Ana SayfaÇeviriErkek hazzının kadın bedeli – Lili Loofbourow

Erkek hazzının kadın bedeli – Lili Loofbourow


Lili Loofbourow

Çeviri: Serap Şen

Son okuma-düzelti: Canan Coşkan & Cem Yarar


Dünya, kadınların cinsel bir karşılaşmayı bazen gözyaşları içinde terk ediyor olması gerçeği konusunda rahatsız edici şekilde rahat.

Babe.net sitesi “Grace” takma adlı bir kadının Aziz Ansari ile kendisini ağlatan zorlu bir karşılaşmada başından geçenleri yayınladığında, internetler #MeToo (#BenDe) hareketinin sonunda fazla ileri gittiğini savunan yazılarla dolup taştı. 23 yaşındaki Grace, Ansari’nin çalışanı değildi, yani işyeri dinamikleri söz konusu değildi. Tekrarlanan itirazları ve “yavaşlayalım” ricaları iyi hoştu da, en sonunda Ansari ile oral seks yapmış olması pek kafaya oturmuyordu. Son olarak ve en önemlisi, her an gitmekte özgürdü.

Birçok insan açık veya örtük şekilde, “Kendini rahat hissetmiyorsa neden ilk fırsatta çıkıp gitmemiş ki?” diye sordu.

Bereketli bir soru bu, bir sürü de olası cevabı var. Ama iyi niyetle soruyorsanız eğer, birinin neden o şekilde davranmış olabileceği üzerine gerçekten düşünmek istiyorsanız, en önemli cevap şu: Kadınlar, çoğu zaman kendilerini rahat hissetmeyecek ama rahatsızlıklarını görmezden gelecek şekilde yetiştirilirler.

Toplumumuza öylesine işlemiş bir durum ki bu, sanırım varlığını unutuyoruz. Balığın denizde yaşayıp suyu görmemesi gibi.

Aziz Ansari vakası bazılarına gına getirdi çünkü uzundur korktuğum gibi, #MeToo gibi hareketler, söz konusu erkekler sürüden kolayca ayrılabilecek türden canavarlarsa iyi karşılanıyor. Olayın boyutu “birkaç çürük elmayı” aşıp bir istisnadan ziyade genel bir eğilim olduğunu göstermeye başlayınca, ilk içgüdümüz hemen normalleştirmeye çalışmak oluyor. “Erkekler böyle yahu” diyoruz, “seks böyle bir şey.”

Andrew Sullivan’ın korkutucu derecede bilime aykırı son yazısında temel olarak öne sürdüğü şey de bu. Erkekliğin biyolojik gerçekleri ile yüzleşmeyi reddeden #MeToo hareketinin aşırıya gittiğini öne sürüyor. Feminizmin erkeklerin hakkını teslim etmeyi reddettiğini ve bu tartışmalarda “doğanın” oynaması gereken rolü inkâr ettiğini söylüyor. “Hanımlar,” diyor, “biyolojiyi inkâr etmeye devam ederseniz erkekler savunmaya geçer, tepki gösterir ve direnir.”

Bomboş laflar… Sullivan sadece doğa ve gerçekleri konusunda yanılmakla kalmıyor (Colin Dickey’in öğretici Twitter zincirinde gösterdiği gibi), berbat derecede de basmakalıp aynı zamanda. Sullivan, yaptırdığı testosteron enjeksiyonu sayesinde “erkek olmak ile kadın olmak arasındaki bariz ve yoğun doğal farkı anladığını” iddia ediyor. Bunu söylemesi, erkekliğin enjekte edilebilir bir hormona indirgenebileceğini tahayyül edebilirken kadınlığın ne olduğunu düşünmeye tenezzül bile etmediğini gösteriyor. #MeToo hareketini gerekli kılan zihniyetin bir örneğini isterseniz, tam da bu işte. Zıt çıkma sevdalısı Sullivan tam da bu zihniyetin bir örneği.

Gerçek sorun bir kültür olarak erkeklerin biyolojik gerçekliğini yeterince değerlendirmiyor oluşumuz değil; tam aksine, onlarınınkinin değerlendirmeye değer tek biyolojik gerçeklik sayılması.

