Ana SayfaKitapRadikal hayalgücü ve değer kavramını yeniden hayal etmek – Max Haiven

Radikal hayalgücü ve değer kavramını yeniden hayal etmek – Max Haiven

HABER MERKEZİ – Max Haiven’ın, “Radikal Hayalgücü ve İktidarın Krizleri: Kapitalizm, Yaratıcılık, Müşterekler” isimli kitabı Sel Yayıncılık’tan Kübra Kelebekoğlu’nun çevirisi ile çıktı. Kitap, her şeyin özelleştirildiği günümüzde topyekûn bir saldırı altında olan yaşamın hangi alternatiflerle savunulması gerektiğine dair bir fikir sunuyor. Haiven’ın çalışması için yayınevi, “Kapitalist imgelem tarafından ele geçirilen ‘değer’, ‘hayalgücü’, ‘müşterekler’ ve ‘yaratıcılık’ gibi kavramları zihinlerimizde gerçek anlamlarına kavuşturacak ufuk açıcı bir çalışma” yorumunu yapıyor. Aşağıda, kitabın giriş bölümünde yer alan “Değer Kavramını Yeniden Hayal Etmek” başlıklı kısımdan bir pasaj okuyacaksınız…

Değer kavramını yeniden hayal etmek

Emeğin sadece insanlara özgü bir nitelik olduğunu farz ediyoruz. Halbuki örümcekler dokumacılarınkine benzer faaliyetler yürütürken, kovan inşa eden arılar birçok mimarı gölgede bırakır. Fakat en kötü mimarı en iyi arıdan ayıran şey, mimarın binasını gerçeklikte inşa etmeden önce hayalinde inşa etmesidir. Her emek sürecinin sonunda, emekçinin bu sürecin başında hayalinde çoktan var ettiği bir ürüne ulaşırız.

Karl Marx

Bugünlerde meydana gelen değersizleşmeyi derinden hissetmemek neredeyse imkânsız. Birçoğumuz hak ettiğimiz parayı kazanamıyoruz. Milyonlarca insan (bazen birkaç işte birden) çalışıp didinmesine rağmen ya borç batağına saplanıyor ya da endişe, stres, anksiyete ve varoluşsal yoksullukla dolu bir hayatı ancak karşılayabiliyor. Her şeyin meta olarak hayal edildiği kapitalist bir toplumda doyum diye bir şeyin söz konusu olmadığı herkesçe bilinen bir gerçek. Fakat bugün karşı karşıya olduğumuz sorun, toplulukların zayıflaması ve anlamlı bir toplumsal ve siyasi iktidardan uzaklaşmamızla birlikte hayatımızda açılan boşluğu doldurmamızı sağlayan tüketim mallarına duyduğumuz doymak bilmez arzulardan çok daha derin. Şu an toplu bir değer kriziyle karşı karşıyayız.

Dünyadaki çiftçilerin yarısı yoksullaşma nedeniyle aç kalırken,Wall Street’in hayal mühendisleri öyle çok birikim yapmış ki bu parayla ne yapacaklarını bilemiyorlar. Çoğumuz üç kuruş kazanabilmek için ölesiye çalışıyoruz, ama kimi ölçülere göre (elbette ki gayrisafi yurtiçi hasıla gibi kimi çarpık ölçülere göre) türümüz daha önce görülmemiş bir zenginlik düzeyine erişmiş gibi görünüyor. Yükselen sanayileşme ve makineleşme, çarpıcı şekilde ilerleyen tarım teknolojisi ve neredeyse her yerde artan “verimlilik” oranları nedense insanların daha düşük ücretler için daha uzun saatler çalışmak zorunda kalmasına neden oldu.

Bu sırada, dünyanın dört bir tarafındaki hükümetlerin finans piyasalarını ve bankaları kurtarmak için yine aynı finans piyasalarından ve bankalardan borç alarak geleceklerini ipotek ettirmelerinin ardından, sürüncemeli bir “kemer sıkma evresine” girdik. Bu süreçte (kimisi şen şakrak kimisi suratsız) bazı siyasetçiler, on beş yirmi yıl önce öyle veya böyle karşılayabildiğimiz kolektif hizmetleri, kâğıt üzerinde de olsa eskisine nazaran çok daha zenginleşmiş olan toplumumuzun artık karşılayamayacağını ilan etti.

