Ana SayfaKültür-SanatFarklı bedenlerin ortaklığı, ölümün vaadi ve ikili yaşam

Farklı bedenlerin ortaklığı, ölümün vaadi ve ikili yaşam

Şilan Avcı

“Sinemanın Kadınları” dizisi


Tanrıyı bulma arzusu ve kadın bedeni

Farklı bedenlerin gizemli ortaklığında, ayrı ayrı savrulan iki ruhun V’sidir Veronika. Biri bir uca, diğeri başka bir uca açılan iki hayatın aynıya büründüğü, ruhun yılkıda kalmış vücududur. Herkesin birbirinden başka görünüp, birbirine çok benzediği dünya resminin içinde Tanrı’yı, yazgıyı, seçimleri, bedeni, ruhu ve ölümü direkt sorgulamadan, en derini vadeden bir çarpışmayla hatırlatıp “yadeden” film, bir kadın bedeniyle yola çıkar. Bir kadın ve bir kadın dahadır Veronika.

Weronika ve Veronique 1966 yılının aynı gününde dünyaya gelmiş, garip ortak duygularla birbirinin varlığını hisseden ve bunun verdiği hüzünle yaşayan, birbirine tıpatıp benzer iki ayrı bedendir. Biri Polonyalı diğeri ise Fransalı olan V’ler, birbirlerinin varlığından haberdar olmadan büyürler.

Yaşamın devridaimi ve ölümün iki yüzü

Polonya’da başlayan film, Fransa’ya uzanır. Müzikle beslenen bu iki kadının buluşmadan birleşmesi, belki de ancak bu sayededir.

Doğru dürüst bir eğitimi olmasa da bir şan yarışmasını kazanarak yerel bir senfoni orkestrası ile konsere çıkan Weronika, konser gecesi sahnede oldukça başarılı performansını sergilerken, birden yere yığılıp ölür. Paris’teki eğitimli ve müzik öğretmeni olan Veronique ise o günlerde şarkıcılık kariyerini bitirmeye karar verir.

Birinin ölümü, diğerinin yeni başlangıcının itme gücüdür. Müzik susmaz, ama değişir. Ki devreden bir hayatın, bir nevi daha iyi bir alternatifini izleriz. Ölümün iki bedene dağılmış vaadi, aslında her yerde ikili bir yaşam olduğu fikri midir?

“İçimde garip bir his var, sanki yalnız değilmişim gibi”

Sevişirken kendi resmini izleyen V, narsistik bir duyguyla buluşmaktan çok, kendini kavrayışın buluşmasını yaşar gibidir. Tanrısala ermenin, duygunun doruğuna varmanın,  orgazmın, kendi varlığına sarılmanın bakışmasıdır bu. Kendine varan V için, yolun sempatisidir belki de bu bakışma.

Pek çok sembolün kullanıldığı film, bir ayakkabı bağcığından bakışılan bir kendilik haline kadar, “içe” yolcu eden bir hikayeyle ilerler. Önce resminde yüzleşir, ardından yolda görüp uzun uzun ve hayretle izler kendini. Bu trajik, tek taraflı karşılaşmanın ardından, kısa süre sonra gelir ölüm.

Weronika’nın ölümüyle Veronique’in hayatına açılırız. Anlam veremediği hüzünlü anlar ve kendini yalnız hissetmeye başladığı zamanlarla hayatına devam eden Veronique, aynadan izlediği kuklacıya aşık olur. Weronika’nın yarım kalan aşkı ve hayatı, Veronique’in hayatında tamamlanabilecek midir?

Kuklacının aynasında oynayan insan

İnce bağlarla hayata bağlı insanın, kopup gidişiyle son bulmayan ve durmadan eklenecek düğümlerle sürüp giden yazgısında, ortak bir fanilik ve ölümsüzlük tezatıdır Veronika. Başka ülkeler, başka şehirler ve başka bedenlerde dolaşan, bir yerde birleşip Tanrı dediğine erdiği ve kendini yenecekken kaybolup gittiği üzere, gizemli bir ölümlü müdür insan? Geri döndüğü ve yeniden ve yeniden kendini temize çektiği sahnenin, kuklası olup yüzyıllarca oynar.

Mistik ve gizemli duranı, kadın bedenleri üzerinden işleyen hikaye, aslında basit bir gerçekliğin aynasını yüzümüze tutar. Tanrı’nın iyi bir kuklacı olduğunu hissettirerek, gösteriyi değil de kuklacının yansımasını izleyen Veronique, varlığından çok, var olma savrukluğunu düşünür. İki V’den ziyade, milyarlarca V’dir aslında kukla gösterisinde birleşen. Kuklaların bizzat kendisiyken, aynadan yansıyan kuklacının da ta kendisi midir yoksa bütün izleyenler?


Pek çok ödülü olan 1991 yapımı Krzysztof Kieslowski filminde, Weronika ve Veronique’i  Irène Jacob canlandırmıştır.