Hadi gerçekten bedenleri konuşalım. Bir değişim sağlayabilmek adına, bedenler ve seks hakkındaki gerçekleri hadi gerçekten ciddiye alalım ve denkleme biraz kadınları da dahil edelim, olmaz mı? Çünkü erkek hazzı konusunda edebiyat parçalayacaksanız, onun nahoş kuzeni kadın ıstırabı konusunda da konuşmaya hazır olsanız iyi olur.

Araştırma, kadınların yüzde 30’unun vajinal seks, yüzde 72’sinin ise anal seks sırasında ağrı bildirdiğini ve “büyük kısmının” partnerlerine seksin canlarını yaktığını söylemediğini gösteriyor.

Bu önemli çünkü erkekler haricindeki biyolojik gerçeklikler üzerine düşünmekten yoksun oluşumuz, başka hiçbir konuda “kötü seksi” ele alırkenki kadar bariz değil. Neyin taciz veya saldırı teşkil ettiği üzerine yürütülen bu tartışmada nüanslar olduğuna işaret eden her iddia için, bu ifadenin [kötü seks] ne kadar işlevli olduğu konusunda dilim tutuluyor – özellikle de “kötü seksin” kadınlarla seks yapan erkekler ve erkeklerle seks yapan kadınlar için aynı anlama geldiği varsayımına.

Bu konudaki araştırmalar pek nadir. İnsanların “kötü seksi” tartıştığı forumların rastgele bir incelemesi, erkeklerin bu terimi pasif bir partneri veya sıkıcı bir deneyimi tanımlamak için kullandığını gösteriyor. (Yaptığım son derece gayri bilimsel Twitter anketi ve sonucu şurada.) Ama birçok kadın “kötü seksten” bahsederken zorlanmayı veya duygusal rahatsızlığı ve daha bile yaygın şekilde, fiziksel ağrıyı kastediyor. Indiana Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’nda profesör ve Ulusal Cinsel Sağlık ve Davranış Araştırması’nın arkasındaki kişilerden biri olan Debby Herbenick bunu teyit ediyor. “‘İyi seks’ söz konusu olduğunda,” diyor, “kadınlar çoğu zaman ağrısız seksi, erkekler ise orgazm olmayı kastediyorlar.”

Kötü seks konusunda ise, Michigan Üniversitesi profesörü ve bu mesele üzerine çok kapsamlı çalışmış birkaç bilim insanından bir diğeri olan Sara McClelland, genç erkekler ile kadınların cinsel tatmini nasıl derecelendirdiği üzerine araştırması sırasında, “erkekler ile kadınların, cinsel tatmin skalasının en alt seviyesi konusunda çok farklı tahayyüllere sahip olduğunu” ortaya çıkarmış.

Kadınlar kötü seksi aşırı derecede olumsuz duygular ve ağrı ihtimali olarak tahayyül ederken, erkekler daha az tatmin edici cinsel sonuçlar alma ihtimali olarak tahayyül etmişler, asla kendileri için ağrılı veya zarar veren sonuçlar tahayyül etmemişler. [“Intimate Justice: Sexual satisfaction in young adults“]

Bunun ne kadar dehşet verici olduğu kafanıza dank edince, haklı olarak erkekler ile kadınların tamamen farklı derecelendirme ölçekleri olduğundan cinsel saldırı ve tacize yönelik hesaplaşmamızın sorunlu olduğu sonucuna varabilirsiniz. Erkeklerin Kötü Seks skalasında 8 (“aman Tanrım, çok kötü”) olan şey, kadınlar için 1 (“dayanırım, ne olacak”). Erkekler ile kadınların objektif bir gözlemcinin son derece farklı karakterize edeceği deneyimleri tanımlamak için aynı terimi – kötü seks – kullanması konusundaki bu eğilim,  “göreli yoksunluk” adı verilen psikolojik bir olgunun, daha az beklentiye sahip olacak şekilde eğitilmiş olan dezavantajlı grupların, kendilerinden daha iyi muamele gören, daha avantajlı akranları ile paradoksal şekilde aynı tatmin seviyeleri bildirme eğiliminde olduğu öbür yüzü.

