Ana Sayfa1915'TEN BUGÜNE1915’ten BUGÜNE | Türkiye’yi Picasso, Dali ve Monet tablolarıyla buluşturan Ermeni: Raffi Portakal

1915’ten BUGÜNE | Türkiye’yi Picasso, Dali ve Monet tablolarıyla buluşturan Ermeni: Raffi Portakal

HABER MERKEZİ – 1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta müzayedeci ve küratör Raffi Portakal’ın hikayesi var. Türkiye’ye Picasso tablolarını ilk kez getiren Raffi Portakal, adını ailenin soyadından alan Şişli’deki sanat evini yöneten ailenin üçüncü kuşağı.

Raffi Portakal, Türkiye’nin en çok tanınan müzayedecilerinden ve sanat küratörlerinden. Mesleği ve yaşam tarzı ona ailesinden miras. Raffi’nin büyükbabası Yervant, Portakal Sanat ve Müzayede Evi’ni kurduğunda yıl 1914’tü. Yervant, Kapalı Çarşı ve Pera semtinde dükkan-galeri işletiyordu. Yervant’ın oğlu Aret de bu aile işini devam ettirdi.

İşletmenin yüz yılı aşkın süredir devam ettiğini vurgulayan Raffi, şunları diyor:

“Dedem ve babam daha o zamandan kendileri ve aileleri için bir isim yaptığından ötürü şanslıydım. Bu işletmedeki üçüncü kuşağım. Kolay bir iş değil. Sanat evimizin Türkiye Cumhuriyeti’nden daha eski olduğunu göz önüne alırsanız, bu kadar karmaşık bir piyasada devam etmenin ne kadar zor olduğunu hayal edebilirsiniz.”

Raffi Portakal, ailesinin hikayesini Hagop Kourken ismiyle anlatmaya başlıyor. Koro yönetmeni ve editör olan Kourken, aynı zamanda İstanbul’da bir okul kurmuş, birçok eserin yazarıymış. Hadop, Raffi’nin anne tarafından büyük dedesi. Aynı zamanda Grabar’ın (Eski Ermenice) savunucusu olan Kourken, Ermeni okullarında dilin tekrar kullanımı için girişimde bulunmuş, ancak 1915’te yaşamını yitirmiş:

“Katliamlar sırasında Bolis’teki entelektüeller toplandı ve hapsedildi. Aralarında babamın dedesi de vardı. Hagop Kourken ortada yoktu; 1915 yılında öldü.”

Aret Portakal, Satvet Lütfi Tozan’ın ünlü koleksiyonunun artırmalı satışını yaparken kalabalığın arasından geçiyor, koleksiyondaki eserleri gösteriyor. (1974)

Raffi’nin baba tarafından dedesi olan Yervant Portakal, 1883 yılında İstanbul’da doğmuş ve 1914 yılında sanat eserlerini toplamaya ve müzayedeler düzenlemeye başlamış. Osmanlı asilzadelerinin saraylarında ve evlerinde 30’dan fazla müzayede düzenlemiş:

“Babaannem, gösterişli bir evdeki bazı yatak çarşaflarını almak istemiş. Dedem sinirlenmiş, ona, eğer onları istiyorsa, sonraki gün müzayedeye gitmesi gerektiğini söylemiş. Müzayedede ise çarşaflar için en yüksek teklifi kendisi vermiş, babaanneme vermek üzere satın almış.”

Raffi’nin babaannesi Vergine Portakal, klasik müziği aşığıymış. Kızları Ashkhen ve Rita müzik eğitimi almış ve sonrasında İstanbul’daki sanatsal Ermeni çevrelerde öne çıkan isimler haline gelmiş. Vergine’nin oğlu Aret ise ailenin müzayedecilik mesleğini devam ettiren kişi olmuş.

Raffi’nin babaannesi Vergine Portakal, çocukları Aret, Ashkhen ve Rita ile beraber

Raffi’nin anne tarafı bir Karadeniz kenti olan Ordu’dan. 1915 yılında Ermeniler Ordu’dan tehcir edildiğinde, Raffi’nin dedesi Evrensel Boghos ağanın iki çocuğu varmış. Kendisi ve eşi Ermenilerin başka yerlerdeki katledilişinden haberdar olmuş; çift çocuklardan birini Türk bir aileye, diğerini ise Yunan bir aileye bırakmış ve kaçmıi. Raffi’nin anneannesi becerikli bir terziymiş ve onun bu özelliği çifti kurtarmış. Doğu Anadolu’ya, Malatya’da ulaştıklarında, belediye başkanının eşi için çalışmaya başlamış. İkiz olan kızları, Manig (Raffi’nin annesi) ve Anahid burada, Malatya’da doğmuş. 1918’de Ermeni karşıtı saldırı sonlandığında, aile önce Samsun’a, ardından Ordu’ya taşınmış. Ancak çift geride bıraktığı çocuklarını bulamamış. Aile, bir daha onları görememiş.

