Ana SayfaÇeviriLatin Amerika’da iktidar karşıtı güçler ve öz savunma – Raúl Zibechi

Latin Amerika’da iktidar karşıtı güçler ve öz savunma – Raúl Zibechi

HABER MERKEZİ – Raúl Zibechi, “Latin Amerika’da iktidar karşıtı güçler ve öz savunma” başlıklı yazısında devlet ve topluluk mantığını mukayese ederek, Latin Amerika’da devlet iktidarına karşı tabandan inşa edilen iktidar karşıtı sosyal güçleri merceğe alıyor. Zibechi’nin dört bölüm halinde yer vereceğimiz ROAR’daki bu yazısının ilk kısmını Tolga Er’in çevirisi ile okuyabilirsiniz.


Çeviri: Tolga Er


Devlet ve çete bağlamında kıtanın en çok etkilenen topluluklarından bazıları, kendilerini korumak için radikal önlemler aldı ve yeni iktidar karşıtı sosyal güçleri tabandan inşa ediyor.

Latin Amerika’nın büyük bölümünde devlet kendi vatandaşlarını korumuyor. Bu özellikle de; uyuşturucuğu tacirliği, suç çeteleri, çokuluslu şirketlerin özel güvenlik elemanları ve paradoksal olarak polis ve ordu gibi devlet güvenlik güçlerinin şiddetli saldırısına maruz kalan popüler sektör, yerli halklar, beyaz olmayanlar ve melezler için geçerli.

Meksika’da birçok katliam gerçekleşti. Örneğin 2014 yılının Eylül ayında Ayotzinapa’da 43 öğrenci öldürüldü – Bu, bir istisna değildi. Meksika’nın “uyuşturucuya karşı savaş” ilan ettiği 2007 yılından beri kaybolan 30 bin kişi ve ölen 200 bin insan için cezasızlık devam ediyor. Küçük farklılıkları kenara bırakırsak Meksika’daki şu anki durum bölge genelinde taklit edildi. Brezilya’da her yıl 60 bin kişi şiddet kullanılarak öldürülüyor. Bu insanların yüzde 70’i Afrika asıllı, çoğu yoksul yerlerden olan gençler.

En yoksulların hayatlarını tehdit eden şiddet bağlamında en çok etkilenenlerden bazıları, öz savunma önlemleri ve iktidar karşıtı güçler yarattı. İlkin, bunlar savunmaya yönelik, ancak nihai olarak devletinkine paralel güç yapıları geliştiriyor. Topluluk uygulamalarına bağlı olduğu için bu öz savunma grupları, devlet kurumları etrafında merkezlenen hegemonik iktidardan farklılık gösteren bir tür iktidar kurma açısından anahtar niteliğinde. Bu yazı, Latin Amerika sosyal hareketlerindeki bu yeni eğilimi anlama amacıyla bunları inceliyor.

Devlet ve topluluk

Devlet ve topluluk mantığı karşıttır; bunun nedeni ise devletin kurulu bir bölge içerisinde meşru güç kullanma tekeline, yeniden üreten ve kendinden sorumlu kalıcı, seçilmemiş sivil ve askeri bürokrasi vasıtasıyla yönetime dayanmasıdır. Bürokrasi devlete istikrar getirir; çünkü hükümet değişimi ile ayakta kalır. İçeriden dönüşüm çok zor, uzun bir süreçtir. Latin Amerika ülkeleri ise ek olarak fazladan zorluk ile karşı karşıyadır: Devlet bürokrasileri sömürgeci yaratılardır; prensip olarak da toplumun çoğunlukla yerli, melez ve siyahlardan oluştuğu ülkelerde beyaz, eğitimli ve erkek elitlerden oluşur.

Buna karşın topluluk mantığı görevlerin rotasyonunu temel alır ve meclis en yüksek otorite olmak üzere tüm üyeler arasında işler. Bu anlamda, meclis, karar almada yer ve zaman olarak bir “ortak maldır”. Ancak, “ortak malı”, kolektif mülkiyetin hektarının, binaların ve liderler ile bürokratların manipüle edebileceği meclis tarafından seçilmiş otoritelerin sayısına indirgeyemeyiz. Kurum olarak topluluk ve sosyal ilişkiler olarak topluluk olduğunu, iktidar sorunlarına yaklaşılması açısından temel bir farklılık olduğunu anlamamız gerek. Benim analizmde topluluğun kalbi, önemli olmasına rağmen, ortak mal değil, geleneksel topluluklarda olan işbirliğinin kurumsallaştırılmış formlarına indirgenmemesi gereken kolektif ve komünal emektir -minga, tequio, gauchada, guelaguetza.

Kolektif emek, halk tabakasını destekler ve devlet kurumlarının merkezindeki hiyerarşik ve bireyselleştirilmiş ilişkileri yerine karşılıklı ve ortak yardımın temel alındığı, yaşayan toplulukları üreten ve yeniden üreten gerçek maddi temeldir. Topluluk ortak maldan dolayı değil, kolektif emek yaratıcı olduğu, yeniden yaratıldığı ve günlük hayatta tasdik edildiği için yaşar. Bu kolektif çalışma, hegemonik olanlardan ayrılan sosyal ilişkilerin ifade edildiği, erkek ve kadın üyelerin topluluğu oluşturmasında araçtır.

