Sarı Gelin’, ‘Kara Tren’, ‘Mor Koyun’ gibi türküler ya da daha çok cumhuriyetin ilk yıllarında yazılmış çocuk şarkıları, baktık ki çocukların güncel yaşamlarını, estetik ihtiyaçlarını karşılayacak durumda değil. Biz de kendi çocuk şarkılarımızı besteleyelim diye düşündük ve çocuk şarkıları bestelemeye giriştik.

İlk yaptığımız şarkı Şubadap oldu. Ki o şarkı çok beğenildi, böylece grubun ismi de daha sonradan Şubadap Çocuk oldu.

Çocuklar için neden şarkılar söylüyoruz? Çocuklar için şu anda çok az şey yapılıyor. Yapılan çalışmaların kaygıları daha çok ya ekonomik ya da gerici güdüleme üzerine ilerliyor.

Bu alanın bir hegemonya alanı olduğunu düşünüyoruz. Özellikle çocukların üzerinde bir hegemonya kuruluyor. Bugün yaşanan eğitimdeki dönüşümü de böyle algılamamız gerekiyor. İktidarın, kendi iktidarını devam ettirmek için oluşturduğu kültürel durumları eğitimde de görüyoruz. Şubadap Çocuk’u buna alternatif çabalardan birisi olarak görmek gerekiyor.

‘Şubadap Çocuk şarkılarının tüm hakları çocuklarındır’ diyorsunuz…

Şarkılarımızı toplumsal mülkiyeti olan bir şey olarak tanımlıyoruz. Bunun belirli sebepleri var. Bir tanesi; şarkılar bir kolektif emeğin sonucu. Yani bazen bir tiyatrocu arkadaşımız şarkı sözü yazıyor. Bazen bir anne yazıyor. Kimisi kayıtlarda destek oluyor kimisi görsele yardım ediyor. Kimi sosyal medyadan duyuruyor kimi kliplere destek veriyor. Şubadap Çocuk, toplamda kolektif bir çaba olduğu için, bir bireyin mülkiyetine alması gibi bir istediğimiz yok.

Türkiye’de tematik çocuk şarkıları üretiminde bir ilk: Şubadap

Çocuk şarkıları söylemek bir ilk değil ama sanırım çocukların derdini gerçekten anlatan içerikler üretme konusunda Türkiye’de bir ilksiniz diyebiliriz.

Uzun süredir çocuk şarkıları üretiliyor. Popüler olan sanatçılar bile albümlerine birer tane çocuk şarkıları koyarlarmış eskiden. Barış Manço, Kayahan, Erkin Koray bunları yapmış mesela. Fakat bugün çocuklar için pek fazla şarkı üretilmiyor. Üretilse de bunların içerikleri daha çok çocukları oyalama amaçlı. Elbette bu da çok değerli ancak biz tematik bir şarkı formatını tercih ettik.

Tematik çocuk şarkıları üretme anlamında ilk olmasakta şu anda herhalde ülkede bunu yapan tek ekibiz. Elbette Barış Mançoların açtığı belki Fatsa Çocuk Korosu’nun politik içerik kazandırdığı MKM Çocuk Korusu’nun daha farklı bir açılım yaptığı çocuk şarkıları meselesinin bugün taşıyıcısı olarak görüyoruz kendimizi. Bunun için farklı kentlerde de çocuk şarkıları çalan orkestralar oluşturmaya çalışıyoruz.

Ekoloji, evrim, barış, soru sormak, düş kurmak…

Şarkılarınızda en çok doğanın korunmasına ilişkin verilen mücadele dikkat çekiyor. Şarkı sözlerinizde hangi konuları işlemeyi tercih ediyorsunuz?

Şarkılarımızın her biri bir temayla ilişkili. Ekoloji, evrim, barış, soru sormak, düş kurmak, kolektivite, emek vb. konularda şarkıları üretiyoruz.

Toplumun ihtiyacı olan temalar olduğunu düşünüyoruz bunların. Ülkede, Ortadoğu’da çok açık bir savaş ortamı var. Dolayısıyla barıştan bahsetmek önemli bir mesele halini alıyor. Ülkenin her tarafında doğa katliamı srüyor. Dolasıyla çocukların doğayla, ekolojiyle ilgili şarkılara ihtiyacı var. Bireycileşme nasıl ön plana çıkıyorsa çocukların da öyle kollekteviteyi duyacakları şarkılara ihtiyaçları var diye düşünüyoruz.

İlk albümümüz Bilmiş Çocuğun Şarkıları’ydı. Daha çok soru sorma ve düş kurma şarkıları vardı. İkinci albümde ise ülkede çocukların en çok eksikliğini yaşama ihtimali olan konulardan birine değindik: Evrim’e.

Üçüncü albüm ise doğa temalı idi. İsmi de Gökyüzü Kimin’di. Doğa ve çevreye değindik bu albümde de. Örneğin Çekirdeksiz Domates şarkısında GDO’yu ele aldık.

‘Karınca şarkısında kolektif yaşamı ele alıyoruz’

Ve yine son albümümüz; Dersler Uzun Tenefüsler Kısa. Bu şarkıyı bir çocuk hakları şarkısı olarak görüyoruz. Çocuk haklarının gündelik hayatta olmadığını çok net görüyoruz. Derslerin uzun, tenefüslerin kısa oluşu bir nükte gibi dursa da aslında çocukların temel problemlerinden. Ve yetişkinlerin de en kayıtsız kaldığı problemlerden bir tanesi.