Sullivan’ın statükoyu doğallaştırma girişiminin böylesine zarar verici olmasının bir sebebi bu.

Bir kadın “rahat hissetmiyorum” diyerek cinsel bir karşılaşmayı gözyaşları içinde terk ediyorsa, en ufak sıkıntıya bile gelemeyen hassas bir çiçek değildir belki de. Bir sürü kadının baş etmek zorunda olduğu biyolojik gerçeklikler üzerine düşünürken kendimizi biraz daha zorlamamız gerekiyordur belki de… Çünkü ne yazık ki seksin acı vermesi bizim öyleymiş gibi yapmayı sevdiğimiz bir istisna değil. Kahretsin ki hayli yaygın.

Sullivan’ın önerisini değerlendirirken, bir süreliğine ve sırf düşünce egzersizi olsun diye, biyolojinin – veya “doğanın” – tarihle eş zamanlı var olduğunu ve bazen çağının çarpık önyargılarını kopyaladığını da kabul edebiliriz belki.

Bu durum tıp için de geçerli elbette. 17. yüzyılda halk arasındaki yaygın inanış azgın, disipline edilmemiş cinsel arzulara sahip olanların kadınlar olduğu şeklindeydi. İşlerin değişmiş olması illa ki iyi yönde değiştikleri anlamına gelmiyor. Bu günlerde bir erkek, doktor muayenehanesini sırf kendi beyanına dayanarak Viagra reçetesiyle terk edebiliyorken, rahim içini kaplayan zar tabakasının rahmin dışına büyümesi durumu olan endometriyoz tanısı konması için, bir kadının ortalama 9,28 yıl acı çekmesi gerekiyor. O zamana dek birçoğu için yalnızca seks değil gündelik varoluşun ta kendisi ömür törpüsü haline geliyor. Konuşulacak bir biyolojik gerçeklik varsa eğer, BU DEĞİLSE NEDİR?

Veya madem ki konumuz seks, hadi o zaman bilim insanlarımızın erektil bozukluğu (ki acıklı olsa da ağrılı olmayan bir dert) ve kadın disparünisini (bazı kadınların seks sırasında yaşadığı şiddetli fiziksel ağrı) nasıl ele aldığını konuşalım. PubMed’de disparüni üzerine 393 klinik çalışma var. Vajinismus? 10. Vulvodini? 43. Erektil bozukluk? 1954.

Evet, doğru: PubMed’de erkeğin cinsel hazzı üzerine kadının cinsel ağrısı için olandan beş kat fazla klinik çalışma var. Peki neden? Çünkü kadının ıstırabını normal, erkeğin hazzını ise hak gören bir kültürde yaşıyoruz.

Bu tuhaf cinsel astigmatizm kültürümüze öylesine işlemiş ki, görüşümüzün ne denli çarpılmış olduğunu ölçmek zor.

Sağlık sistemimizin 2015 itibariyle sadece erkeklere yönelik olanlara nazaran yalnızca kadınlara yönelik olan ameliyatlar için doktorlara nasıl ödeme yaptığını ele alalım: Yalnızca erkeklere yönelik ameliyatlar yalnızca kadınlara yönelik olanlardan halen yüzde 27,67 oranında daha fazla geri ödeme alıyor. (Sonuç: Bilin bakalım en havalı doktorları kim alıyor?) Veya ne kadar çok kadının kendi hekimleri tarafından rutin şekilde küçümsendiğini veya baştan savıldığını bir düşünün.

Yine de kadınların (sürekli şikâyet etmek ve en ufak sıkıntıya bile gelememek konusundaki ünlerinin aksine) nasıl da KAYGI VERİCİ ÖLÇÜDE DAYANIKLI OLDUĞUNA dair bilimsel bir makaleden doğrudan alıntı yapalım: “Disparüni şikayetiyle düzenli olarak karşılaşan herkes, kadınların gerekirse dişlerini sıkarak cinsel münasebete devam etmeye meyilli olduğunu bilir.”

