Ana SayfaÇeviriDemokratik Konfederalizm ve Filistin deneyimi – Yoav Haifawi

Demokratik Konfederalizm ve Filistin deneyimi – Yoav Haifawi

Öcalan’ın Kürt halkını birleştirmek için önerdiği üzere sınır ötesi demokratik kitlesel örgütlenme, eski kurumları gerçek bağımsızlıktan yoksun devlet benzeri yapılara dönüştürülmüş Filistin özgürlük hareketini canlandırmak için en iyi yol olabilir.

 


Yoav Haifawi

Çeviri: Tolga Er


Çoğu Arap ülkesinde sol uzun süredir gerilemeye devam ederken, farklı ulus devletler içerisinde yer almalarına rağmen Kürt solunun, Kürdistan’ın büyük bir bölümündeki Kürt kitleler içinde baskın güç olarak ortaya çıkmayı başardığını görüyoruz. Bu durum; emperyalizm, siyonizm ve yerel despotlardan özgürleşmek için yeni bir gündem arayışında olan Filistinli ve Arap aktivistler için Kürt deneyimini ve ona ilham veren devrimci teorinin araştırılmasını başlıca çaba haline getiriyor.

Demokratik Konfederalizmin uygulamalı ve teorik temeli

Abdullah Öcalan, “Demokratik Konfederalizm” isimli kitabında, toplumun aşağıdan yukarıya örgütlenmesinde ağırlık olarak Kürt deneyiminin yanı sıra, tarihe yönelik derin ve geniş bir bakış açısını temel alır. Eski feodal imparatorlukların, geniş kültürel yelpaze içinde yer alan toplumların bir arada var olmasına imkan tanıma ve yerel seviyede toplumun birçok yönden örgütlenmesine dayanma gayretinde bulunduğundan bahseder.

Öcalan ve diğer yazarların bahsettiği üzere Kuzey Kürdistan’daki Kürt toplumunun yerel konseyler aracılığıyla yerel özyönetim modelini benimsemesinde yardımcı olan yerel koşullardan şunları anımsayabiliriz: Zorlu koşullarda çoğunluğu kırsal alanlarda yaşayanların eski sosyal bağları, ulus devlet konseptini mekanik olarak dayatmak amacıyla baskıcı girişimde bulunmasından ötürü egemen devlet kurumlarının özünde var olan güvensizliği ve tabii ki, kitlelerin örgütlenmesinde özgürlük hareketinin başrolü.

Aşağıdan yukarıya demokrasi konsepti birçok devrimci harekette farklı şekillerde benimsendi. Öncelikle Rusya’da 1905 devrimi ile doğan ve Bolşevikler tarafından hükümet sistemlerinde düzenleyici ilke olarak geliştirilen işçi konseylerinden söz etmekle başlayabiliriz. Bu konseyler, ilk devrim döneminin ardından gerçek halk tabanını kaybetti. Halk tabanından demokrasi inşa etmeye dair günümüzdeki en bilindik deneyimlerden biri ise Chavez’in Venezuela’da öne çıkarmaya çalıştığı “Katılımcı Demokrasi”.

Halk demokrasisinin farklı paradigmalarını karşılaştırmak bu yazının konusu olmamasına rağmen, “Demokratik Konfederalizm” ile beraber Öcalan’ın, halkın iktidarının devletin iktidarından ayrılabileceği bir yapı önerdiğini dikkate almak önem teşkil ediyor. Hatta Öcalan, “ikili yönetim”inin uzun süreli bir aradalık seçeneğine ilişkin incelemede bulunur.

Demokratik Konfederalizm konsepti, reel ihtiyaçlarla ilgilenilmesi için toplumun yerel düzeyde örgütlenmesini temel alır. Toplumun bütünüyle özgürleştirilmesinde kadın özgürlüğünün sahip olduğu merkezi rolü ve sürdürülebilir ekonomik gelişme için ekolojik bir yaklaşımı vurgular. Ortak hedefler doğrultusunda koordinasyon için daha yüksek düzeyde meclisler yerel meclislerden kurulurken, iktidarın merkezi daha alt bir seviyede kalır.

