Ana SayfaYazarlarBahadır AltanKuzey Suriye seçimleri ve filizlenen yeni hayat – Bahadır Altan

Kuzey Suriye seçimleri ve filizlenen yeni hayat – Bahadır Altan

Bahadır Altan


Kuzey Suriye Federasyonu seçimlerini izlemek üzere bölgeye giden heyette yer almak üzere davet almıştım, büyük bir heyecanla katıldım ve onur duydum. Savaştan yeni çıkmış, daha doğrusu IŞİD çetelerinin katliamlarından henüz kurtulmuş bu topraklarda yaşamın yeniden filizlenmesine dair gözlediklerim kaçınılmaz olarak seçim izlenimlerinin önüne geçti. Bir daha aynı karanlığı yaşamamak için gösterilen özene, sabra, dökülen tere, yaratıcı akla hayran olmamak mümkün değil. Öyle uzaktan, hele de Türkiye medyası gözlükleriyle bakanların ön yargısını, yanılgısını sırtımda ağır bir yük gibi taşıyarak ve “nasıl anlatabileceğim” diye kaygılanarak dolaştığımı itiraf etmeliyim. Bu yazıyı yazarken de aynı kaygı yakamı bırakmış değil.

Kendi yakın tarihimizden fotoğrafları çağrıştıran bazı benzerlikler, zamanda yolculuk duygusunu yaşatıyordu insana. Bazen 50’lerin, hatta 23’lerin Anadolu’sundan kareler görüyorduk sanki. Ama şimdi, Ursula Le Guin’in Mülksüzler romanındaki Anarres’den dönmüş gibi hissediyorum kendimi…

Heyetimiz, benim dışımda, üçü Türkiye’den olmak üzere 6 parlamenter, bir akademisyen, bir şair, bir yazar ve iki siyasi parti temsilcisinden oluşuyordu. Her kentin girişinde önce Rojava direnişinde yaşamını yitirenlerin yattığı şehitliklere uğrandı. Kısa ziyaretlerin ardından ya Kanton meclislerinin eş başkanları, ya Yüksek Seçim Komitesi’nin eş sözcüleri karşılıyordu bizi. Eş sözcülerin biri Kürt ise, diğeri Arap veya Süryani ama mutlaka biri erkek biri kadındı. Kamişlo’daki TEV-DEM merkezinde ise Arap, Süryani, Kürt, Ermeni, Türk, Türkmen olmak üzere adeta bu toprakların bütün renklerini görüyorduk. Bize brifing veren Foza Yusuf ve Kobani’de karşılayan Salih Müslim dışında Türkçe bilen çok azdı. Arapça ve Kürtçe olmak üzere 2 ortak dilde iletişim kuruldu. Hemen herkes bu iki dile hakimdi ve genel olarak Süryanice de biliyordu. Yani Rojava’da Fatma Gök Hocayla birlikte, İngilizce de bilmemize rağmen komşularının dillerine yabancı Türkler olarak oldukça fukara kaldık.

Seçim sistemi, en küçük bir rengin bile mecliste mutlak temsil edilmesini sağlayacak şekilde, TEV-DEM tarafından yayınlanan “Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu Sosyal Sözleşmesine” uygun organize edilmişti. Öyle barajlar falan koymayı bırakın meclislerin %60’ı bu seçimle belirlendikten sonra, geri kalan %40 meclis üyesi, seçimle giremeyecek kadar az olan halkların, grupların temsil edilmesine olanak sağlayacak şekilde bir sistem kurulmuş. Gençler il meclislerinde en az %6 kotaya sahip. Kadın kotasının %50 olduğunu hatırlatmaya bile gerek yok sanırım, çünkü Rojava Devrimi bir “Kadın Devrimi…”