Guatemalalı Mayalı Gladys Tzul, sosyolojik çalışmasında ortak emeği temel alan bir toplumda, yeniden üretimi düzenleyen iç çevre ile kamu hayatını düzenleyen politik toplum arasında bir ayrım olmadığını savunur. Topluluklarda iki çevre birbirinin tamamlayıcısıdır, komünal hükümette şekillenir. “Komünal yerli hükümet, topluluklardaki yaşamın yeniden üretimini temin eden politik bir örgüttür. Komünal emek, aynı komünal hükümet sistemlerini üreten, altında yatan ve tüm erkekler ile kadınların tam katılımının görüldüğü yerlerde esas temeldir.”

Kolektif emek, tüm topluluk etkinliklerinin parçasıdır. Hem maddi ürün hem de topluluğun (meclisten şölene, cenaze törenine ve define; aynı zamanda diğer topluluklarla yapılan ittifaklar) yeniden üretimine olanak sağlar. Aynı zamanda topluluk hayatının yeniden üretimini temin eden direniş mücadeleleri için de kolektif emek dayanak noktasıdır. Kolektif emeğin çeşitli şekillerinin üzerinde durmak, iktidar ve iktidar karşıtı güçleri farklı bir perspektiften görmemizi sağlar . İlk olarak, kolektif emek bir kurum değil, bir grup sosyal ilişkilerdir. İkinci olarak, sosyal ilişkiler olduğu için herhangi bir mekanda herhangi bir kolektif özne tarafından üretilebilirler. Topluluğun mülkiyet ilişkilerinden ve otoritelerden farklı oldukları için, özneler ve hareketlerin topluluktan esinlenilmiş uygulamalarla angaje oldukları her yerde yeniden ortaya çıkabilir.

Üçüncü olarak sosyal ilişkilerin önemini vurgulamak, iktidar ilişkilerinde dalgalanmaları ve değişiklikleri; sosyal hareketler durumunda ise kolektif mantığa özünde var olan doğum, olgunluk ve düşüşün döngülerini incelemek için bize olanak tanır. Böylelikle, iktidarı, devlet çarkında etkin bir dişli olan kurumlara atfetme -Venezuela’da örneğinde olduğu gibi- hatasından kaçınılır.

Venezuela komünal konseyleri devlet fonuna dayalıdır ve bürokrasi dilini konuşur; devletin örgütsel yapısının bir parçasını oluşturur ve onu aşmaktansa güvenceye alır. Zamanla, konseyler giderek homojenleşti ve bağımsızlığını kaybetti. Venezuela’daki yerel mahallelerde yatay, hiyerarşiden yoksun güçlü bir eşitlikçi kültür olmasına rağmen, taban ile liderlik arasındaki çelişki, eşitlikçi alanlara sınır koyan ve onu kontrol eden direktifler yoluyla çözüldü.

Özgürleşmenin önündeki önemli bir engel ise, az veya çok derecede, her kültürün ataerkil ve maçoluk ilişkilerinden beslenen hiyerarşik kültür özellikleri taşımasıdır. Bu, güçlü erkek liderliğine dayanan siyasi-sosyal hüküm sisteminin (caudillismo), kişiselciliğin ve paternalizmin neredeyse “doğal olarak” yeniden üretildiği yerli ve Afrika asıllı topluluklarda eşit derecede geçerlidir. Ben, bu yüzden sosyal bağlantıların “kolektif emekte”, meclisten şölene nasıl ifade edildiğinin daha geniş bir şekilde üzerinde durulmasına inanıyorum. Durağanlığı içerisinde baskıyı yeniden üreten kurumların yerine, hayatın ve yaratıcı işin bu şeklinde; kültürlerde ve şeylerin yapılış şekillerinde değişiklik yapmak mümkün oluyor.

İktidar karşıtı güçler , aslında, hayatta kalınmayı tehlike altına atan daha güçlü iktidarlardan kendini korumak için kent ve kırsal toplulukların kurduğu kolektif çalışmadır. Devlet karşıtı iktidarı uygulayan bazı halk kolektifleri ve toplulukların deneyimlerinden bazı örnekleri aşağıda listeliyorum. Cherán ve Mexico D.F. gibi şehirlerde, iktidar karşıtı güçler, ortak alanları kontrol eden ve savunan bölgeselleştirilmiş sosyal hareketlere takılmıştır. Bunlar, kırsal yerli topluluklar ile kent çevresindeki popüler alanlarda yaşananlar arasında birçok benzerlik olduğunu gösterir. Her iki durumda da kolektif yaşam; mal ve mülke el koyarak yapılan kapitalist birikim ve yer altındakilerin çıkarılması ile karşı karşıya kalır: Kırsal bölgelerde hidroelektrik barajlar ve açık maden işletmeciliği; şehirlerde ise emlak spekülasyonu ve seçkinleştirme.


Kaynak: ROAR mag

Feminist Sabotaj: Sistemin meşru müdafaalarına karşı siyasi özsavunma