Akran zorbalığı ile ilgili Zorba şarkısı var yine bu albümde. Faşizm nasıl üstten aşağı şekilde iniyorsa zorbalıkta aynı şekilde. Sınıfındaki zorbalıkla baş edebilmeyle başlıyor her şey. Bandista’ya selamla söylediğimiz bir özgürlük şarkısı, Uçurtma Çocuk Dergisi için yazdığımız bir Uçurtma şarkısı da bulunuyor. Ayrıca farklılıklarla ilgili de bir fili anlatan Elmer (rengarenk) isimli bir şarkımız var.

Albüm Karınca şarkısı ile bitiyor. Bu şarkı karıncaların kolektif yaşamını ele alıyoruz.

‘Alternatif yollar için devrimden sonrayı beklemek zorunda değiliz, mevcut çalışmalarımızda da devrimci yöntemler bulmamız gerekiyor’

Albümlerinizi ‘halksponsorluğu’ katkısı ile çıkardığınızı söylüyorsunuz. Nedir bu halk sponsorluğu?

Biz mevcut şirketlerin egemen olduğu dünya düzenine karşıyız. Bütün ürettiğimiz çocuk şarkıları aslında bunun alternatifi olan bir dünyayı yaratmak özlemini içeriyor. Dolayısıyla kendi alternatif ekonomik yöntemlerimizi geliştirmek zorundayız. Diğer türlü, albüm al, sat, şirketler ekonomisini besle. Elbette ki mevcut sistemde her üretimin ekonomik bir döngüsü var. Ama alternatif yollar bulmak ve denemek için devrimden sonrasını beklemek gerekmiyor. Ama devrimci yöntemler gerekiyor.

Bu anlamda da #halksponsorluğunu devreye soktuk. Bizi takip eden ve yaptığımız çalışmaları onaylayan, beğenen insanların yaptıkları katkılardan oluşan havuz, bizim tüm ihtiyaçlarımızı çözmeye çalışıyor.

Albümler bu yolla çıkarılıyor, turneler bu yöntemle yapılıyor. Böylelikle aslında alımlayıcıyla üretici arasındaki ortaklığı da kurmaya çalışıyoruz. Bu toplumun ortak ihtiyacıdır, dolayısıyla bunun maddi manevi tüm sorumluluğunu birlikte üstlenmeliyiz hissiyatını ve bilincini yaratmaya çalışıyoruz.

Şarkılarınız için ‘toplumsal ihtiyaç’ tanımını kullanıyorsunuz. Piyasa müzisyenliği anlayışına da etkileyici bir alternatifsiniz bir yanıyla.

Doğru. Çünkü piyasa için bir şey ürettiğin zaman mevcut düzenin devamını sağlamak zorundasınız. Ama biz mevcut olanla hesaplaştırmak istiyoruz.

‘Bir nesle talibiz’

Nerede çocuk orada Şubadap! Turne kapsamında ülkenin pek çok yerine gidiyorsunuz. Çocuklarla kurduğunuz bağı anlatır mısınız biraz?

Turnemize 7 Ekim’de İzmir’den başladık. Yaklaşık 42 gün sürdü. 55 konser yaptık. 12-13 bin civarında çocukla buluştuğumuzu tahmin ediyoruz. Onlarca öğretmenle fikir alışverişi yaptık. Epeyce ebeveynle sohbet ettik. Ülkenin eğitim sorunları üzerine hem kendi içimizde hem de eğitimcilerle fikir alışverişinde bulunma şansımız oldu. Bizim için çok verimli bir turneydi. Özellikle böyle bir grubun varlığını ülkenin her yerindeki insanlara gösterme, her bulunduğumuz yerde de oranın özgün koşullarına göre şarkılar söyleme şansı bulduk.

Özellikle doğuda farklı dilleri de repertuvarımıza ekledik. Kürtçe ve Arapça şarkıları da seslendirdik. Böylece oradaki çocuklara anadillerinde çocuk şarkısı dinleme imkanı sağladık. Çocuklar çok heyecanlıydı. Pek çok yerde çocuklar, kendileri için organize edilen bir konseri ilk kez izledi. Özellikle bazı ilçelerde çok büyük heyecan oluştu. Duyuruların ardından bir gece önce uyuyamayan çocukların olduğunu öğrendik, bize hediyeler verdiler. Hatta bir kısmı ile hala mektuplaşmalarımız devam ediyor.

Turnenin asıl etkisini tabi daha uzun vadede göreceğiz. Bir nesli büyütmeye aday bir grubuz biz. Nasıl Barış Manço koca bir nesli büyüttü ve beslediyse biz de bir nesle talibiz.

Son söz olarak ne söylemek istersiniz çocuklara?

Öğütler veren bir ekip değiliz, zaten bunun günümüzde bir işe yaracağını da düşünmüyoruz. Eğer yaptıklarımızla çocuklara örnek olabiliyorsak, çocuklar yaptıklarımıza benzer ve büyüten şeyler yapacaklarsa bu bizim için yeterli bir şeydir. Bunun için şarkıları ve temaları çocuklara ulaştırıyoruz. Bu çabayı çocuklar görüyor. Beraber çalıştığımız çocuklar da bunun içine girip çıkıyorlar. Bu çabanın içinde büyüyorlar. Eğer bunu büyütebilirsek, çocuklar bu çabayı bizden devralırlarsa, işte o zaman başarmış olacağız.