Ana SayfaYazarlarAkın OlgunHakikat üşütmez sizi – Akın Olgun

Hakikat üşütmez sizi – Akın Olgun

Bir avuç olanla sözü, gerçeği, hayatı ve yaşananları bir vicdan sıcaklığında bölüşmenin yerini hiçbir şeyin dolduramadığını anladığınızda, asla yalnız hissetmezsiniz kendinizi.


Akın Olgun


Bir zaman dilimi içerisinde çok şeyler yaşadık, çok şeyler gördük. AN’a sığdırdığımız o kadar çok şey var ki, bunları anlatmak manasız ve yersiz yetersiz geliyor insana. Kendi içinizde voltaya durmak gibidir bu. Bilen bilir, bütün yalnız voltalar iç konuşmalardan oluşur. Eğer duyabilseydik onları, bir insanın içinin ne kadar derin olduğunu da anlardık.

İçimizden konuşuyoruz artık.

Paylaşmanın, dertleşmenin, bölüşmenin bir anda iç edildiği bir zaman dilimi içerisinde, ne “dost” demenin, ne “arkadaş” demenin tadı var. Çünkü herkesi “dost”, herkesi “arkadaş” sanmaktan tüketmişiz hakiki olanı. Geriye yalan sözler, yalan haberler, yalan cümleler, kelimeler kalmış. Herkes kendi kandırıkçılığında kavruluyor, herkes kendi çıkarlarında harcıyor bir başkasının değerini.

Hiçbir şey yok-muş, olmuyor-muş gibi yapmaktan doğuyormuş meğer o “zarafet” dedikleri şey. Hiçbir şeye dokunmamak-mış, mesafelenmek-miş ve yukarıdan aşağıya süzmek-miş meğer, “incelik” dedikleri şey. Böyle yapınca, ne gam, ne tasa oluyormuş!

Oysa;

“Asla yapmam” dediğinizi yapmaya başladığınızda doğar kötülük ve sonra taarruz edersiniz her şeye.

Hiç “olmaz”larınız kalmaz, “olmayacağım” dediğiniz her şey olursunuz ve gıdıklarsınız her üçkâğıtçılığı ve gıdıklarlar her yöne yatkın oluşunuzu. Böyle doğar işte her pisliğe kahkahalarla ortaklık ve içinizde kusacak bir şeyin kalmamasıdır artık midesiz olmak.

Bir yerlerde sürükleniyor insanlar, bir yerlerde “hakikat” diyen her ses linç ediliyor, bir yerlerde söndürülüyor hayatlar. Kaş göz arasında değil, bağıra çağıra, gözümüzün içine soka soka yapılıyor her şey.

Etrafta “mış” gibi yapanlar dolanıyor, çalmıyor artık telefonlar, mesajlar düşmüyor, yıllardır tanıdığınız başlar saklıyor selamını, sabahını. Etrafınız sessizleştiğinde anlıyorsunuz meselenin sadece korku değil, erdemsizlik de olduğunu.

Ama etrafta kraldan daha kralcı olanlar dolanıyor. Esip gürlüyorlar, kadrajlardan sarkıyor başları ve sonra pozlarını geride bırakıp kayboluyorlar.

Ama etrafta, duyarlılık eylemlerine, “bitse de gitsek” diyerek takılan kasıntılı tipler var. “Sol” soslu cirolarının sağlayamadığı saygınlığı toplayıp kucaklarına, kariyer albümlerine yeni bir resim ekleyerek, geleceğe yatırım pozlu yüzlerini ökçelerine takıp hızla uzaklaşıyorlar.

Yanımızdan afrasıyla geçiyor çok bilmişi, az bilmişi, yalayıp yutmuşu. Yanımızdan tafrasıyla geçiyor sonradan görmesi.

Her defasında direnenlerin kendileriyle baş başa kalmasıyla başlıyor yeniden nöbet. El ayak çekiliyor, derin bir sessizlik kalıyor geriye. Tutulmayan sözlerden yıkılıyor hep umut. Kırılan, kırdırılan sözlerden azalıyor hep direnç ve uzaklardan şairin “Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü” diyen mısraları. Yokluyor cancağızımızı.

Karıncalanıyor elleriniz, titriyor sesinizin tınısı, yüreğiniz büyüyor göğüs kafesinizde, buğulanıyor gözleriniz, nefesiniz düğümleniyor boğazınızda. Sonra etrafınızda, yanınızda, yörenizde başkalarını görüyorsunuz, hiç tanımadığınız yüzler, eller, yürekler dokunuyor omuzlarınıza ve anlıyorsunuz ki tanışık olmak değil mesele. Asıl olan vicdanlı olmak.

Bir avuç olanla sözü, gerçeği, hayatı ve yaşananları bir vicdan sıcaklığında bölüşmenin yerini hiçbir şeyin dolduramadığını anladığınızda, asla yalnız hissetmezsiniz kendinizi.

Bilirsiniz, o bir avuç, milyonlarca insandır aslında.

Hesapsız, yalansız, dolansız olanların hakikiliğinde asla üşümezsiniz.