Daha önce yapılan ilk aşama seçimlerde komünlerin meclisleri oluşturulmuş. 1 Aralık’ta yapılan ikinci aşamada ise belediye de denebilecek ilçe, il ve kantonların meclisleri belirlendi. Yeni yılın ilk aylarında yapılacak üçüncü ve son aşamada Federasyonun bütününü kapsayan parlamento seçimleri yapılacak. Bizim sol parti ve gruplarımız gibi, Kuzey Suriye’de de çok parti var. Bunlardan 17’si iki farklı ittifak listesi halinde seçimlere katılıyor. 12 parti “Demokratik Ulus listesi” olarak, 5 parti ise “Ulusal Birlik listesi” olarak katılıyor. Biz Türkiye’ye döndükten sonra açıklanan sonuçlara göre katılma oranı %69 olmuş. Bu oran savaşın henüz bittiği, hatta büyük bir gücün hala güneyde Rakka’da ve kuzey ve batıda Türkiye tehdidine karşı tetikte olduğu düşünülürse çok yüksek bir katılım oranı. Beklendiği gibi “Demokratik Ulus listesi” en çok oy alan ve meclislerde çoğunluğu sağlayan ittifak olmuş. Ama seçimlerin tartışılmaz galibi, böyle demokratik bir ortam ve güveni sağlayarak, Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi, Süryani, Ermeni, Asuri ve daha birçok halkı eşitlik zemininde barış içinde bir araya getirmeyi başaran Federatif anlayış. Türkiye medyasının “terörist” yaftalamalarının aksine bu tavır düşmanında bile saygı uyandırmış. Teslim olacak IŞİD’lileri, Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) teslim edilmeyi koşul olarak ileri sürüyor, Rakka’dan kaçan IŞİD aileleri katliam veya kadınlara yönelik saldırı korkusu yaşamadan Rojava’da çadır kentlerde barınıyor. Bu kadar çok renkli bir kültürün barış içinde bir arada yaşamasının tek yolu bu demokratik federatif sistem kuşkusuz.

Anadolu’da Kurtuluş Savaşı sırasında resmi kayıtlara göre 662 subay 8505 er şehit olmuş. Subay kaybının dönemin savaşlarına oranla (özellikle Sakarya’da 8 ere karşılık 1 subay) çok yüksek oluşu vurgulanır hep. Kuzey Suriye halkları ise IŞİD çetelerine karşı verdikleri var oluş mücadelesinde bunun iki katı şehit verdiler. Kayıpları 20 bine yaklaşıyor. Nitelikli, üniversite mezunu kadrolara bakıldığında ise ‘subay’ oranı daha da yüksek. Dünyanın hemen her yerinden enternasyonal dayanışma duygularıyla gelip IŞİD’e karşı savaşan ve yaşamını verenler var. Ve Rojavalılar hayatlarını kimlere borçlu olduklarının bilincinde…

Türkiye ise IŞİD’e imkan sağlayan, özellikle Kobani’ye “kuzeyden” sokulan ağır silahlarla ve onların yaptığı katliamlarla anılıyor: “Bu topları, aha şuradan (Türkiye sınırını gösteriyor) gece içeri soktular…” diyerek anlatıyordu Kobaneli yaşlı savaşçı.

Yani Rojava’da sadece IŞİD’e değil, Esad’ı devirmek hedefiyle bütün şeriatçı çetelere destek veren, direnişi arkadan hançerleyen ülke konumundayız. Alnımıza sürülen karaları Kobani’deki aynalarda tek tek görme imkanımız oldu ne yazık ki…

Binlerce insanın yaşamına mal olan Kobani direnişi sırasında Erdoğan “Kobani düştü düşecek” derken, şimdilerdeki sol kolu Perinçek, “Kobani’nin düşmesi Kürtlerin lehinedir!” diye ahkam kesiyordu. Oysa bölgedeki laik rejimler için, en fazla da Türkiye’deki (ne kadarı kaldıysa artık) laik düzen için gerçekten çok önemliydi Kobani. İslamcı çeteler burada durdurulmasaydı şimdi güneyimizde seçimler yerine kadınların köle pazarları kuruluyor olacaktı.

IŞİD’e karşı Kürtlerin büyük direnişi burada başarıya ulaşınca, Arap, Süryani, Ezidi, Asuri halklar Kuzey Suriye’nin Kurtuluş Savaşı’na katılma cesaretini gösterdiler ve zaferi hep birlikte kazandılar. Şimdi de hep birlikte yeni bir yaşamın temellerini atıyorlar. Türkiye’nin öncelikle bu mücadelenin 1920’lerde Anadolu’da verilen Kurtuluş Savaşı’ndan bir farkı olmadığını anlayıp sindirmesi ve kendi geçmişiyle çelişmekten vazgeçmesi gerekiyor. Artık iktidarın işaret ettiği herkesi “terörist” ilan etme kuyrukçuluğundan çıkılıp gerçeklerle yüzleşme zamanıdır.