Bu; belli bir ölçüde, halk demokrasisi konseptinin Kürt halkının özel koşullarına uyarlanmasıdır. Ayrı bir Kürt devleti kurmaya yönelik her bir öneri olanca ret ve baskıyla karşılaşırken, toprak üzerindeki güç dengesi yerel toplum lehine değişiyor. Bu paradigma aynı zamanda, savaşa eğilimli Ortadoğu’da “kutsal” devlet sınırlarına doğrudan karşı çıkmaksızın Demokratik Konfederalizm’in organları aracılığıyla Kürt halkının birleşmesine imkan tanıyor.

Filistin’deki durumla benzerlikler ve farklılıklar

İsrail-Filistin ve İsrail-Arap ihtilaflarının temelleri, Kürtlerin farklı baskıcılarına karşı verdiği mücadelelerinkinden çok farklı. Kürtler, Siyonizmde eşine rastlanmayacak şekilde anadilin yasaklanması gibi bazı ağır baskıcı tedbirlere tabi olurken, Öcalan bizlere Kürt toplulukları ile çeşitli komşuları arasındaki uzun tarihsel geçmişi olan iyi ilişkileri hatırlatır. Ancak Birinci Dünya Savaşı sonrası ulus devletlerinin kurulması Kürtlere yönelik mevcut baskının temelini oluşturmuştur.

Bunun aksine Siyonizm, Avrupalıların tüm dünyada sömürgeciliğe maruz bıraktığı ülkelerin bir parçası olarak Filistin’de düşmanca ve dışsal bir güç olarak hayata geçirilmiştir. Dünyanın her tarafından doğrudan sömürgeci yönetimlerin özgürlük hareketleri tarafından devrilmesinin ardından bugün İsrail, hala yayılmacı aşamada olan tek aktif sömürgecilik vakasıdır. Yerli halkın toprağını gasp eder, sivil ve ulusal haklarından mahrum bırakır ve 1948 ila 1967 yıllarında işgal bölgelerinde etnik temizlik yapmıştır. Bu, çatışmanın temelden ayrılan başka bir karakteristiğini de oluşturur: Öcalan yerel toplulukların ulus devletler tarafından zorla asimile etmeye çaba gösterdiğinden söz ederken, Siyonizmin ana hedefinde Filistinlileri yurtlarından sürmek yer almaya devam ediyor.

Toplumunun toptan imhasına dair yakın tehdit, Filistinlileri oldukça üst seviyede harekete geçmeye zorladı. Filistinliler, Siyonist sömürgeleştirmenin yüz yıldan fazla bir zaman önceki başlangıcından bu yana hem kitlesel mücadele hem de silahlı direnişte bulundu. Mücadelenin en üst noktalarından biri; 1936 ila 1939 yılları arasındaki mücadele sırasında Filistin toplumunun Britanya işgali ve Siyonist sömürgeciliğe karşı yaptığı ve yarım yıl boyunca devam ederek ekonominin birçok sektörünü felce uğratan genel greviydi. Bu grevin ardından kırsal alanların çoğunun gerilla kontrolü altında olduğu üç yıl boyunca süren silahlı isyan yaşandı. Bu mücadele dönemi, kitleleri örgütlemeye çalışan ve gündelik ihtiaçlarıyla ilgilenen halk hareketleri ile Britanya işgaliyle uzlaşma eğiliminde olan ve mücadeleyi sınırlama çabasında bulunan geleneksel liderlik arasındaki farklı gündemleri açığa çıkardı.

