Ana SayfaGüncel‘Demokrasinin demokratikleşmesi’nden bahsetmemiz gerek – Étienne Balibar

‘Demokrasinin demokratikleşmesi’nden bahsetmemiz gerek – Étienne Balibar

HABER MERKEZİ – Marksist filozof Etienne Balibar, Boğaziçi Üniversitesi 2018 Hrant Dink İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Konferansı’nda “Şiddet Zamanlarında Demokrasi ve Özgürlük” adlı bir konuşma yaptı. Burada, “Demokratik bir rejim aslında yok. Çünkü demokrasi tam olarak gerçekleştiğinde var olan politik kurumlar aşılır hatta yok olur gider” diyen Balibar, ‘demokrasinin demokratikleşmesi’ gerektiğine dikkat çekti. Aşağıda okuyacağınız metinde, konferansı Bianet için takip eden Eda Canımana’nın haberinden seçilmiş pasajlar yer alıyor.


Étienne Balibar


Tarihin hiçbir dönemi yoktur ki şiddet zamanı olmasın. Bu anlamda tarih ve siyaset öyle birbirine geçmiştir ki ikisini birbirinden ayrı düşünmek olanaksız hale gelmiştir. Fakat bu, demokratik gayelerin takip edildiği alanlar olmadığı anlamına gelmiyor. Şiddet karşıtı adımlar bu alanlarda atılıyor.

Şiddetin iki boyutu var. Sosyal ve yapısal şiddetten bahsederken siyasal şiddetin varlığını da unutmamak gerekir. Avrupa’da ‘uygarlık’ söylemi temelli şiddet karşıtı bir strateji var, ancak ulusaşırı bir stratejinin aynı zamanda metafizik temellerinin de olması gerekiyor. Egemenlik her daim istisnai durumları normalize ediyor. Hâlbuki normal olan ile istisnai olanı da birbirinden ayırmak lazım. Örneğin; ‘savaş’ ve ‘barış’ kavramları istisnai durumlara işaret eder. Fakat bunlar egemen söylem tarafından normalize edilir.

Modern devletlerin kendilerine ‘organize’ ya da ‘meşru’ şiddet tekeli atfettiğini ortaya koyan 20. yüzyılın en önemli sosyologlarından Max Weber’e katılmamak çok zor. Modern anlamda devlet, kendi otoritesini tesis etmek için, kendi halkına bir iç savaşta bulunabilir. Dolayısıyla her türlü direnç ve muhalefet yasaklanarak etkisiz kalır. Böylece ‘sivil itaatsizlik’ hakkı tanınmaz. Ama aynı zamanda bu demokrasiye bir tezattır. Bu bize gösteriyor ki demokrasi aslında paradoksal bir rejim. Çünkü demokrasi her zaman halkın muhalefetine ihtiyaç duyar. Günümüzde demokrasi her yerde, özellikle Akdeniz’de, kısıtlanıyor.

Konuşma özgürlüğünden bahsederken Hannah Arendt’in çok önemli bir kavramına değinmek istiyorum: Haklara sahip olma hakkı. Bu nedenle ifade özgürlüğünden bahsetmek istiyorsak konuşma özgürlüğünden bahsetmemiz gerekir.

Demokratik bir rejim aslında yok. Çünkü demokrasi tam olarak gerçekleştiğinde var olan politik kurumlar aşılır hatta yok olur gider. Siyasi kurumların varlığı demokratik rejimleri oligarşik hale getirmiştir. Bu göz önüne alındığında demokrasi tarihte hiçbir zaman sabit bir şeye tekabül etmez.

Bu yüzden ‘demokrasinin demokratikleşmesi’nden bahsetmemiz gerekir. Demokrasinin demokratikleşmesi iki unsur ile gerçekleşir: Birincisi, her evrede yeni eşitlik ve özgürlük formlarının yaratılması; ikincisi ise halkın radikal bir şekilde siyasete katılımı. Metafizik yasaları bize bunun orta bir yolunun olmadığını söyler. Yani demokrasinin gerisine düşülmemesi gerekir.

Popülizm yurttaşların güçlerinin elinden alınması için bir araç. Ya bu insanların var olan güçleri ellerinden alınıyor ya da yerel kombinasyonlara indirgeniyor. Bu da teknokratik ve agresif bir modernleşmenin sonuçlarından biri. Kişiselleştirilmiş bir monarşiye geri dönüş söz konusu.

Bu haldeyken az önce sözünü ettiğim kadar bir demokrasiyi nasıl savunabileceğiz? Bu soru önemli. Kendini politik olarak dışlanmış hisseden halk alternatif harekete geçme formları yaratıyor.

Demokrasi öyle bir paradoks ki popülist otoriterlikle de sonuçlanabiliyor. Çünkü demokrasi her zaman aktif halka ihtiyaç duyar. Bu nedenle popülizme karşı ‘demokratik politika’yı savunmalıyız.


Balibar’ın konuşmasının derlendiği habere BURADAN bakabilirsiniz.

Étienne Balibar: Trump, Erdoğan ve diğerleri; siyasetin faşist biçimlerinin geri dönüşüne tanıklık ediyoruz