Ana SayfaManşetİssos Savaşı’ndan Afrin Savaşı’na – M. Ali Çelebi

İssos Savaşı’ndan Afrin Savaşı’na – M. Ali Çelebi

HABER MERKEZİ – Türkiye’nin Afrin’e olası operasyonu gündemdeki yerini koruyor. Peki, İdlib ve Afrin jeopolitiğinde ‘hararet’ neden arttı? Bir ‘Afrin Savaşı’ kapıda mı? Afrin’e kara harekatı mümkün mü? M. Ali Çelebi, Karınca için kaleme aldığı yazısında tüm bu sorular ışığında, bölgedeki aktörlerin aldığı pozisyonlar üzerinde de durarak bölgedeki son duruma dikkat çekiyor. Çelebi, tarihteki İssos Savaşı ve Perslerin dağılmasını hatırlatarak bugün yaşananları yorumluyor: “Ortadoğu ülkeleri, jetlere, helikopterlere, tanklara, obüslere, İHA ve SİHA’lara güvenerek her şeyi elde edebilecekleri, zamanı bükebilecekleri yanılgısına sık düşüyor. Teknolojinin yanında birçok faktör gözardı ediliyor.”


M. Ali Çelebi


Suriye iç savaşının başladığı 2011’den beri Türkiye, Suriye içine ve sınır hattına en büyük askeri sevkiyatını Efrin (Afrin) ağırlıklı olarak Rojava kantonları sınırına ve İdlib’e yaptı. Kilis’ten, Hatay’dan, Fırat Kalkanı bölgesinden ve İdlib’in kuzeybatısında komandolar, tanklar, obüsler, zırhlı taşıyıcılar konumlandırıldı. 2017 sonlarından beri TSK-ÖSO tarafından şekillendirilen “Suriye Milli Ordusu”nun da hem İdlib’den hem Fırat Kalkanı bölgesinden kuşatmaya katılması ile Efrin’i kuşatan güç onbinlerle ifade edilir oldu. Hükümetin “Türkiye sabrının son noktasına gelmiştir” diyerek Efrin ve Minbic’e harekatın an meselesi olduğunu söylediği, iktidar yayın organı Yeni Şafak gazetesinin “3 SAATTE AFRİN” manşeti attığı, yazar, yorumcuların hemen kara-hava harekatı başlatması için hükümete akıl verdiği bir tarih aralığından geçtik.  İdlib ve Efrin jeopolitiğinde hararet neden arttı? Daha önceki Efrin kuşatmalarından harekat çıkmamıştı. Bu kez Efrin Savaşı başlıyor mu?

Türkiye dış politikasının önceliği Kürtler, Ermeniler, Ege ve Kıbrıs olduğu için manevra kabiliyeti paralize olmuştur,  iradesini pinpon topu gibi arasında gidip geldiği küresel güçlere ipotek edegelmiştir. Ocak 2017’de de AKP yönetimi, Astana sürecine alınırken, Ekim 2017’de Rusya ve İran, Türkiye’nin İdlib’e girmesine izin verirken Ankara uçuruma çekildiğini fark etmedi. Putin, Lübnan sınırından, Halep’ten ÖSO gruplarını İdlib’e toplarken de algıları kapalıydı. Putin savaştan beri ilk kez Lazkiye’ye gidip Suriye’deki güçlerini çekeceğini ilan ettiğinde sevinçten zıpladı. Bu sırada 2017 sonlarından Sünni aşiretler ve ÖSO gruplarından toparladığı “Suriye Milli Ordusu” da oluşturdu Türkiye. İran, Rusya ve Şam rejimi, yeni Astana, yeni Cenevre ve Soçi Halklar Kongresi gündeme gelince İdlib’i alıp Kafkaslardan, Orta Asya’dan, Türkiye’den gelmiş İdlib’deki grupları temizlemeye soyundu. İdlib’den Rusya’nın Hmeymim ve Tartus üslerine füzeler, İHA’lar saldırınca bu Rusya’ya muazzam bir gerekçe oldu. Hama’nın kuzeyinde hızla İdlib’in güneydoğusundan kuzeye ilerledi rejim ittifakı. Türkiye için büyük şoktu bu. Çünkü hem yeni göç dalgası olacaktı. Hem Türkiye’nin yeniden oyun dışı kalmasının önemli bir dönemecine gelinecekti. Konferanslarda da Türkiye ve Suriye vazo muamelesi görecek Fırat Kalkanı’ndan da atılması kolaylaşacaktı. Ancak öyle bir konjonktür vardı ki AB ile ABD ile sorunları budaklanan, ekonomi-turizm krizi yaşayan Türkiye, Rusya’dan da koparsa iyice ortada kalacaktı. Rusya’ya sert çıkamıyordu.