Raffi’nin annesi 1940’lı yıllarda okuldan mezun olduğunda, üniversiteye devam etmek istemiş. Ne yazık ki Ordu’da daha üst seviyede eğitim veren bir kurum yokmuş. Manig’in babası, Manig ve ailesinin ricalarının ardından, kızını, Amerikan Hastanesi’ne bağlı bir tıp okuluna okumak üzere göndermiş.

Bu karar, ailenin de kaderini değiştirmiş. Manig, işte bu hastanede tifüse yakalanan Aret Ohanes’i tedavi etmiş. Raffi, anne ve babasının tanışmasından evliliğe geçen süreci gülümseyerek şöyle anlatıyor:

“İyileşti; sonra annemle çıkmak istedi. Annem onu reddetti; babam da hastaneye hasta numarası yaparak içeri girmek zorunda kaldı. İçeriye kabul edildi ve annem onu bir kez daha tedavi etti. Anneme, kendi ailesiyle tanışmasını, onunla evlenmek istediğini söyledi. Nişanlandılar ve babam ailesinin iznini almak için Ordu’ya gitti.”

Manig ve Aret evlendikten sonra, Manig’in ailesinin tamamı Ordu’dan İstanbul’a taşınmış. Onu izleyen yıllarda aile dünyanın çeşitli köşelerine doğru dağılmış.

Raffi Portakal’ın anne tarafından dedesi Boghos ağa ve Ordu’daki ailesi

Raffi Portakal, 1946 yılında İstanbul’da doğdu ve Şişli’deki Mıhitaryan Okulu’na giti. Ardından İstanbul Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Yıllar sonra da müzayedeci olarak yeteneklerini geliştirmek için Paris’e seyahat etti. Raffi, İstanbul’dayken sanat eserlerini toplayan müzayedesini gerçekleştiren babasının yanında yer almıştı:

“Babam aslında harika bir sanatçıydı; müzayede sanatçısıydı. Müzayedelerine katılan birçok kişi gördükleri karşısında hayrete düşerdi; ağızları açık kalırdı.”

Raffi, 1973 yılında kendi galerisini açtı. Daha sonra Osmanlı resimlerini ve el yazmalarını toplamak ve satmakta uzmanlaşmaya başladı:

“Kıt ve ender olmaları gerçeğinden ötürü onlara değer veriyordum. Bugünün piyasasına kıyasla saçma bir şekilde az değer biçiliyordu. Bugün milyonlara çıkan fiyatları, o zamanlar 100 bin ila 200 bin dolardı. Meslekte kendime isim yaptım.”

Raffi Portakal ve babası Aret müzayede sırasında

Raffi Portakal, 2004 yılında, Avrupa’daki koleksiyoncularla ilişkilerini kurmaya başladı ve Picasso tablolarının Türkiye’deki ilk sergisini düzenledi. Bugün hala o gösteriden kalma gazete küpürlerini saklıyor:

“Bu Hürriyet; Türkiye’deki en büyük gazete. Ve şu manşete bakın; ’Picasso Nişantaşı’nda’. Peki ya bu; ‘Picasso ve Ben’.”

Picasso’yu kısa bir süre sonra Monet, Renoir, Dali ve diğer dünyaca ünlü isimler takip etti.

Raffi, önde gelen Türk iş insanı ve hayırseverlerden Sakıp Sabancı’nın müzesini ve koleksiyonunu da düzenledi. Koleksiyon, New York Metropolitan Sanat Müzesi’nde, Paris’teki Louvre’da, Berlin’deki Deutsche Guggenhaim’da ve diğer önde gelen kurumlarda gösterildi. Aynı zamanda İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne ait koleksiyonun küratörlüğünü yapan grubu yöneten Raffi, Ermeni sanatçılara karşı her zaman için zaafı olduğunu kabul ediyor. Kendisi özellikle de Ivan Aivazovsky hayranı. Sanatçının eserleri bazen Portakal galerisindeki sergide görülebiliyor:

“Aivazovksy, ailem için bir zirveydi, idoldü. Babam bana Aivazovsky’nin nadideliğini anlattığında daha küçük bir çocuktum.”

Raffi Portakal ve kızı Maya

Portakal Sanat ve Müzayede Evi, her yıl en az iki müzayede düzenliyor:

“Her müzayedeyle beraber adımızın prestij açısından daha da büyümesini, piyasada veya başka bir yerde bulunamayacak şekilde ender, kaliteli eseleri bulmak istiyoruz. Portakal ailesi her zaman için paraya nazaran prestije değer vermiştir. Bu, ailenin yazılı olmayan yasasıdır, bir tür hastalıktır.”

Sanat evi, müzayede ve sergi düzenlemenin yanı sıra, sayısız kitap ve katalog yayımlamaya devam ediyor.

Raffi Portakal, bugün, aile işletmesini tek çocuğu, kızı Maya ile devam ettiriyor. İkisi beraber dünyanın çeşitli yerlerinde ender sanat eserlerini sergilemek için küçük galeriler açmayı hedefliyor.

Raffi, başarının ‘Portakal formülü’nü şöyle anlatıyor: “Dünyada yaşananlardan geri kalmamalıyız. Aynı zamanda yapılmayanı yapacağız. Vizyon önemlidir. Ancak cesaret ve zamanlama hissi de keza öyle.”