Ana SayfaKültür-SanatKarşılaşan ruhlar ve çarpışan bedenler: ‘Selvi Boylum, Al Yazmalım’

Karşılaşan ruhlar ve çarpışan bedenler: ‘Selvi Boylum, Al Yazmalım’


Şilan Avcı

“Sinemanın Kadınları” dizisi


Kamyon şoförü İlyas, önce eteğinin altında siyah şalvarla sarmalanmış bacaklarını görür Asya’nın. Çamura bulanmış lastik ayakkabıları ve siyah şalvarının biraz üstünde dalgalanan, mor basmalı elbisesiyle, bir kadınlık vadeder uzaktan Asya. Üzerindekilerle yaşlı bir kadını çağrıştıran ama kesin bilgi vermeyen bu beden uzaklaşırken, bir an dönüp İlyas’a bakar. İki bedenin birbiriyle çarpışmasını hazırlayan, ilk duygunun başlangıcıdır bu.

“Erkekten korkmayı bellettiler bize; ama bundan hiç korkmadım…”

Kıyafetlerle kamufle edilmeyen yüz, genç ve güzeldir. Şaşkın ve ürkek bir çift gözle bakar karşısındaki adama. Gözlerin buluşmasıyla el sıkışır zaman. Doğru anda, doğru yerde olmak gibidir. Hikayeci, kavgacı, vahşiler vahşisi ve ama romantik insanın, kendini en savunmasız haliyle teslim ettiği, hazzı vadeden bir andır bu. Giyinik bedenleri ve çıplak gözleriyle akarlar birbirlerine. Uzun uzun bakışırlar… Önce gözleri mi sever insanın?

Yüreğim kaydıysa günah mı?

Koşulların etkisiyle de alevlenen, bir ilişki düzeni başlar aralarında. Evden her uzaklaştığında, erkeklerin ilgisini çekmesin diye yüzüne is karası süren bir anneyle yaşayan Asya’ya tam da o günlerde görücü gelecektir. Kadınlığını yeni yeni keşfetmeye başladığı yaşlardadır Asya. Yüzüne sürülen is karasını, evden biraz uzaklaşınca dereye eğilerek kızgınca siler her defasında. Kendi gördüğü, inandığı ve doğru bildiği üzerinden bir kız evlat yetiştirme ve bir an evvel baş göz etme derdinde olan kadın, bütün bir sistemin arzu ettiği o biricik anneyi temsil eder aslında. Babayı ise film boyunca hiç görmeyiz. Babaerkilin şekillendirdiği annenin, kadın kimliği üstündeki baskısı, bir erkeğin kız evladına uygulayacağı baskıdan daha fazla etkilidir belki de.

Kırmızı kamyonuna aşık İlyas ise kısıtlı hayatının içinde, içi içine sığmayandır. İlk gördüğü anda istediğine karar veren ve “keklik” gibi görüp peşinden gittiği bu güzeller güzeli kadına avcı olandır. İstemeye gelirler Asya’yı. Verilir, ama düğün günüdür kocasını göreceği gün. Kendi yaşam şartları içinde çaresiz bir kadın olsa da kaderini Asya kendi belirler. Onu aklından çıkaramayan İlyas, bir gün kapısına gelip elini uzatınca, hiç tereddütsüz elinden tutup kaçar. Kırmızı kamyonun ön koltuğunda, yağmurlar cama düşerken sevişirler. Hiç görmediği ve mecbur bırakılmanın verdiği kızgınlığın alt bilinciyle belki de hiçbir zaman sevemeyeceği bir adamla olmayı değil, kendi arzulu ve “seçtiği” gecesini yaşar Asya. Birlikte mutlu bir evlilik ve mutlu bir anne babalığa adım atarlar.