Filistinlilerin devrimci mücadelesinde bir sonraki devasa infilak, Arap ordularının 1967 yılında İsrail saldırısı karşısında yenik düşmesi sonrası yaşandı. Çoğunluğunu 1948 yılındaki Nakba’nın ardından mülteci durumunda kalanların oluşturduğu Filistinliler, Filistin’in devlet savaşı ile özgürleşemeyeceğini anlayarak, ağırlıklı olarak mülteci kamplarında oturanlara dayanan devrimci halk savaşı için harekete geçti. Bu devrimci savaş, Filistinlileri yerel Arap rejimlerinin çıkarlarıyla çatışma içine soktu. Bunun sonucunda da Filistin gerillası 1970 yılının Kara Eylül’ünde Lübnan tarafından ezildi, Suriye ordusunun da yardımıyla 1976 yılında yerel faşistlerce Lübnan’da baskı gördü ve 1982 yılında işgal etmekte olan İsrail tarafından Lübnan’ı terk etmeye zorlandı.

Sonrasında mücadelenin merkezi Birinci (1987-1993) ve İkinci (2000-2005) İntifada ile tekrar Filistin’e taşındı.

Tüm bu geçen süren boyunca verilen çabaların odağında temel sorun vardı; ilk olarak Britanya işgali ve Siyonist sömürgeciliğe karşıydı, sonrasında ise sömürgeci hareketin gerçekleşmesiyle beraber tamamıyla İsrail’e karşıydı. Yerli halkın öz örgütlenmesine ilişkin soru ikincil olarak görüldü. Özgürleşmeyi getirecek olanın bir başka askeri çaba olduğuna ve yerel halkın içsel ihtiyacın ortaya çıkmakta olan vatansever hükümet ile üstesinden gelinebileceğine yönelik sabit inanç, devlet iktidarı mücadelesine odaklanmayı beraberinde getirdi.

Askeri zaferin elde edilmesinin zor olduğunun kanıtlanmasıyla beraber yerel halkın öz örgütlenmesinin zayıflığı, onu işgalci gücün daimi baskısının ve erozyonunun karşısında ayakta kalma kabiliyetine uzun vadede engel oluşturmakta. Bununla birlikte, her türlü siyasi ve ticari sendikal örgütlenme baskı altına alınabilirken ve de ekonomileri hegemonyacı kapitalist İsrail ekonomisine maruz bırakılıp, onun tarafından dışlanırken, Filistinliler yerel halkın örgütlenmesine odaklanmaya çalışsa bile askeri işgal şartları altında bunu başarmak oldukça zor.

Gelecek için konuşmak gerekirse; Öcalan’ın Kürt halkını birleştirmek için önerdiği üzere sınır ötesi demokratik kitlesel örgütlenme, eski kurumları gerçek bağımsızlıktan yoksun devlet benzeri yapılara dönüştürülmüş Filistin özgürlük hareketini canlandırmak için en iyi yol olabilir.

Siyonizmin yenilmesinin ve Filistinli mültecilerin geri dönmesinin ardından Filistin’in daha uzun vadeli geleceği hakkında konuşursak eğer, bütün Filistin’de tek bir demokratik devleti savunuyoruz. Siyonizm’in kalıntılarının sürmesine yol açabilecek ikili yönetim sistemini sağlamlaştıracak “iki uluslu devlet” kavramını reddediyoruz. Yine de komünal demokrasinin bir şekli, halk içerisindeki etnik ve kültürel çeşitliliği barındırmak için pratik bir yol olabilir.

Halk demokrasisine ilişkin bazı Filistin deneyimleri

1936 ila 1939 yılları arasındaki grev ve ayaklanmadan itibaren Filistinliler, ölüm saçan düşmanlarıyla açık çatışmanın ortasında özörgütlenme ve özyönetimi deneyimledi. Ürdün ve Lübnan’da Filistin silahlı devriminin zirvesindeki mülteci kamplarında örgütlenme ve halk demokrasisinin yeni deneyimleri yaşandı. Lübnan’da bulunan mülteci kamplarındaki Filistinliler, burada aldıkları bütün darbelere rağmen hala belli bir düzeyde özyönetimi yaşıyor.