Grace’in Ansari’nin dairesini “rahatsız” olur olmaz neden terk etmediğini kendinize sorduysanız, o zaman burada da aynı soruyu sormanız gerek. Eğer seks can yakıyorsa neden durmadı? Bu neden oluyor? Kadınlar neden erkekler orgazm olsun diye eziyetli bir acıya katlanıyor?

Bunun cevabı sırf erkekler işyerinde erekte olmak istedikleri için kadınların rutin şekilde nasıl taciz ve istismara maruz bırakıldıkları, nasıl baştan savıldıkları üzerine şu anki tartışmamızdan ayrı değil. Toplumumuzun tümü kendisini hetero erkeğin orgazm peşinde koşması çerçevesinde örgütlemişken, Sullivan’ın erkeklerin biyolojik gerçeklerini yeterince dikkate almıyor olduğumuzu düşünmesi akıl alır gibi değil. Erkeğin bu şekilde haz peşinde koşmasına tam bir kültürel merkeziyet sağlanmış durumda ve bunun; bedenleri, hazzı ve acıyı ele alışımız açısından talihsiz sonuçları var.

Sullivan’ın isteği uyarınca biyoloji hakkında konuşuyorum. Özellikle de, birçok kadının kendi cinsel haz arayışında görmezden gelmek üzere toplumsallaştırıldığı fiziksel duyular hakkında konuşuyorum.

Kadınlar sürekli ve özel olarak, kendi bedensel rahatsızlıklarını görmezden gelecek şekilde eğitilirler, özellikle de cinsel olarak “münasip” olmak istiyorlarsa. Kadınların kendilerini cinsel olarak çekici göstermek için yapmaları gereken şeylere hiç baktınız mı? Yüksek topuklar? Diyetler? Korseler? Bunlar bedenleri acıtmak için tasarlanmış şeyler. Erkekler rahat kıyafetler içinde çekici olabilirler. Aşil tendonlarını kısaltmayan ayakkabılar içinde yürüyebilirler. “Geleneksel olarak” çekici algılanmak için cinsel organlarındaki tüyleri aldırmak veya yüzlerine iğneler batırtmak zorunda değiller. Bunların tümünü – tıpkı kadınların yapabileceği gibi – boş verebilirler ama asgari beklentiler ayrıdır işte, değilmiş gibi davranmak çok saçma.

Kadınlar ile erkekler arasındaki o eski örtük pazarlık (ki Andrew Sullivan buna “doğal” diyor), bir tarafın hazzı ve memnuniyeti için diğer tarafın bir sürü rahatsızlığa ve acıya katlanacağı şeklindedir. Hepimiz bu normalmiş ve dünya bu şekilde dönüyormuş gibi davranmayı kabul etmişizdir. Bu yüzden Frances McDormand’ın Golden Globe gecesinde makyajsız olması radikal sayılıyor. Bu yüzden Jane Fonda göz alıcı göründüğü bir fotoğraf ile yorgunluktan tükenmiş göründüğü başka bir fotoğrafı art arda paylaştığında dönüştürücü sayılıyor. Bu sadece insanı tüketen bir yaşam şekli değil, sarsılması çok zor bir zihniyet de aynı zamanda.

Şunu netleştireyim, burada absürt güzellik standartlarımıza itiraz ediyor bile değilim. Tek amacım, kadınların yetiştirilme tarzının Grace’in ne yapıp yapmadığını anlamamıza nasıl yardımcı olabileceğini incelemek.

Kadınların içten bir rahatlığı neredeyse imkânsız kılan koşullar altında hissetmedikleri bir rahatlık ve keyif sergilemesi bekleniyor. Bir dahaki sefere saatlerce yemeyip içmemesini gerektiren karmaşık ve dekolte bir elbise içinde ışıltılı biçimde gülen bir kadın gördüğünüzde, a) tam bir illüzyonistin dibine kadar rol yapışına şahit olduğunuzu ve b) bu sıra dışı, Oscar’lık performansı rutin bir şeymiş gibi görecek şekilde eğitilmiş olduğunuzu bilin.

Şimdi eğitimin cinsel bağlamlara nasıl yedirilmiş olabileceğini bir düşünün.

