Ana SayfaYazarlarBahadır Altanİki uçak, bir KHK, iki kaza – Bahadır Altan

İki uçak, bir KHK, iki kaza – Bahadır Altan


Bahadır Altan*


Uçak kazaları, bütün olumsuzlukların bir zincirin halkaları gibi, aynı zaman diliminde buluşması sonucunda olur. Bazen bir teknisyenin veya hava trafik kontrolörünün dikkati, denetim görevini gerektiği gibi yapan bir bürokrat, bir öğretmenin kulağa küpe ettiği söz, hatta herhangi birisinin duyarlı davranışı bu zincirin oluşmasını, dolayısıyla kazayı engelleyebilir. Bu kişi çoğunlukla da pilot olur, çünkü bütün eksiklikleri hataları görüp önlemini alacak kişi, zincirin son halkasıdır pilot. Bizler farkına bile varmayız ama birçok olumsuzluğa rağmen her gün kaza olmuyorsa çoğunlukla onların aldığı eğitimle edindikleri bilgi ve beceriler kazaları engellediği içindir. Ama ne zaman bir kaza olsa, fotoğrafın tamamına bakmak, bu zinciri düşünmek yerine suçu birilerine yıkıp rahatlamak ister kamuoyu. Bu günah keçileri de genellikle son halka olan pilotlar olur…

Örneğin Trabzon’da bizim tabirimizle “taca çıkan” Pegasus uçağında ikinci pilot son yaklaşmada yanlışlıkla pas geçiş butonuna basmasaydı, sonrasında kaptanla birlikte otomatik gaz kolunu devreden çıkarmayı unutmasalardı bu kaza olmazdı. Yine Boeing bunu düşünüp otomasyon yazılımında inişten sonra bir motor freni açılmasa da otomatik gaz açışa engel olacak tedbiri almış olsaydı bu kaza yine olmayacaktı. Pist ıslak olmasaydı, meydan Trabzon gibi denizin hemen kenarında olmasaydı, belki gece yarısı değil de gündüz, pilotların daha zinde ve dikkatli oldukları bir zamanda olsaydı gene olmayacaktı. Uçak dokümanlarında “bir motor freni arızalı olarak uçuşa verilebilir, tek motor freni kullanılabilir” yerine başka şeyler yazsaydı gene olmayacaktı. Bu keşkeleri artırmak mümkün kuşkusuz…

Şimdi daha yoğun gündemlerle unutuldu bile ama, ocak ayı içinde biri yukarıda söz ettiğim Pegasus’un Boeing 737, diğeri askeri Casa uçağı olmak üzere üst üste iki kaza yaşanınca, herkes “Bu uçaklara, pilotlara ne oluyor, bizim ülkemizde uçak kazaları neden fazla oluyor?” sorusuna yanıt aradı. Cevap basit aslında:

Bu ülkeye ne oluyorsa uçaklara da, pilotlara da o oluyor!

İş cinayetlerinde şampiyonluğu kimseye neden kaptırmıyorsak, kadın cinayetlerinde, trafik kazalarında, gazeteci, siyasetçi, parlamenter tutuklanmalarında neden ön saflardaysak, uçak kazaları bizim ülkemizde o nedenle çok oluyor. Enflasyon sadece paranın değerini düşürmüyor, erozyon sadece toprağı aşındırmıyor, ormanlar yanarken sadece ağaçlar yanmıyor. Bu ülkede insan hayatının değeri de enflasyona, erozyona uğruyor. İnsanların hakları, özgürlüklerinin tanınmadığı, farklı inanç ve siyasi görüşlerinin, hatta bedensel dokunulmazlığının, kişiliğinin yok sayıldığı bir ülkede yaşamın değerinin artması beklenemez kuşkusuz. İnsan yaşamının değeri de yitiyor, hem de ilk önce herkesin kendi değeri, kendi gözünde düşüyor.