Elbette ki bütün bu olanlara çeşitli kusursuz ve inandırıcı açıklamalar getirmek mümkün: Kemer sıkma evresinde olmamızın nedeni, gelir uçurumunun büyümesinden ve orta sınıfın küçülmesinden de anlaşılacağı gibi, on yıllardır uygulanan vergi indirimleri, serbestleşme ve sendikasızlaştırma stratejileri sonucunda (enflasyona göre ayarlanmış) reel ücretlerin düşmesi ve şirket kârları ile tazminat paketlerinin fırlamasıyla birlikte yoksul kesimden zengin kesime büyük bir servetin aktarılmış olmasıdır.

Neoliberal devrimin kırkıncı yılını doldurduğu şu günlerde, emek ile sermaye arasında doğduğu iddia edilen “savaş sonrası uzlaşısı” da (emek cephesinin bireysel tüketim gücü için kolektif bir militanlık sergilemesi) sona ermiş; örgütlü emek, şirketlerdeki ya da devletteki insan kaynakları departmanlarının çalışan ödemeli kollarından hallice de olsa varlığını sürdürmüştür. Güçlü komünist ülkelerin ve hareketlerin oluşturduğu tehdit de ortadan kalkınca, Batılı devletlerin toplumdaki eşitsizliği ve sömürüyü biraz olsun hafifletmeyi amaçlayan sosyal refah programlarıyla kitleleri memnun etmeye çalışmasının pek bir anlamı kalmamıştır. Günümüzde meta fiyatları ve çalışanlara ödenen ücretler, hem şirketlerin gönlünü (istihdam, “yatırım”) kazanmaya çalışan ülkeler arasında küreselleşmiş bir rekabetin sürüp gitmesine hem de petrol, tahıl ve metalaşmış su gibi en temel gereksinimlerin maliyetlerinde inanılmaz belirsizliklerin ve muazzam artışların ortaya çıkmasına neden olan dengesiz finans piyasalarının fonksiyonlarından birine dönüşmüş durumda.

Bu sırada, verimlilik artışı ile teknolojik ilerleme, herkesin hayatını kolaylaştırmak yerine sadece şirketlerin çıkarlarına hizmet etmiş, şirketler de bu verimlilik ile teknolojiyi insanlığın iyiliği için değil, kâr elde etmek için seferber etmiştir. Robot teknolojisi, bilgisayar, tarım teknolojisi ve iletişim teknolojileri gibi alanlardaki atılımlar, nasıl olduysa güvencesizlik, angarya işler ve anksiyete meydana getirmiştir.Bunlar son derece ciddi ve önemli olgulardır, fakat bize büyük resmi sunmakta yetersiz kalıyor. Korkunç istatistiklerin ve iktidarın bariz bir biçimde istismar edildiği örneklerin sayısı bir hayli yüksek olsa da, bunları birbirine bağlayacak ve yalnızca yapılara ve iktidar dinamiklerine değil, direniş ile isyan imkânların ve ihtimallerine dair de az çok tutarlı bir açıklama sunabilecek bir anlatı şeklinden çoğu zaman yoksun kalıyoruz.

Halihazırda karşı karşıya olduğumuz şey, her zamankinden çok daha yaygın ve yoğun bir biçimde uygulanan kapitalist iktidarın küresel bir bütünleşmeden geçmesidir. Dünyada sermayenin etkisinden azade mekânların sayısı artık yok denecek kadar azdır. Bu yetmiyormuş gibi, sermaye toplumsal, özel ve öznel yaşamlarımızın gittikçe daha derinine nüfuz etmektedir. Hayatımızı ataerki, beyaz üstünlüğü, yeni sömürgecilik, ekolojik bozulma ve mülksüzleştirme eksenlerinde öncekinden daha etkili ve örtük bir biçimde yönetmektedir. Dolayısıyla bugün hayalgücü, özellikle de radikal hayalgücü her zamankinden daha büyük bir önem taşıyor.


 

Künye

Radikal Hayalgücü ve İktidarın Krizleri: Kapitalizm, Yaratıcılık, Müşterekler
Max Haiven
Çeviren: Kübra Kelebekoğlu
Sel Yayıncılık, 2018