Birinci intifada, esasen yerel taban örgütlerce örgütlendi ve gündeminin büyük bölümü insanların hayatları üzerindeki günlük yönetimin tüm yönleriyle mücadele etmek üzerineydi. İşgal, bir süreliğine öylece tüm okulları ve intifadanın halk komiteleri “halk öğrenimi” programları düzenledi.

Uluslararası anlamda daha az bilinen, benim de 40 yılı aşkın süredir mücadeleye katılımım aracılığıyla kişisel tecrübe edindiğim 1948 yılında işgal edilen bölgelerdeki yerel deneyimleri daha detaylı bir şekilde incelemek istiyorum.

48 bölgedeki Arap Filistinliler, işgal altındaki tüm şehirlerin ve 500’den fazla köyün etnik temizliğe maruz bırakılarak yok edildiği 1948’deki Nakba’nın ardından imha edilen halktan geri kalanlardı. Nakba’nın sonrası sayıları 200 binin altına düşse de şu an için nüfusları yaklaşık 1 buçuk milyona ulaştı.

Bambaşka bir neslin ortaya çıkmasının ardından 1976 yılında, hükümetin geniş topraklara el koyma planına karşı koymak için ilk kez örgütlendiler. Halk birçok köyde yerel “toprak savunma” komiteleri oluşturdu. “Toprak Günü” olan 30 Mart 1976’da ise Nakba’dan beri ilk kez genel grev yapıldı. Polis ve ordu köylere saldırdı ve yerel halktan 6 kişi öldürüldü. “Toprak Günü”, Filistin halkının tarihinde halen gururla hatırlanır ve her yıl ulusal bayram olarak kutlanır.

O günden bu yana kitlesel mücadelenin başlıca aracı olarak “Halk Komiteleri” konsepti, birçok Arap köyünde ve mahallesinde yerel geleneğin parçası haline geldi. “Halk komitesi” genellikle tüm siyasi partilerin temsilcilerinin yanı sıra, diğer yerel bölümlerden ve gönüllülerden oluşur.

Başka bir yerel gelenek ise bazı muhitlerdeki mücadelede hareketliliğin süreklilik gerektirmesinden ötürü kurulan “protest çadırları”. Birçok durumda protesto çadırları, otoritelerin yıkmayı planladığı evlerin yakınında veya el koyulma tehlikesi altında olan arazilerin üzerine kurulur. Protesto çadırı, bazen belli bir muhitteki halkın siyasi ve kültürel yaşamının merkezi halini alır.

Halkın acil ihtiyaçlarına yönelmiş farklı türde iki yerel örgütlenme deneyimi vardı. Komünist parti, Nakba’nın hemen ardından geçtiğimiz yüzyılın 50’li ve 60’lı yıllarında 48 işgal bölgesinde bulunan Filistinli Arap nüfusu içerisinde yer alan tek aktif kitle örgüttü. Nakba travmasının ardından siyasi ve kültürel düzeyde toplumun yeniden yapılanmasında önemli bir role sahipti. Bu, aynı zamanda kolektif dükkan ve bazı üretim kolektifleri örgütlenmeleri gibi diğer örgüt biçimlerinde de deneyimlendi. Son 20 yıldır en popüler siyasi parti ise “İslami Hareket”. Sloganlarından biri “kendine yeten toplum” ve güçlü nüfuza sahip olduğu her yerde yerel hizmetler ve yardım kuruluşlarından oluşan bir ağ kuruyor. Yine de her iki deneyim de çoğunlukla partizan; halkı herkese açık demokratik bir çerçevede örgütleme çabasında bulunmadılar.

Bizim yerel deneyimimizde demokratik halk örgütleri mücadele için araç olarak tasarlanmış ve işler durumda; nadiren de özyönetim organı olarak kullanılıyor. Bunun birçok nedeni var; aslen eski kırsal ekonominin yok edilmesi, İsrail kapitalist ekonomisinin yerel Filistin ekonomisini dışlaması ve yerel sınıflardaki çelişkiler. Ancak daha fazla iç dayanışmanın yer aldığı daha güçlü yerel toplumu inşa edebilecek yerel örgütün deneyimlenmesi ve üzerine ciddi bir şekilde düşünülmesi konusunda eksiklik bulunuyor.