Askeri veya sivil bir pilot da bu ülkede yetişiyor. Çocukken dayak yiyor, hatta (şimdilerde daha da artan oranda) tacize uğruyor. Öğretmeninden komutanlarından azar işitiyor. Kimse ona “sen bir insansın çocuk da olsan hakların var” veya “gençsin değerlisin” demiyor büyürken. Hava Harp Okulunda öğrenciyken bir gece eline silah verilip emirle Boğaz Köprüsüne ne olduğunu bilmediği bir “göreve” gönderilen arkadaşları sopalarla linç ediliyor, bazılarının kafası kesiliyor oracıkta. Sonra bu cinayetleri işleyenler bir KHK ile yargıdan muaf tutuluyor. Askerliğin yan gelip yatma yeri olmadığı, vatan söz konusu ise onun bir teferruat olduğu öğretiliyor. Vatanın ise hükümetin emrine uymak olduğu, karşı çıkanın terörist sayılacağı kafalara kazınıyor. Şimdi soralım “Bizim ülkemiz, uçak kazalarında neden hep ön sıralarda?” diye. Şoför, çiftçi, madenci veya pilot, insanlara ne kadar değer verildiyse onlar da kendi yaşamına o kadar kıymet biçiyor ve bu bilinci işine de yansıtıyor.

Havacılık kazalarında insan faktörü hala %75 in üzerindedir. Ancak bu insanların hangi koşullarda eğitildikleri ve kazaları hangi ortamlarda yaptıkları önemli. Yani görünen nedenlerin ardına bakmak, hatalara zemin hazırlayan verimli toprakları dikkate almak gerek. Aksi halde, hep yaptığımız gibi bir sorumlu bulup bütün suçu ona yıkabiliriz ama ülkenin sicilini düzeltmemiz mümkün olmaz.

Son iki kazanın ortak yönü…

Çok farklı görülse de bir hafta içinde peş peşe yaşanan sivil ve askeri iki uçak kazasının ülke koşullarından kaynaklanan ortak bir noktası var. Daha önce bu sayfalarda yazmıştım. Hava Kuvvetlerinden mecburi hizmetini tamamlayıp istifa ederek veya emekli olarak, ya da sağlık nedenleriyle ayrılan ve sivil havacılıkta çalışmaya başlayan, ailelerine yeni bir hayat kuran pilotlar, bir KHK ile yeniden ve zorla silah altına alınmaya başlandı. Hava Kuvvetlerinin pilot açığını kapatıp savaşacak pilot bulmak için zorla bu insanların yaşamları alt üst ediliyor. Birliklerine katılmayanların lisanslarına pasaportlarına el konuluyor, çalışma olanakları ellerinden alınıp bir çok KHK mağduru insanımız gibi açlığa mahkum ediliyor. Gönüllü olarak geri dönen birkaç kişi olsa da hemen hepsi ayrılmalarına neden olan cemaat anlayışında bir değişiklik olmadığı fikrindeler. Yani ekonomik nedenlerin yanında, AKP ile FETÖ arasında bir fark görmedikleri için Hava Kuvvetlerine geri dönmek istemiyorlar. İleride yargılanmalarına neden olacak hukuksuzluklarda piyon olmak hiç istemiyorlar.

Pegasus daha önce işe alıp eğitim verip yetiştirdiği, deneyimli yetenekli 30 pilotunun Hava Kuvvetlerine geri gidişine engel olamadı. Nisan ayında çok daha fazlası gidecek. Kuşkusuz herkes hata yapabilir ama şimdi Pegasus açısından “Trabzon seferinde bu deneyimli ikinci pilotlardan biri olsaydı bu hatayı yapar mıydı?” diye sorma hakkımız var. Bu hak emniyetli uçuş talep edecek bütün yolcular için bir tüketici hakkıdır aynı zamanda. Casa uçağında yaşamını yitiren yüzbaşı ise sonradan geri dönen ve yeniden eğitime alınan pilotlardan biriydi. Bu durumda da mecburi hizmetini tamamlayarak yasal hakkını kullanmış ve silahlı kuvvetlerden ayrılıp yeni bir yaşam kurmuş pilotların hayatına müdahale etme hakkını kendinde gören iktidar, bu pilotları KHK ile tekrar asker yaparak yaşamını yitirmesine neden olmuştur demek mümkündür. Bu kazanın da sorumluluğunu iş cinayetlerinde olduğu gibi çok daha yukarılarda aranması gerekiyor.

Özetle yukarıda söz ettiğim kaza zincirine bir halka daha eklemek mümkün. Ülke Kanun Hükmünde Kararnameler ülkesi olmasaydı, bu yolla ve zorla pilotlar Hava Kuvvetleri’ne geri alınmasaydı zincirin bir halkası eksik kalıp kaza olmayacaktı.

Kazasız belasız, kahekasız, ohalsiz günlere…


* Kaptan pilot ve eski bir savaş pilotu