Kobani Şehitliği Settülbahir sırtlarındaki şehitlikleri andırıyor. Bölgede islamcı çetelerle savaşırken yaşamını yitirenlerin sadece 8500 kadarı “kuzeyden” gelenlerden oluşuyor. Yani Kurtuluş Savaşı’ndaki toplam kaybımız kadar genç insan sadece Türkiye’den gidenlerden. Hemen hepsi Kürt gençleri kuşkusuz, ama az miktarda da olsa Suphi Nejat Ağırnaslı gibi Turkiye’nin batısından, üniversiteli sosyalist gençler de var. Türkiye’den minik taşlar götürdük yüzümüzü yerden kaldıran bu genç mezarlara…

Şeriat karanlığı ya da rejimin baskısıyla sinmiş halkları özellikle de kadınları harekete geçiren Rojava devriminin önü açık. Bunun en belirgin ispatı yenilip dağılan IŞİD ailelerinin sığınmak veya teslim olmak için Arap veya KDP yönetimleri yerine DSG’yi (YPG’nin de içinde olduğu Demokratik Suriye Güçleri) şart koşmalarıdır. Bir devrim, düşmanında bile saygı uyandırmışsa başarılı olacağından, halkın desteğini alacağından kuşku duymamak gerek. Bu saygınlık ve özgüven gözle görülecek, elle tutulacak kadar somut Rojava’da…

Yapılacak çok iş olduğu muhakkak. Afrin’den, en fazla yıkıma uğrayan Kobani’ye ve işgal görmese de rejimin altyapısının çöktüğü Kamişlo’ya kadar ülkenin manzarası 1950’lerin Anadolusu’na benziyor. Ama heyecanla kolları sıvamış, en önemlisi de bunun ilk adımı olarak eşitlik ve demokrasiyi önüne koymuş bir federal anlayış devrime öncülük ediyor. Anadolu’da çok geç kalınan eğitim hamlesi ise başlamış bile. Halk Akademileri’nde yetişkinlere felsefe dahil dersler ve eğitim veriliyor. Okullarda, seçimleri de başarıyla gerçekleştiren genç idealist öğretmenler var. Kimse kimseye üstten bakıp hor görmüyor, inancını, dilini, milliyetini, geleneğini yok sayıp aşağılamıyor. Köy enstitülerine benzer okullar planlanıyor. Caddelerde şehitlerin fotoğrafları bu günler için ödenen bedelleri hatırlatsa da hamaset yerine tevazu hakim. Elleri silahlı asayiş ve askeri birlikler var ama hiçbirinde bizimkilerin halkın karşısındaki kibrinden eser yok. Hatta silahlı üniformalı gençlerden çok, geleneksel kıyafetleriyle kadınlar sokaklarda birer komutan edasındalar denebilir.

Biri Federasyon’un diğeri rejimin olmak üzere iki mahkeme var şimdilik. Halk hangisine isterse ona başvuruyor. Akrabalar arasındaki bir toprak anlaşmazlığının meclis mahkemesinde çözüme kavuşturuluşuna tesadüfen tanıklık ettim. Yaşlı, sözü dinlenen bir heyet herkesi ikna ettiği anlaşılan bir hükmü çabucak üretiverdi. Başka bir örnekte ise mahkeme, YPG’nin kullandığı bir binanın sahibinin başvurusu üzerine bir yıllık kirayı ödeyerek binayı terk etmelerine karar vermiş. Bu, mahkemenin neredeyse “kendi yoldaşları” aleyhine bir karar alması demek oluyor. Dolayısıyla halk federatif yapıya ve onun adaletine güveniyor.