Putin diş gösterdi

Baas rejimi Aralık 2017’nin son haftasında İdlib’in güneydoğusunda harekat başlatıp kuzeye doğru ilerledi. 2018’in ilk haftası İdlib’de yoğun bombardımanda sivil kayıplar arttı. Şam’ın kuzeydoğu kırsalı Doğu Guta’da da ordu bombardımanı artıyordu. İdlib de Doğu Guta da Astana’da imzalanan Çatışmasızlık Bölgeleri kapsamındaydı oysa. Ancak Astana’da HTŞ kara listede olduğu halde, Türkiye İdlib’den çıkarma sözü verdiği halde bağlar koparmamıştı. Bu faylarda stres biriktiriyordu.

İdlib’deki grupların Rus üslerine saldırıları artınca Rusya diş göstermeye başladı. İdlib’deki gruplar Rusya’nın Tartus ve Lazkiye üslerine çok sayıda İHA ile saldırı düzenleyince (6 Ocak 2018) Rusya, Genelkurmay Başkanı Akar ve MİT Müsteşarı Fidan’a mektup göndererek uyardı. 11 Ocak’ta da Putin Erdoğan telefon görüşmesi yaptı.

İdlib’de operasyon seviyesi yükselince Türkiye, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov ile İran’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed İbrahim Taherian Fard’ı Dışişleri Bakanlığına çağırdı. (9 Ocak) İdlib’de tansiyon yükselince Rusya İçişleri Bakanlığı, çalışanlarının tatil yapabilecekleri ülkeler listesinden Türkiye’yi çıkardı. (13 Ocak) Bunlar yaşanırken, Türkiye Efrin meselesini yeniden tedavüle çıkardı.

Kuzey Suriye Federasyonu’nda olanlar

Bu süreçte Kuzey Suriye Federasyonu komün, il, ilçe, belde meclisleri seçimlerini yapmış son halka Halklar Kongresi seçimine gelmişti. Dera Zor hamlesi sona geliyordu ve HSD (QSD) Irak ve Rusya ile IŞİD gibi yapılara karşı ortak merkez kurmuştu. Bu gelişmeler Ankara’nın arzulamadığı gelişmelerdi. Kurtarılan kentlerin güvenliği ve sınır güvenliği öne çıkıyordu. Bu çerçevede Kuzey Suriye Ordusu hazırlıkları yapıldı. Rojava güçleri, Kuzey Suriye Ordusu için Amudê’de bir Harp Akademisi kurdu. Askerlik Şubeleri açıldı. 2017 sonlarında da IŞİD’e karşı son hamlelere katılan savaşçılardan ordu oluşturma çalışmalarında sona gelindi. Tilbeyder ve Girziro’da ilk eğitim devreleri yapıldı. Sonra Til Koçer, Debaka, Hesekê, Kobanê ve Efrîn’de de devre kampları açıldı. Kuzey Suriye Ordusu, 1 Kasım 2014’te inşa edilen Özsavunma Güçleri temeli ve Cizir Hamlesini yapanlar üzerine yükseldi. Kürtler, Araplar, Asuriler,, Çeçenler, Türkmenler içinde yer aldı. Basına da yansıdı, Ankara’dan ses yoktu. Ta ki İdlib savaşı alevlenene kadar. 10 Ocak’ta Türkiye, ABD Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Philip Kosnett’i (ABD uzun süredir elçi atamıyordu.) Dışişleri Bakanlığı’na çağırıp Sınır Gücü ve Efrin için bilgi istemişti. Ankara’da İdlib’i kaybetme paniğinin üstüne.

IŞİD’e Karşı Koalisyon Kamu Bilgilendirme Ofisi’nin Reuters’e gönderdiği e-postada (14 Ocak 2018) Kuzey Suriye’de 30 bin kişilik Sınır Koruma Gücü oluşturulacağını kaydetmesi eklendi. HSD, YPG’nin de olduğu ordunun Irak sınırı, Türkiye sınırı ve Fırat Nehri boyunca Suriye sınırında konuşlanacağı belirtildi. Haber çıkınca Türkiye, Suriye, İran, Rusya sert açıklama yaptı. Türkiye, Efrin’i işgal hazırlıklarının ne kadar haklı olduğu argümanına sarıldı.

Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan, Saray’da düzenlenen 43. Muhtarlar Toplantısı’nda Misak-i Milli vurgusuyla hedefledikleri kentleri işaret etti: “Bizim bu hassasiyetlerimiz ortadayken birilerinin ısrarla burnumuzun dibinde bir terör koridoru inşa etmeye çalışması karşısında sabrımız direkt azalıyor… Ancak geldiğimiz noktada bu yolların giderek daha çok kapandığını, geriye tek bir çarenin kaldığını görüyoruz… Gazi ne diyordu? Misak-i Milli hudutları. Neresi Misak-i Milli? İşte şu anda terör koridoru oluşturmak isteyenler var ya Kuzey Suriye’de işte oralar hep Misak-i Milli’nin içinde olan yerlerdi.” (akparti.org.tr/ 11 Ocak 2018)

Erdoğan, Elazığ’da dozu daha da artırıyordu: “Şimdi İdlib operasyonuyla bu koridorun batı kanadını çökertiyoruz. Afrin’deki teröristler teslim olmazlarsa orayı da başlarına yıkacağız, bu böyle biline. Münbiç’te bize verilen sözler tutulmazsa kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz. Irak’a kadar sınırlarımız boyunca tek bir terörist kalmayana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz… Bir araya toplayıp ordu kurduklarını sandıkları çapulcuları Allah’ın izniyle, bir haftayı bulmaz, nasıl darmadağın edeceğimizi görecekler.” (AA/13 Ocak) Aynı gün Erdoğan, partisinin Bingöl İl Kongresi’nde “Güçlü Türkiye, bilirsiniz ki dünyaya ayar veren Türkiye olacaktır” diyordu. (İHA-13 Ocak) Erdoğan Tokat’da da “Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Devletimizin oyalama taktikleri ile geçirebilecek tek bir anı bile yoktur. Ülke olarak milli güvenliğimizi tehdit eden, vatandaşlarımızın canına kasteden tüm örgütleri kaynağında bertaraf edeceğiz. Nasıl sınırlarımız içerisinde bölücü terör örgütüne göz açtırtamıyorsak, sınırımızın ötesinde de bunların hakkından gelmeye hazırız. Önümüzde ki günlerde inşallah Fırat Kalkanı operasyonu ile ilk adımını attığımız Güney sınırımızı terörden arındırma operasyonunu Afrin ile devam ettireceğiz” diyecekti. (İHA -14 Ocak)

Aktörlerin pozisyonları

Bölgedeki aktörlerin aldığı pozisyon İdlib ve Efrin süreçlerini doğurdu. Tek tek bakalım.

İran:

İdlib, Halep, Hama, Humus, Lazkiye’deki İran-Suriye güçleri için ciddi tehditti. İran, Tahran’dan Kerkük, Bağdat ve Enbar vilayetine hat kurmuştu. Haşdi Şabi ve Irak ordusu ile beraber Enbar’dan Dera Zor bölgesine geçerek Halep, Şam, Beyrut, Akdeniz’e uzanan bir kuşak oluşturdu. Bu kuşak için İdlib’deki güçler tehdit olarak görülüyordu. İran’da 28 Aralık 2017’de başlayan isyan da yeni yıla sarkmış, ülke ciddi anlamda sarsılmıştı. Mercekleri İran’dan bölgeye çevirmek istiyordu, bu yüzden İdlib önemli bir zemindi.

Suriye:

İdlib ve Efrin’in tarım potansiyeli Halep gibi kentlerin yeniden toparlanması için ciddi önem kazanıyordu. Rejim Rusya, İran desteğiyle geniş alana yayılmış, çok sayıda kenti yeniden almıştı. Bu özgüven kazandırmıştı. Astana, Cenevre ve Soçi’ye el yükselterek gitmek istiyordu. İdlib’i alırsa Akdeniz kıyısındaki Lazkiye üstünde basınç kalkacaktı. Hama, Humus ve Şam hattında tedirginlik kalkacak rejim rahatlayacaktı.