Demokratik Konfederalizm ve Arap Baharı

Öcalan, Demokratik Konfederalizm konseptini ilk önerdiğinde bu, güçlü ulus devletler bağlamı içindeydi. Yeni konsept, yerel toplulukları savunmak ve güçlendirmeye odaklanmıştı. Devletin yapısına meydan okumaksızın yerel örgüte imkan tanıyordu.

Ancak Öcalan, aynı zamanda tüm bölgesel siyasi yapıların zayıflıklarını ve yerel toplum ile toplulukların ihtiyaçlarına yönelik yetersizliklerini analiz etti. Onun daha geniş vizyonu, bir bütün olarak bölge için demokratik yeniden yönlendirmeye ilişkindi.

Bütün yerel devlet yapılarının başarısızlığı, “Arap Baharı” olarak başlayan, ancak şimdi devrimci karşıtı baskı dalgası ile karakterize edilen Arap ülkelerindeki son gelişmelerden daha dramatik ve trajik bir şekilde görülemez.

2011 yılından bu yana kitlesel mücadele dalgası ve demokratik değişim taleplerleri ile karşı karşıya kalan devlet aygıtlarının merkezine kök salmış yerel seçkinler, devlet baskısı ile mezhepsel ve etnik “Fitne”nin birleşimiyle karşılık verdi. Bu tür ihtilaflar nedeniyle toplumun temelinin yıkımı, aynı zamanda halkı terörize ederek, kontrolü almaya çalışan dini aşırıcılığın ve grupların yükselişi için koşulları yarattı.

Kürt halkının, uzun süredir sahip olduğu özörgütlenme ve özsavunma geleneği sayesinde bu tür yeni ve zor gerçekliklere karşı koymak için daha iyi konumlanmış durumda olması şaşırtıcı değil. Bu durum, Demokratik Konfederalizm teorisi ve pratiğiyle oldukça ilgili.

Devlet aygıtının açık bir baskı makinesine dönüşümü ile karşı karşıya iken, etkilenen Arap ülkelerindeki nüfusun birçok kısmı şimdilerde özörgütlenme, özyönetim ve özsavunmanın kahramanca deneyleriyle meşgul. Libya ve Yemen’de farklı yerel milisler, şimdi devlet ordularından daha fazla gücü elinde bulunduruyor. Suriye ve Irak ise sivil savaş yüzünden parçalara ayrılmış durumda. Mısır’da mutlak güce sahip devlet aygıtı, tek bir duruşmada gösterilere katılan yüzlerce kişiye idam cezası vermesiyle ve Filistin’in Gazze Şeridi’ne en insanlık dışı ablukayla simgeleştirdiği şekilde yerel halka topyekun savaş açmış durumda.

Çözüm; toplumun yeniden demokratik örgütlenmesi biçiminde, Demokratik Konfederalizm şeklinde veya benzer bir çerçevede gelmeli. Kitlelerin yıllar boyunca süren mücadele yoluyla geliştirdiği ve kanıtladığı örgütlenme yetisi ve cesareti üzerine kurulmalı. Gereklilikten erdemlilik oluşturmalı; rejimlerin ve aşırıcılığın acımasızlığıyla yüzleşmekten yola çıkarak da farklı tüm kültürleri, dinleri, etnisiteleri kucaklayan bir toplumun tüm bileşenleri arasında dayanışma ve karşılıklı saygı için yeni normlar oluşturmalıdır.


*Haifa kentinde sosyal ve siyasi aktivist olan Yoav Haifawi, Filistinli tüm mültecilerin geri dönebilmesi ve Filistin’de tek bir demokratik devletin kuruluşu için mücadele ediyor. Haifawi aynı zamanda 1948 yılından beri işgal altında olan bölgelerdeki Filistinliler içinde aktif olan sol halk hareketi Abna Al Bala Merkezi Komitesi üyesi.

Kaynak: The Region