Erkekler hep merak eder, kadınlar neden orgazm taklidi yapar? Çok ters bir şey değil mi bu? Doğru! Çok ters. Öyleyse bu kadar çok insanın kendi öz çıkarlarına böylesine ters görünen bir şeyi neden yapıyor olabileceği konusunda daha dikkatli düşünmek gerek. Kadınların süslenip randevuya gitmelerinin nedeni bir dereceye kadar libidoya sahip olmaları ve cinsel haz almayı umuyor olmalarıdır. Nihai an geldiğinde, neden vazgeçip rol yapsınlar ki?

Buna verilen dejenere yanıt (kadınların DA libidoları olduğunu göz ardı eden yanıt), kadınların hoşlanmadıkları seks pozisyonlarını hoşlandıkları toplumsal pozisyonlarla takas ettikleri şeklindedir. Haz pek umurlarında değildir yani.

Başka sebepler de olabilir mi acaba? Mesela belki de kadınlar kendileri için bir miktar haz ummuş olduklarından orgazm taklidi yapıyorlardır? Bu olmayacak gibi görünüyorsa eğitilmiş oldukları davranışa otomatiğe bağlıyorlardır? Ve eğitilmiş oldukları şey a) rahatsızlığa dayanmak ve b) toplumsal şartlar öyle gerektiriyorsa bir şekilde diğer tarafın hazzından haz almak.

Bu seks söz konusu ise özellikle geçerli. Orgazm taklidi yapmak bir sürü şey sağlar: Bir erkeği işini bitirmeye cesaretlendirir ki o zaman (eğer duyuyorsanız) acı da nihayet sona erebilir. Bu ona kendini iyi hissettirebilir ve duygularının incinmemesini sağlar. İyi bir âşık olmak karşındakini iyi hissettirmek demekse bu konuda da sınavı geçmiş olursunuz. Yani her bakımdan kârdasınız!

Cinsellikle ilgili tartışmalarımızda acının dev bir eksik oluşuna öylesine körüz ki, ABC News’ün olay olan 2004 “American Sex Survey” (Amerika Cinsellik Anketi) çalışmasında sorulan 67 sorudan hiçbiri acı ile ilgili değil. Orgazm taklidinin olası sebeplerinin sorulduğu soruda bile şıklar arasında değil:

Seks konusunda bilimimiz ve sosyal bilimimiz işte hep bu denli kötü idi. Cinsel bağlamlarda acıyı ve rahatsızlığı kadınların rutin olarak katlandıkları şeyler olarak görmeyi reddederek, bilimsel çalışmalarımız bile onları (nedense) “havasında olmayan” veya sırf “öyle istedikleri” için seksi bırakan garip ve keyfi yaratıklar olarak anlatmayı tercih ediyor.

Ama bu sırf seksle ilgili bir şey değil. Kızların çocukken en çok aldıkları iltifatlardan biri ne kadar güzel olduklarıdır; bu yüzden, toplumsal değerlerinin büyük ölçüde başkalarının onlara bakmaktan ne kadar keyif aldıklarında yattığını öğrenirler. Başkalarının kendi görünümlerinden aldıkları hazdan keyif almaları öğretilir. Gerçekten de, toplumsal olarak ödüllendirildikleri esas konu budur.

Kadınların iyi ev sahipleri olacak, insanları ağırlayacak, onları rahat ettirecek şekilde eğitilmeleri de böyledir. Kendi arzularını diğerlerininkine tabi kılmak. Zıtlaşmaktan kaçınmak. Kadınlara her fırsatta, onlara bir başkasının nasıl tepki verdiğinin, kendi iyilik ve değerleri konusunda kendilerinin hissediyor olabilecekleri her şeyden daha önemli olduğu öğretilir.

Bir cinsiyete kendi hazzını üçüncü bir şahsa ihale etmeyi (ve bu esnada epeyce acıya katlanmayı) öğretmenin yan etkilerinden biri, ısrarla göz ardı etmelerinin öğretildiği kendi rahatsızlıklarının çok kötü bir analisti olacak olmalarıdır.

Kadınların cinsel hazda ortak-eşit partnerler oldukları bir dünyada, bir kadının kendisine hoşlanmadığı bir şey yapıldığı an ortamı terk etmesini beklemek elbette çok mantıklı.