Rusya:

İdlib’e toplanan güçler üslerini tehdit ediyordu. Üslere saldırılarda uçaklarını ve askerlerini kaybetmişti. Devamı gelebilirdi. Bu tehdidi kaldırmak istiyordu. Türkiye, İdlib’deki HTŞ’yi (El Nusra) çıkarma sözü vermişti ancak İdlib’e girerken HTŞ ile anlaşmıştı. Türkiye enerjisini HTŞ yerine Efrin’e harcaması Rusya’yı düşündürüyordu. Soçi Halklar kongresi Kürtsüz yapılırsa Astana ve Cenevre gibi kadük olacaktı. Bunu Rusya biliyordu. Türkiye, Rusya ile S-400, doğalgaz hatları ve nükleer santral projelerinin ihalelerini koz olarak kullanıp Kürtlerin Soçi’ye katılımını engellemeye çalışıyordu. Rusya İdlib’deki Kafkasyalıların Moskova gibi kentlere dönme yolunu kesmek için operasyona ihtiyaç duyuyordu. MGK’nin ertesi günü 18 Ocak’ta Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile Milli İstihbarat (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan, Efrin ve Minbic’e kara-hava harekatına izin için Moskova’ya gitti. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile görüştüler. Hava desteği olmadan harekat çok zor olacağından uçak kaldırma izni istiyorlardı.

Rusya, sınırdan Efrin’e top atışlarına izin verip Türkiye ile sıkı pazarlıklar yaptı. Putin, bir yandan Türkiye’yi belli alanlara çekerken, NATO-ABD’den uzaklaştırmaya çalışırken bir yandan da Kürtlerin çıtayı düşürmelerini sağlamaya, Efrin gibi yerleri Baas rejimine devrettirmeye çalışıyordu.

Türkiye:

Rakka ve Dera Zor’daki Demokratik Suriye Güçleri’nin ilerlemesi çok dokundu Türkiye’ye. Kantonlardaki seçimi engellemek istiyordu. Kuzey Suriye Ordusu oluşumuna son vermek istiyordu. İdlib’i kaybederse Cerablus, Ezaz, Dabık, Qabasin, El Bab’dan da atılacağı endişesi vardı. Kantonların birleşeceğinden korkuyordu. Öncelikle Til Rifat, Minix Havaalanı ile İdlib arasında bir kuşak açmak istiyordu.

Ardından Efrin’i tamamen ele geçirmek peşi sıra Minbic’i de almak ve Kürt güçlerin Fırat’ın doğusuna sürmek amacındaydı.

Hükümet Suriye iç savaşına büyük paralar akıtmıştı. Ancak Suudi sermayesi kesilmişti. Ekonomik kriz derinleşiyor, artık insanlar meclis önünde kendisini yakar, İŞKUR önünde çıplak protesto yapar hale gelmişti. Hükümet milliyetçiliği yükseltip dikkatleri başka yöne sevk etmek istiyordu.

OHAL’in 6. kez uzatılması gündemdeydi ve eleştiriler artmıştı. “Milli dava”, “beka sorunu” deyip OHAL’i uzatmak gerekçesi yapmak istiyordu Efrin’i köpürterek.

MHP Lideri Bahçeli, cumhurbaşkanlığı seçimine aday çıkarmayacağını açıklamıştı. Bunun şartlarından biri Kürtlere karşı sert politikaydı. 2019 cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 50+1 için milliyetçi-mezhepçi blokları konsolide etmek, Ergenekoncu blokun yanıbaşında kalmasını sağlamak, “hayır”cı bloku ayrıştırmak hedeflendi. Ki CHP de “Bu mesele bir iktidar, muhalefet meselesi değildir” deyip iktidar değirmenine su taşıdı. Yani bu anlamda hükümet istediğini aldı.

Ankara Kürtlerin katılımını önleyemezse hiç olmazsa Soçi Kongresi veya Cenevre’de Kürtlerin gardını düşürmek istiyordu.

İdlib’de her kaybedilen yer ciddi itibar yitimiydi. Bunu Efrin’i hedefe koyarak telafi etmek istediler.

Suriye Milli Ordusu oluşturmuştu, yanında durmayı sürdürmeleri için bir zafer lazımdı onlara da.