Özetle Suriye konusunda başından beri bize kocaman, tarihi bir yalan söyleniyor. AKP’nin Suriye politikasına muhalefet ettiği için partiden ihraç edilen Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’ın söylediklerini Salih Müslim’e soruyorum. Sayın Yakış, Müslim’e Ankara’da Esad’ı devirme koşulunun dayatıldığını açıklamış ve bunu kabul etmemesi üzerine ilişkilerin kesildiğini anlatmıştı. Salih Müslim’in “Esad’a karşı Türkiye bizi koruyabilecek mi?” sorusunu iktidarın yanıtsız bırakışını da eklemişti. Müslim, bunları doğrulayarak fazlasını anlatıyor…

Rojava’dan Türkiye’ye yönelik bir tehdit, hele hele terör tehdidi tümüyle uydurma ve kendi saldırganlığının payandasını yaratmaktan başka bir şey değil. Ayrıca 4 gün boyunca ne Amerikan bayrağı gördük ne İsrail övgüsü, ne ezan sesi susmuş ne gençlik sindirilmişti. Omuzunda kalaşnikofla nöbet tutan yaşlı teyzeler, amcalar bize sadece Antep’te Karayılanı, Ege’de Çakırcalıyı anımsattı…

Hırsızların yalanlarının aksine, halkların çıkar ortaklığı o kadar net ki, sadece Suriye petrolünün %70’ini kontrol eden federatif yapının benzini 35 kuruşa sattığını söylemek sanırım yeterli olur. Bu da düzenleri sarsacak bir gerçek, o yüzden üzeri örtülmeye çalışılıyor. Suriye halklarının Türkiye’ye havan topu atmak değil petrol satma isteği olur ancak. Ve bizimle savaşmaktan çok daha büyük uğraşları var. Ancak bir saldırıya karşı da hazırlıklılar. Kestirmeden söylemeliyim ki 1919 da İstanbul’da İngilizler, Antep’te Fransızlar neyse bu gün İdlib’de Türkiye odur. “Bir gece ansızın gelebiliriz!” hamasetiyle söylenen mehter marşını yarın Afrin’de çalmaya kalkmak 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkmaktan farksızdır. Bu kötülüğü komşu halklara reva görmek bir yana, bu maceranın sonunun, Trikopis’in Anadolu macerasından daha büyük bir hüsran olacağı açıktır. Bu durumda TSK’yi milyonlarca Hasan Tahsin’in karşılayacağını söylemek kehanet olmaz. Yine resmi tarihin bizlerden hep sakladığı Anadolu halkıyla savaşmayı reddeden hatta bu nedenle İnciraltı’nda kurşuna dizilen Komünist Yunan askerleri gibi binlerce dostları da olacaktır kuşkusuz. Çünkü bu savaş sadece ve sadece Türkiye’de iktidar istiyor diye ve iktidar sürsün diye hepimize dayatılıyor.

Kuzey Suriye halkları kahredici katliamlardan henüz kurtuldular ve şimdi kendi geleceklerini inşa ediyorlar. Kurmaya çalıştıkları federe yapı şimdiden, ülkemizde “demokrasi” diye yutturulmaya çalışılan sahtecilikten daha gerçek. Çok değil 10 yıl sonra Kuzey Suriye Federasyonu’nu oluşturan halklar birbirlerine sarılarak yaralarını sarıp ülkelerini yeniden imar etmiş olurlar. Daha da önemlisi sağlam temeller üzerinde yükselttikleri demokrasileriyle eşitlik ve barış içinde yaşayan, çok renkli ve mutlu “demokratik bir ulus” yaratmış olurlar. Dışarıdan bir müdahaleyle yeniden savaşmak zorunda kalırlarsa da üstesinden gelecek güçteler, bu onlara ancak biraz zaman kaybettirir. Biz ise hilesiz seçim bile yapamayan, sağ kolunda Bahçeli sol kolunda Perinçek gibi koltuk değnekleriyle toprağı vatan yapmak için hala kan dökmeye çalışan bir tekçiliğin pençesinde, yokluk ve yoksulluk içinde debelenip duruyor olabiliriz.

Kendi geçmişine, en önemlisi de cumhuriyetini hangi koşullarda ve nasıl kurduğuna yabancılaşmış kibirli Türkiye’nin, Rojava’dan öğreneceği çok şey var.


Fotoğraflar: Bahadır Altan

Kuzey Suriye’de halklar sandık başındaydı: ‘Bu, yeni bir deneyim’

Kuzey Suriye’deki seçimin sonuçları açıklandı