Ana SayfaYazarlarElend AydınHer yer aynı, her aynı, çok ayrı – Elend Aydın

Her yer aynı, her aynı, çok ayrı – Elend Aydın


Elend Aydın


İki yılı birbirine bağlayan günleri onunla geçirdim. Kâh güvercin gömleği giydim, kâh kalbin her zaman kopmayan fırtınalarına kapıldım, kâh bir “dünyalı” olarak diyar diyar dolaştım. Her yer aynı, her aynı, çok ayrıydı! Hele de bayram şekeri (çocukluk bayramlarının) misali taşları harikaydı. Narin, rengarenk, öpülesi ama asi taşlar… Yine bana ceplerini taşlarla doldurup ırmağa, ölüme koşan sevgili şair-yazar Viriginia’yı hatırlatan taşlar. Ama bu kez şöyle bir soruyla: Cepleri bu güzel taşlarla dolu olsaydı intiharın o esrik ve şiirsel çağrısına kapılır mıydı yine? “Hissiyata müteessir” kitapların yazarı (bu tanımla ilk olarak, uzaklarda olan babamın kütüphanesine dadandığımda edebiyat öğrencisiyken, kitapların giriş sayfalarına düştüğü notlarda karşılaştım) sevgili Ece Temelkuran’ın son 3-4 yıllık makalelerinden oluşan kitap, yılı bitirmek için de yıla başlamak için de iyi geldi. Zaten bir hastane dönüşü konuk oluşlarını görünce çok sevinip hemen mektup aramaya başladım. Ama ne yazık ki yine ve hala mektup yok!

Kitaptaki düşünsel-ruhsal rüzgarlar ve kapaktaki asi taşlar arasında manyetik bir bağlantı varmış gibi geldi. Her bir taş da gerçek kadar sıcacık, gerçek kadar “kuğu”, gerçek kadar sert, gerçek kadar düşsel… Dokunduğunuzda ceplerinize doluşuyorlar kıpır kıpır, kitabın her bir cümlesinin çeşitli veçhelerde bellek ve kalp bahçenizde yer alması gibi.

“Şimdi sessizliğimiz bir katilinkine benziyor. Eylem olmadığından sessizliğimizi bir katilinkinden ayırt etmek için sözün alanında debelenip duruyoruz.”

Katil bir sistemin “katilleştiren” realitesini kör bir bıçak gibi varoluşumuzun boynunda hissetmemek mümkün mü?

Okurken mavi bir derecik aktı içimde sanki, onunla yürüdüm. Hatırladım, düşledim, umutlandım ve gülümsedim: ve çıldırtıcı kötülük şenliğine rağmen, “Nasılsın?” dendiğinde hepimiz öyle cevap vermeyi yeniden hatırlayalım istedim: “Ne olsun! İyilik güzellik!”

Çelikten, paradan ve itaatkarlardan oluşan kudretlerine rağmen sultanları değil “bizleri” muzaffer kılan, kılacak olan tam da bu duygudur. Evren kadar sonsuz kalp atışları hissettim okurken, serçeler uçuyordu içlerinde, masallar lir çalıyor, uğur böcekleri şarkı söylüyordu. Oysa yazar marazi kalp atışlarını da ifşa ediyor: “Kalp atışlarının sesi gök gürültüsü gibi. Hayal kırıklığı korkusuyla kalbine umut etmeyi aklına düşlemeyi yasaklamış insanların kalp çarpıntısı bu.”

Tuhaf bir istekle “Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita” adlı kitabını da okudum “sevgili yazar”ın. “Chavist” devrimin o gürül gürül “komüncü” heyecan ve coşkusunun yerini; hastalıktan kaybettiği “başkanından” sonra “Chavez öldü, devrim öldü” diyenlere meydanı boş bırakmasa da kaosun aldığı Venezuela’ya ve güzel Sinyorita’ya el salladım hüzünle. Kısmen Rojava’yı da çağrıştırdı ama en güzeli: “ikinci kitapta” var olup da şimdi hayal olmuş olan umut ve özgürlük ve devrim bilinç ve inancının “taşlı kitap”ta yer almış olmasıdır. O Sinyorita’yı da “bu Sinyorita”yı da çok sevdim. Bazen kedi patileriyle yürüdü zaman, bazen dörtnala atlarla içinde kaybolduğumuz bir mektup gibi geldi bu kitap ama yol bilen bir kayboluş. Bazen ışıl ışıl sabahların çiyden manifestosu oldu, bazen rengarenk çakıl taşlarının çok uzaklara götüren uğultusu… Bu nedenler ve başka nedenlerle şimdiden taşları ve anlamı keşfetmiş sevgili yeğenim Dijle’ye armağan ettim kitabı, büyüyünce “iyilik güzellik” bulsun diye…

Karanlıklar içindeki ülkemizin bu hasta ve kasvetli zamanlarında kır çiçekleriyle doldurdu kalbimi bu kitap, ardından mavi bir trenle “güzellik ve iyilik” zamanlarına uğurladı. İyi ki varsın ve yazıyorsun Sevili Ece!

Son sayfadan alıntıyla elveda:

“Bu gelip geçici ama her seferinde gönül kırıcı olan, masum görüntüsünün altında nice dehşetleri saklayan antin kuntin meraklar modasının ardındaki gerçeği iyi görmeliyiz sevgili okur. Naçizane benim gördüğüm gerçeği paylaşmak isterim. Bunlar hep bizim –bizim derken kadınların yani- ‘kenarlarından taşırmamak’ adlı doğuştan gelen lanetimizin bir sonucu. Bundan yararlanıyorlar azizim, gözünüzü açın. Cam boyarken, makarna yaparken ve bugün 21. yüzyılda nihayet boyama kitabı boyarken yaptığımız nedir ey kadın kardeşim?! Düşün! Kaosu düzenlemek! Kaosu görmemek için tek bir noktaya bakıp biteviye aynı takıntıda huzuru bulmak. Yazarken içim eziliyor sevgili okur.”