ABD:

IŞİD Karşıtı Koalisyon sözcüleri Sınır Gücü açıklamalarını sonra geri aldılar. Sınıra sevkiyat artınca ABD Dışişleri Bakanı Tillerson da Sınır Koruma Gücü kararları olmadığını söyledi. Pentagon sözcüleri de Afrin’deki güçler için “Onları IŞİD mücadele operasyonlarımızın parçası olarak kabul etmiyoruz. Onları desteklemiyoruz ve onlarla hiçbir işimiz yok” gibi açıklamalar yaptı. Sınırlardan top atışlarına Rusya gibi sesini çıkarmayan ABD bu açıklama ile aynı zamanda Kürtlere “Eğer hava-kara harekatı başlarsa bizden değil Rusya’dan bilin” demekti. Tabi Putin bunu yutmaz, o da fren mekanizmalarını kullanacaktır.

HTŞ kontrolünde sınırdan geçiş

İdlib’in son durumuna bir parantez açmakta yarar var… Türkiye İdlib’e girmesine izin verilince Efrin’in güneyinde üsler kurmuş, Astana’daki kendi imzasına uymamıştı.

Türkiye’nin İdlib’de kurduğu çok sayıda kampı vardı. Hem mülteci hem askeri kamplar. Daha önce Katar ve Suudi Arabistan ile bazı AB ülkeleri bu kamplara silah sevk ediyordu. Dengeler değişince ve Körfez krizi patlak verince Suudiler ve Katar ağır ağır elini çekti. Fetih Ordusu’nu oluşturan gruplar 2015’te İdlib’i TSK-MİT desteğiyle ele geçirdi. Fetih Ordusu İhvan ve Selefi gruplarında oluşuyordu. Fetih Ordusu bileşenleri El Nusra Cephesi, Ahrar-u Şam, Aksa Askerleri (Cundu’l-Aksa), Sunne Ordusu (Ceyşu’s-Sunne), Feyleku’ş-Şam ve Hak Tugayı (Livau’l- Hak), Ecned eş-Şam, Nureddin Zengi Tugayı, Türkistan İslam Partisi gibi gruplardı.

Baskın olan El Nusra (HTŞ) ve Ahrar-u Şam idi. Antakya (Hatay) ile İdlib arasındaki geçiş kapısı Reyhanlı-Cilvegözü Gümrük Kapısı. Kapının İdlib tarafında Bab El Hava Sınır Kapısı var. Bu kapıyı HTŞ ve Ahrar-u Şam gibi El Kaide’nin kolları olan örgütler tutuyordu.  HTŞ ve Ahrar-u Şam çatışınca Bab El Hava Sınır Kapısı tamamen HTŞ denetimine girdi. TSK’nın İdlib’de kurduğu üslere sevkiyat, MİT geçişleri, paramiliter güçlerin geçiş, diğer askeri geçişler, lojistik ve gıda geçişi, ticaret kamyonlarının geçişi, kamplara giden her türlü sevkiyat El Kaide’nin Suriye kolu HTŞ gümrüğünden geçiyor. Gümrükten gidilecek yere kadar HTŞ yol denetiminden geçiliyor. Hatay’a yakın en büyük kamplardan biri Atme Kampı. TSK ve ÖSO için önemli bir kamp. Yani Türkiye, Astana’da Rusya ve İran ile garantör ülke olarak El Nusra’nın terör listesinde olması gerektiğini ve Suriye’den çıkarılması gerektiğini imzalamıştı. BM Güvenlik Konseyi de Mayıs 2013’te Suriye’deki El Nusra Cephesi’nin “kara listesi”ne alınmıştı.

Pakistan örneği

Bu Selefi ve İhvan’ı Müslimin damarlı dinsel-mezhepsel ilişkilerin, “yeşil kuşak” maceralarının gelecekte Türkiye’yi dış müdahalelere daha açık hale getirme riski bulunduğunu söylemek için kahin olmaya gerek yok. Pakistan örneği ortada. ABD sola karşı “yeşil kuşak” misyonuyla Pakistan’da dinselleşmeyi desteklemişti. Gelinen aşamada Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi’ne Pakistan “terör örgütlerinin merkezi” olarak yazıldı. Devamı da geldi. ABD, Pakistan’ı “teröre destek”le suçlayıp askeri yardımları kestiğini açıkladı. (5 Ocak) Trump, Twitter mesajında da “ABD son 15 yılda Pakistan’a aptal gibi 33 milyar dolardan fazla yardım yaptı. Onlar ise bize yalan ve aldatmaca dışında birşey vermedi, liderlerimizi aptal yerine koydu. Afganistan’da peşinde olduğumuz teröristlere güvenli bölge sağlıyorlar. Artık yok” deyiverdi. Pakistan’ı nelerin beklediğini açmaya gerek yok.