Saf ve dokunulmamışın terki

Bir gece kamyonuyla çektiği arızalı minibüs yüzünden başı derde girer İlyas’ın. Şoförlükten alınıp bakım servisine verilir. Kırmızı kamyonuna aşık İlyas, karısı ve çocuğunun varlığıyla avunamaz. Sürekli içerek gelmeye başlayan mutsuz kocası için, bir şeyler yapmak ister Asya ve gidip patronuyla konuşur. İşine karışan karısına öfkelenen İlyas, herkesin içinde ona tokat atar. Günlerce eve gitmez ve eski sevgilisi Dilek’in evine sığınır. Evliliğin verdiği yükten bunalmıştır İlyas. Kafası karışık bir arzusuzdur o artık. Ne istediğini ya da ne istemediğini bilmez. Evde her koşulda bekleyen bir kadının olduğunu bilmektir belki de onu böyle fütursuz yapan. Ama Dilek’te kaldığını öğrenen köylü kızı Asya, yine kendi kaderini belirler ve oğlunu da alıp, mutsuz evinden çıkıp gider. Ardında ise sadece al yazmasını bırakır. Pencereden izlediği çıplak kocasının göğsünden öpen Dilek’i görünce ilk düşündüğü  ve şaşırdığı şey, bütün bir ilişki ağının özeti gibidir: “Ben kocamı hiç göğsünden öpmedim…” Saf ve dokunulmamışı, “bakire” olanı arzu eden erkeğin, ateşli ve cüretkar, “tecrübeli” kadına kaçışıdır bu pencere önü. Öğretilmişin bunalımında, aslında kaçılan duygunun bizzat kendisi kutsallık nesnesi olan mıdır?

Kucağında bebeği ve küçük heybesiyle yola çıkar Asya. Birçok imkan sahibi kadının yapamayacağını yapıp terkeder aldatan kocasını, bu köylü kızı. Cemşit’le yolları kesişir. Çocuklarını ve karısını depremde kaybetmiş, yaşamı hazmetmiş bir adam; öte yandan kamyonuna aşık toy ve hoyrat bir adam arasında iki hayat örneği bulacaktır Asya. İşi yollar, tüneller açmak olan yol işçisi Cemşit, bir nevi ideal aşık Kerem’dir. Zoru görünce kaçıp başkalarına sığınan ve maddeyi arkadaş kılan İlyas ise Asya’nın edilgen gördüğü yanını seven, kötü bir “güvenlikçi” midir?

Yaşamı belirleyen kadın duygusu…

Yine yolları kesişen Cemşit ve İlyas, Asya’nın kararına gebe kalır. Bütün hayatlarını belirleyecek olan, bir kadının duygularıdır. Asya için, sadece bir güvenli yaşam kararı mıdır bu, yoksa zamanla sarıp sarmalayan sevginin dengesinden doğacak bir mutluluk kararı mıdır? Büyük kararlar verirken, doğru soruları mı sorar insan kendine?..

Sevgi iyilikti, dostluktu; sevgi emekti…

Bazı kadınlar, kendini yarı yolda bırakmış bir adamın elini, ikinci kez tutmaz… Mutluluk, biraz da kendini bilmek değil midir? Bu yüzden mutlu sonla bitmemiş gibi duran film, belki de gayet mutludur.

Bir Cengiz Aytmatov romanından uyarlama olan, 1978 yapımı filmin yönetmeni Atıf Yılmaz’dır. Senaryosunu Atıf Yılmaz ve Ali Özgentürk’ün birlikte yazdığı filmde, Türkan Şoray, Kadir İnanır ve Ahmet Mekin baş rollerdedir.


NOT: Evet; Cemşit o gece İlyas’a ısrar edip minibüsü kamyonuyla çektirtmese, İlyas’ın kamyonu elinden alınmayacak, İlyas içip eve gitmeye başlamayacak ve Asya’yı aldatmayacaktı belki de. Asya da evden gitmeyecek, Cemşit’le hiç tanışmayacak ve bu aşk da bozulmayacaktı. Ama İlyas’ın karakter analizi yaşamın içinde der ki; İlyas başka bir zamanda, başka bir  uyduruk sebeple bir gün mutlaka Asya’yı aldatacaktı. İyi ki Cemşit vardı o halde…