Ama öyle bir dünyada yaşamıyoruz işte.

Gerçek dünyada, seksten ne beklemesi gerektiği konusunda bir kadının öğrendiği ilk ders, bekaretini kaybetmenin canını acıtacağıdır. Dişini sıkıp atlatması gerekir. Sekse bu şekilde başlamanın “rahatsız hissetmeyi” olmaması gereken bir şey olarak görme yetinizi nasıl körelteceğini bir düşünün. Seks (benim birçok arkadaşım için olduğu gibi) bekareti kaybedeli epey olmasına rağmen acı vermeye devam ettiğinde birçok kadın sorunun kendisi olduğunu zanneder. Hem, ilk seferinde dişlerinizi sıkıp atlatmanız gerekiyorsa neden ikincide de öyle olmasın ki? Seks birinin size yaptığı hoşlanmadığınız bir şeye dayanmaktan – ama şunu unutmayın: herkes buna dayanmanız gerektiği konusunda hemfikirdir – (başka herkesin öyle olduğunu düşünüyor göründüğü) karşılıklı olarak haz veren bir deneyime tam olarak hangi noktada sihirli bir şekilde dönüşür?

Bu hayret verici derecede karmaşık geçişle ilgili bir dilimiz gerçekten yok çünkü seksin biyolojik gerçeklerini kadınlar açısından düşünmüyoruz.

Kadınlar erkeklere azami haz sağlamak adına kendi rahatsızlıklarını ve acılarını nazikçe görmezden geldikleri onlarca yıl geçirirler. Yırtılma, kanama ve “kötü seksin” diğer semptomlarına rağmen aşk ve cinsel tatmin oyununu oynarlar. Kadın olarak nesneleştirilmenin ve tacize uğramanın normalleştirildiği sektörlerde çalışırlar ve hiç kimsenin, özellikle de kendi doktorlarının ciddiye almadığı acılı koşullara rağmen aşk ve cinsel tatmin arayışlarına devam ederler. Öte yanda ise kötü seksin boşalırken bazen biraz sıkılmak anlamına geldiği, tıp dünyasının cinsel ihtiyaçlarının tatmini için pervane olduğu, istediği rahatlıkta giyinip ortalıkta dolanabilen, tüm toplumun onun estetik ve cinsel keyfi etrafında örgütlenmiş olduğu cinsiyet, kadınların aslında göründükleri kadar rahat olmadığını öğrenmenin “ay biz hiç bilmiyorduk, öyle deseniz ya” sarsıntısıyla, kadınlara aşşırı hassas olanın, hiç sıkıntıya gelemeyenin onlar olduğunu, biyolojik gerçekleri yeterince dikkate alınmayanın ise erkekler olduğunu söylüyor?

Onları dayanıklılık şampiyonları gibi zorlamak yerine keşke kadınları bedenlerinin gönderdiği acı sinyallerine kulak vermeye cesaretlendiren bir dünyada yaşasaydık. Kadınlara (ve erkeklere) bir kadının acı duymasının normal olmadığı öğretilse ne harika olurdu; bir kadının rahatsız olmasının, bir erkeğin hazzını kısa kesmek için yeter sebep olduğunu anlasaydık keşke.

Ama gerçekte toplumun öğrettiği dersler bunlar değil – hayır, birçok konuda “aşmış” olan Y kuşağının bile öğrendiği bunlar değil. Unutmayın: Özel alanda yaşanıyor olması itibariyle seks toplumsal ilerlemeyi daima geriden takip eder. Ayrıntıları konuşmak zordur ve en sonunda buna başlamış olmamız çok iyi. Ama bir dahaki sefere bir kadının rahat hissetmediğini anladığı an neden bu durumu düzeltmek için harekete geçmemiş olduğunu merak ettiğimizde, önceki on yılları şimdi onu anlamamakla suçladığımız sinyalleri ona göz ardı etmeyi öğreterek geçirdiğimizi de şöyle bir düşünebiliriz belki.


Orijinal kaynak: The Week
Tercümenin alındığı kaynak: Dünyadan Çeviri