Efrin’e kara harekâtı olur mu?

Burada Efrin’e kara harekatı olur mu sorusunun yanıtını vermeye çalışabiliriz. Hükümet medyası, Ergenekon medyası çok iştahlı savaş için. Bu çemberdeki akademisyenler, yorumcular ve siyasetçiler de her an başlayacağını söyleyip duruyor. Bazı şeyler ise gözardı ediliyor. Örneğin kış koşulları, yağmur, çamur, kar… Zırhlı araçların ilerlemesi zor. Efrin yıllardır betonarme koruganlar ve mevzilerde hazırlık yapıyor. Efrin aynı zamanda dağlık ve Amanoslara da sırtnını vermiş durumda. Dolayısıyla düzenli ordu ile Efrin’de savaşıp kenti zaptetmek zor. Rusya’nın Cerablus-El Bab’a TSK girmesine izin vermesi (Fırat Kalkanı), karşılığında Türkiye’nin Halep’i boşalttırıp silahlı grupları otobüslerle İdlib’e taşıması örneği tartışıldı. Bu yanılgılı bir kıyaslama. Çünkü Türkiye “Halep’i boşaltın” dediğinde gruplar boşaltmıştı. Efrin’de böyle bir durum söz konusu değil. Kobane’de IŞİD’e ilk yenilgisini aldırtan savaş tecrübesi de düşünüldüğünde düzenli ordular için ciddi handikap.

Rusya, aynı zamanda İran ile Suriye’de çekişme halinde. Hava sahasını açtığında, İran veya Suriye uçakları uçak düşürdüğünde ciddi sorunlar yaşanacağını hesaplayacaktır. Ki Akar’ın Moskova’da olduğu gün Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdat basının karşısına geçti, Suriye hava güçlerinin tam gücünü geri kazandığını ve Suriye hava sahasında herhangi bir Türk hedefi yok etmeye hazır olduğunu söylemesi İran ağzıdır.

Minbic ve Efrin’i bombalayan ÖSO grupları içlere ilerlediğinde ortaya çıkacak kaos ve yeni kördüğümler kelebek etkisi yapabilir. Haziran 2018’de Rusya’da yapılacak Dünya Kupası dahi krizin parçası olabilir. Bazı ülkeler takım göndermemeye kalktığında yeni bir sorun dünyayı çalkalayabilir. Dolayısıyla sınırdan top-obüs atışları sürdürülebilir. ÖSO grupları, Til Rifat bölgesinde kuşak açmak için yoğun saldırı yapabilir ancak Efrin’e karadan ordu girişi olmaz. Ankara stratejisini psikolojik savaş ile caydırıcı olmak, hem ABD, hem Rusya’ya baskı yapıp Kürtlere karşı bazı sonuçlar almak ayakları üstünden sürdürebilir. Teknik üstünlük, kalabalık olmak çoğu zaman yetmez. İşte bir örnek…

İssos Savaşı ve Perslerin dağılması

Ortadoğu ülkeleri, jetlere, helikopterlere, tanklara, obüslere, İHA ve SİHA’lara güvenerek her şeyi elde edebilecekleri, zamanı bükebilecekleri yanılgısına sık düşüyor. Teknolojinin yanında birçok faktör gözardı ediliyor. Örneğin;

Pers İmparatoru III. Darius büyük ordu ile Hatay’a gelmişti. Yunanistan ve Makedonya devletleri arasında birlik oluşturan Makedonya Kralı Büyük İskender Erzin ilçesinin güneyindeki İssos Ovası’ndadır. İssos ve Deliçay’daki savaşta Pers ordusu yaklaşık 3 kat kalabalıktır. Üstelik bugün nasıl bölge ülkeleri ENKS bünyesindeki işbirlikçi Kürtleri, korucu Kürtleri kullanıyorsa Pers ordusu da paramiliter Yunanlıları kullanıyordu. İssos Savaşı III. Darius’un hezimetiyle sonuçlanırken, imparator ailesini bile bırakıp kaçar. Büyük İskender “Alexandreia”yı yani bugünkü İskenderun kentini kurup Asya’ya ilerler ve Pers imparatorluğu darmadağın olur.