Ana SayfaÇeviriRojava’nın sesi Latin Amerika’da yankılanıyor – Raúl Zibechi

Rojava’nın sesi Latin Amerika’da yankılanıyor – Raúl Zibechi


Raul Zibechi

Çeviri: Evrim Şaşmaz


Kuzey Suriye Kürtlerinin mücadelesinin Zapatista hareketiyle yankılarının olduğunu söylemek sıradan bir hale geldi. Fakat hem Abdullah Öcalan’ın fikri hem son yıllarda Rojava bölgesinde yaşananlar birçok Latin Amerika toplumsal hareketinin yapmakta olduklarıyla benzer çizgide.

Bu hareketler arasında en az üç yankı bulunabilir.

Birincisi ulus devlete işaret ediyor. Şili’nin ve Arjantin’in Mapuche’leri, Kolombiya’nın güneyindeki Nasa’lar, Bolivya’nın Aymara’ları, Amazon’un ve düzlüklerinin yerlileri gibi farklı halklar ne kendilerini devletleriyle özdeşleştiriyorlar ne de devlet kurumlarında konum elde etmeye çalışıyorlar. Kolombiya ve Brezilya’daki yeni Siyah hareketler benzer süreçleri izliyor ve bu da ulus devletin siyasi satranç oyunundan uzak durmalarını sağlıyor. Bu ideolojik bir mesele değil. Çoğu için ulus devletler onların halklar olarak tarihlerinin ve deneyimlerinin bir parçası değil; ulus devletleri, sömürgeciliğin ve Creole elitlerinin dayatması olarak görüyorlar.

Rojava Kürtleri hiçbir Devlet kurmayı tasarlamıyor.  Öcalan, ulus devleti “kapitalist uygarlığa” özgü bir güç olarak görüyor. Onun fikirlerini paylaşan Kürtler için devlet karşıtı mücadele, hala 19. yüzyıla doğru bakan Latin Amerikalı solcuların bir saplantısı olarak görülen sınıf mücadelesinden daha önemli. Bu solcularsa Devleti işçileri korumak için bir kalkan olarak görmeye devam ediyorlar.

Kürt lideri, “Demokratik Uygarlık Manifestosu”nun ikinci cildi olan “Kapitalist Uygarlık: Maskesiz Tanrılar ve Çıplak Krallar Çağı” kitabında Zapatista pratiğine çok yakın bir tez savunuyor. Öcalan, Devlet’i ele geçirmek “en sağlam devrimciyi bile hasta edebilir” diyor. Rus Devrimi’nin yüzüncü yılını hatırlamak için uygun bir düşünceyle bu kısmı bitirmek gerekirse, “Yüz elli yıllık kahramanlıklar mücadelesi iktidar girdaplarında boğuldu gitti”.

İkinci yankı ekonomide. Subcomandante Marcos’tan gelen mesajlarda açıkça görüldüğü gibi, Zapatistalar ekonominin “yasaları”yla dalga geçmeye meyil ediyorlar ve bu düzeni düşünüşlerinin merkezine koymuyorlar. Diğer taraftan, Öcalan “Kapitalizm ekonomi değil, iktidardır” vurgusunu yapıyor. Kapitalistler ekonomiden yararlanıyorlar fakat sistemin çekirdeği, toplum tarafından üretilen artı değere el koymak için kullanılan (silahlı veya silahsız) kuvvetten oluşuyor.

Zapatismo halkları mevcut özütleyici modeli (soya fasulyesi ve benzeri monokültürleri, açık maden işletmeciliğini ve mega altyapı çalışmalarını) toplumları belirleme amacıyla kuvvetin kullanımı ve kötüye kullanımı sebebiyle halklara karşı “dördüncü dünya savaşı” olarak tanımlıyor.

Her iki harekette de ekonomizme karşı cepheden bir eleştiri var. Öcalan şöyle hatırlatıyor: “İlk birikimlerin gerçekleştirildiği sömürge savaşlarında hiçbir ekonomik kural yoktur”. Kendi açılarından Latin Amerika’daki yerli ve Siyah hareketler de Perulu sosyolog Aníbal Quijano’nun bu kıtadaki egemenliğin çekirdeğini tanımlamak için kullandığı bir terime atıfta bulunarak bir sömürge gücüyle ya da “gücün sömürgeciliği”yle karşı karşıya olduklarını göz önünde bulunduruyor.

Aslında, evrimcilikle el ele giden ekonomizm eleştirel hareketlere bulaşan bir vebadır. Bir dolu solcu kapitalizmin sonunun daha güçlü ya da daha hafif derin ekonomik krizin devamında gerçekleşeceğini düşünür. Öcalan, bu perspektife karşı çıkıyor ve “kapitalizmin doğuşunu ekonomik gelişmenin doğal bir sonucu sayan”ların önerisini reddediyor. Zapatistalar ve Kürtler ilerlemeyi yıkıcı bir kasırga olarak gören Walter Benjamin’in teziyle hemfikir görünüyorlar.

Üçüncüsü, Latin Amerika hareketleri kapitalist üretkenciliğe karşı gelen Buen Vivir/Buena Vida’yı (İyi Yaşam/Hayat’ı) savunuyor. (2008 ve 2009’da onaylanan) Ekvator ve Bolivya Anayasaları doğayı, servet kazanmanın bir nesnesi olarak görmeye devam etmek yerine “hak öznesi” olarak vurguladı. Bu hareketler arasında, bir kapitalizm krizinden, bir uygarlık krizinden daha fazlasıyla karşı karşıya olduğumuz fikri oluşuyor.

Kürt hareketi kapitalizmin modern kapitalist Batı uygarlığının krizine yol açtığını savunuyor. Bu analiz, ilerleme ve kalkınma ideolojisinin üstesinden gelmemizi sağlıyor; ataerki ve ırkçılığa, çevre ve sağlık krizine bağlı çeşitli tahakkümleri bütünleştiriyor ve süregelen krizi daha derin ve daha geniş bir bakışla ele alıyor.

Bir uygarlık kendi kendine yarattığı sorunları çözmek için (maddi ve simgesel) kaynakları kalmadığında krize girer. Bu nedenle coğrafi ve kültürel olarak birbirinden uzak görünen hareketler insanlığın yeni bir dünyanın eşiğinde olduğunu hissediyor.

Bu üç yankının üstünde önemli bir kesişim buluyoruz: Kadınlar Latin Amerika hareketlerinin merkezini zapt ediyor ve Öcalan’ın düşüncesinin çekirdeğini oluşturuyor. Rojavalı akranlarıyla empati ve iştirak hisseden yüz binlerce kadın Ni Una Menos* ile Arjantin sokaklarında yerlerini aldılar.

Öcalan’ın belirttiği gibi “güçlü ve kurnaz adam” tahakküm için tahakküm tarafından tasarlanan derinden ataerkil bir kurumun, özgürleşme için bir araca dönüştürülemeyecek Devlet’in merkezinde.


*Arjantin’de, Machista şiddetine karşı kadınların kolektif olarak “Bir kadın daha eksilemez” sloganıyla başlattıkları ve birçok Latin Amerika ülkesine yayılmış olan feminist hareket.

Kaynak: The Region