Ana SayfaManşetArap şiirinde devrim yaratan, ataerkiyi reddeden bir kadın: Nazik al-Mala’ika

Arap şiirinde devrim yaratan, ataerkiyi reddeden bir kadın: Nazik al-Mala’ika

HABER MERKEZİ – Erkeklerin egemen olduğu, kadınların çoğunlukla mahlasla şiirlerini yayınladığı Arap edebiyat dünyasında kalemiyle devrim yapan bir kadın: Nazik al – Mala’ika. Ve işte, Arap şiirine serbest nazımı getiren Nazik’in eleştirilere kulak tıkayıp ruhunun izini sürdüğü yaşamının izleri.

20. yüzyılın en etkileyici Arap şairlerinden diye anıyorlar onu şimdi.

Ortadoğu coğrafyasından beslenen özgün şair Nazik al-Mala’ika, 23 Ağustos 1923’te Irak’ın başkenti Bağdat’ta dünyaya geldi.

Nazik ismini, 1923’te Suriye’deki Fransız işgal ordusuna karşı bir dizi devrime öncülük eden bir kahraman olan Nazik Alabed’den aldı.

Nazik, şair bir anne ile öğretmen bir babanın çocuğuydu.

3 kardeşi olan Nazik, ilk şiirini 10 yaşında yazdı. Daha sonra annesi ve amcası ile birlikte Boğazım ve Dünyam Arasında adlı bir şiir yazdı.

Çocukluğu ailesinin de tesiriyle edebiyatla bir hayli iç içe geçti.

Bağdat Üniversitesi’nden 1944 yılında mezun olan Nazik, ardından Wisconsin Üniversitesi karşılaştırmalı edebiyat bölümünde yüksek lisans yaptı.

Nazik edebiyata olduğu kadar sanata da ilgiliydi; ud çalmayı öğrenmiş ve yüksek lisansın ardından Güzel Sanatlar Enstitüsüne girerek müzik üzerine eğitim almıştı.

İngilizce ve Fransızca öğrenen Nazik tiyatro ile de ilgilendi. Drama ve çağdaş Arap müziği onu etkileyen diğer alanlardı.

1949’da buradan mezun olan Nazik’in İngiliz edebiyatı hakkındaki bilgisi ona Princeton Üniversitesi’nde eğitim bursu kazandırdı.

Nazik, ilk şiir koleksiyonu The Lovers of the Night’ı (Gecenin Aşıkları) 1957’de yayımladı. Bu şiirlerinde hayal kırıklığını işledi.

Serbest nazımın öncüsü, Arap şiirinin devrimcisi

Nazik, Arap edebiyatında bir devrim olarak nitelendirilen ‘serbest şiir’ tarzının öncüsü oldu.

Bu yeni metod özellikle sol görüşlü şairler arasında başladı ve zamanla tüm Arap şiirine yayıldı.

Nazik’in bu tarzdaki ardıllarına ilham veren ilk şiiri 1949’da yayımlanan Kolera oldu. Bu şiir 1947’de Mısır’dan Irak’a gelen kolera salgınının duygusal etkisini konu ediniyordu.

Nazik, Arap şiirine 1000 yıldan fazla süre etki eden klasik şiir biçiminden kopuşun kıvılcımını yakan kadın oldu.

Elbette Nazik’in bu sıradışı tarzı başta ailesi olmak üzere geleneksel nazımı benimseyen – ve her ne hikmetse neredeyse hepsi erkek olan- şairler tarafından eleştiri ile karşılaştı.

Bir gazetede yayımlanan otobiyografisinde bu şiiri yazdığı andaki ruh halini şöyle anlatıyordu:

Bir saat içinde şiiri bitirdim ve kız kardeşim İhsan’ın evine koştum. Ona çok garip bir biçimde bir şiir yazdığımı ve tartışmaya neden olacağını söyledim. İhsan yazdığım şiiri okurken çok destekledi. Ama annem soğuk bir sesle bana, ‘Bu nasıl bir kafiyeydi?’ diye sordu. ‘Müzikaliteden yoksun’.

Babasının tavrı da annesinden pek farklı olmamıştı.

Nazik’e karşı zaman zaman eleştiri dozunu arttırarak ilerleyen bu süreç onu karamsarlığa sevk etti ancak yine de bildiği gibi yazmaktan geri durmadı.

Sesini hapsetmek zorunda kalan kadınların sesi

Nazik’in bu bildiğini yapmaktan geri durmayan tavrı diğer kadınlara da ilham verdi.

Nazik bir bakıma kendi sesini içine hapsetmek zorunda hisseden kadınlar için bir ses bir soluk oldu.

Shawqi Bzai, Al Mustaqbal gazetesinde onun hakkında kaleme aldığı bir yazıda Nazik için “Erkek ve kadın yazarlar arasındaki engelleri kırdı ve gelecekteki şairlerin yolunu açtı” ifadesini kullandı.

Eleştirilere rağmen ondan etkilenenler de yoğunluktaydı, şiirleri Irak’taki gazete ve dergiler de yayınlandı.

Derken çalışmalarını hızlandıran Nazik 1949’da tamamını serbest nazımla kaleme aldığı Şarapneller ve Kül kitabını yayımladı.

Nazik, üçüncü şiir koleksiyonu olan ve 1957’de yayımlanan Dalga Derinliği’nde hem geleneksel formları hem de yeni serbest nazımı harmanladı.

Nazik’in şiirlerine sıkça yansıyan karanlık, Haşimi krallığı yıkıldıktan sonra yerine 1958’de kurulan Irak Cumhuriyeti ile kısa süreli olarak sonlandı.

Lakin yeni sisteme karşı da bir hoşnutsuzluk baş göstermeye başladı ve Nazik 1959 yılında Beyrut’a taşındı.

Nazik’in şiir dili

Nazik şiirin yapısal özelliklerine dair düşüncelerini şöyle anlatır:

Bazı şairlerin yeni tema isteği ile serbest şiiri birleştirmelerine ve diğer şairlerin de şiirde realizmi oluşturabilmeleri için tek amaçlarının şi‘r hurr olduğunu düşünmelerine rağmen serbest nazım, temelde vezinsel bir olaydır.

Bununla birlikte Nazik kendi serbest nazım tarzını klasik Arap aruzunun bir reformu olarak görüyordu.
Nazik’e göre bu sosyal bir gerekliliktir ve Arap ulusunun, modern bir altyapıda zengin ve derin kökenli bir idrakını yeniden yapılandırmayı deneme çabasının bir sonucudur.

Nazik daha sonra şiirlerinde kadın sorunları, feminizm ve yabancılaşma temalarını işlemeye başladı.

Nazik, 1961’de Bağdat Eğitim Fakültesi Arap Bölümü’nden meslektaşı Abdel-Hadi Mahboube ile evlendi ve 1964’te Irak’a geri döndü. Ancak bu dönüş kısa sürdü.

Sonraki yıllarda politik sebeplerden ötürü eşi ve ailesi birlikte Irak’tan ayrılan Nazik, Kuveyt’e taşındı.

Burada 20 yıl süreyle Kuveyt Üniversitesi’nde ders verdi.

Nazik; Byron, Thomas Grey ve Rupert Brooke gibi yazarların şiirlerini çevirdi ancak 1960’lı yıllarda Batı modellerini eleştirel biçimde benimsemiş genç yazarları da eleştirdi.

1970’lerde Nazik’in 3 şiir koleksiyonu yayımlandı.

Saddam Hüseyin’in iktidara gelmesi ve işgal girişimi üzerine 1990’da ise yeniden yollara düşme vakti gelmişti Nazik için.

‘Yıkılmak’

Nazik’in Türkçeye çevrilen bir şiiri


Nazik bu kez ömrünün sonuna kadar yaşayacağı Mısır’ın başkenti Kahire’ye gitti.

Nazik hayatı boyunca bildiklerini gençlere ulaştırmak için çabaladı, birçok okulda ve üniversitede ders verdi.

1979’da ise Wisconsin-Madison Üniversitesi’nde Profesör oldu.

Ataerkil düzene ve geleneksel kadınlık rollerine kafa tutuş

Kadın hakları konusunun da güçlü bir savunucusu olan Nazik, 1953’teki Kadınlar Birliği Kulübünde “İki Kutuplu Kadınlar: Olumsuzluk ve Ahlak” başlıklı bir konferans verdi. Bu konferansta söyledikleri ile kadınlara Arap toplumundaki atalet ve geleneksel kadın rollerinden kurtulmaları gerektiğini anlattı.

Kadınları yerleşmiş ataerkil düzene başkaldırmaya çağıran Nazik, daha fazla ses çıkarmaları konusunda onları yüreklendirdi.

Zamanında ve bulunduğu coğrafyada az görülen bir şeye de sahip oldu: Bir kadın olarak ekonomik bağımsızlığını elde etti.

Nazik’in ‘namus’ bahanesiyle öldürülen kadınları konu aldığı şiiri o dönemde büyük ilgi gördü, uluslararası medya da dahil.

Kadınlar için bir dernek kurdu. Bu dernek toplumsal cinsiyet rollerini reddeden kadınların bir araya geldiği bir çatı halini aldı.

Ruhun karanlık girintilerine şiirle yolculuk

Kişisel psikolojisini de iyi gözlemleyen şair, ruhunun karanlık girintilerine girmekten çekinmedi.

Bu şimdiye dek Arap kadınlarının pek rastlamadıkları tarzda bir cesurluktu.

Nazik kaleme aldığı otobiyogrofisinde depresyonunu da anlattı:

Anılarımda derin psikolojik analizlere girdim. Çevremdeki diğer insanlar gibi kendi fikir ve duygularımı ifade etmediğimi keşfettim. Geri çekilmiştim ve utangaçtım. Bu olumsuz yaşam biçiminden uzaklaşmaya karar verdim. Hatıralarım, bu amaca ulaşmak için kendimle olan bu büyük mücadeleye tanık oldu. Bir adım ileri attığım zaman, geriye doğru on adım atmıştım, bu da tam bir değişiklik beni uzun yıllar aldı demekti. Bugün değişen psikolojik alışkanlıkların en zor olduğunu biliyorum.

Bir süre sonra dış hayattan soyutlandı ve hatta ailesinden bile.

Bir arkadaşının anlatımına göre hüzün onun çocukluğundan beri aşina olduğu bir duyguydu. Aşinaydı ona.

Nazik, melankolisinin kökenini annesinin ölümüne bağlıyordu. Nazik, annesini 1953’te kaybettiğinde gece gündüz ağladığını ve üzüntünün ona bağlandığını söylüyordu.

Nazik’in şiirleri onun yaşamına etki etmiş ruh halleri ve düşüncelerin birer yansımasıydı. Şiirine katık olmuştu ruhunu saran düşünceler. O nedenle onun şiirlerinin arasında dolaşırken sıklıkla rastlarsınız idealizme, umuta, hayal kırıklığına, sürgüne ve kaçınılmaz olarak depresyona…