Ana SayfaKadınMüziğin Don Kişot’u misali bir kadın: Violeta Parra

Müziğin Don Kişot’u misali bir kadın: Violeta Parra

HABER MERKEZİ – Geleneksel müzik ile mücadelenin sözlerini birleştiren ‘Yeni Şarkı’nın öncüsü: Violeta Parra. İlk bestesini 9 yaşında yaptı ve o günden ölümüne dek eksik etmedi hayatından müziği. Ne karanlık hisler ne de diktatörler susturamadı onun sesini. Violeta müzikten heykele, şiirden resime uzanan baştan aşağı sanata kesmiş bir hayatın öznesi.

Violeta Parra, 4 Ekim 1917’de Şili’nin San Carlos eyaletinde terzi bir anne ile müzik öğretmeni bir babanın kızı olarak dünyaya geldi. Babası sayesinde küçük yaşta müzikle tanıştı ve gitar çalmayı öğrendi. Annesinden ise halk şarkılarını ve dans etmeyi…

Henüz 9 yaşındayken ilk bestesini yapmıştı, bestesindeki sözler ise şair ağabeyi Nicanor Parra’nın şiirinden alıntıydı.

Violeta’nın kardeşi Nicanor da onun müzik tutkusunu ve yeteneğini destekleyip teşvik etti.

Violeta’nın okul hayatı maddi ve sağlıkla ilgili zorluklar nedeniyle kısa sürdü. 1929’da babasının ölümünün ardından 1932’de kardeşi Nicanor ile başkent Santiago’ya gitti. 11 yaşında babasını kaybeden Violeta, henüz çocuk yaşlarda kardeşleriyle sirklerde, balo salonlarında ve barlarda şarkı söylemeye başladı.

Violeta ilk gençlik yıllarında İspanyol halk müziği türü olan Tonado türünde şarkılar üretti.

Şili’nin köylerini gezdi, yerel ezgilere sahip çıktı

Violeta, 1937’de yılında Luis Cereceda ile tanışıp evlendi. Bu evlilikten Angel ve Isabella isimli iki çocuğu dünyaya gelen Violeta 1948’de boşandı.

Şili halk müziği ile ilgilenen Violeta, ülkesini dolaşarak topraklarının kültürü ile müziği harmanladı.

İncelikli bir araştırmacı gibi ülkenin köylerini gezerek burada söylenen yüzlerce yerel şarkıyı derledi. Bu ezgileri kayıt altına alarak tarihin sayfasından silinmemeleri için emek harcadı. Beş yüz kadar şarkıyı arşivledi.

Gezdikçe daha çok mırıldanır oldu beyninde besteler.

1949’da Luis Arce ile evlenen Violeta’nın bu evlilikten de Luisa Carmen ve Rosita Clara adında iki kızı oldu.

Müzikten heykele sanat dolu bir ömür

Violeta yalnızca müzikle de ilgilenmedi sanatın pek çok dalıyla haşır neşir oldu. Resim ve heykel yaptı, şiir yazdı, nakış işledi.

Tutkuyla şekillenen hayatında sanata sıkı sıkıya bağlı kaldığı kadar inandığı değerlere, sömürülen sınıfların mücadelesine de sadık kaldı.

Sanatçı Violeta sisteme karşı içinden yükselen itirazları da müziği aracılığı ile dışa vurdu.

Violeta’nın müziği ve sanatı sıklıkla Şili’nin yoksul halkının sosyal ve ekonomik sıkıntılarından sorumlu tuttuğu kilise ve askerlerin yanı sıra Şili toplumunun zengin arazi sahibi seçkinlerine de bir eleştiriydi.

Halk müziği alanında verdiği başarılı ürünler ile dikkat çeken Violeta, Nueva Canción (Yeni Şarkı) hareketinin öncüsü oldu.

Yeni Şarkı hareketinin şarkı sözleri, 1950’lerin ve 1960’ların Latin Amerikasındaki sosyalist ve devrimci ruhu yansıtıyordu. Yeni Şarkı, gitarlar ve geleneksel flütler ile ezgiye bürünüyordu. Bu müzik türü politik ve sosyal bir nitelik taşıyordu.

İlk albüm kaydı Paris’te

Violeta şarkılarında hayat, aşk, sevgi, politika ve sık sık onu ziyaret eden kötü bir arkadaşı haline gelen depresyonunu işledi.

Violeta, 1955 yılında aldığı davet üzerine Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali’nde Polonya’nın başkenti Varşova’ya gitti.

Polonya, Sovyetler Birliği, Almanya ve İtalya’ya giden Violeta, iki sene Paris’te yaşadı ve ilk solo albümü LP Chants et danses du Chili’yi kaydetti.

1956’da Conception Üniversitesi’nde Popüler Sanatlar Müzesi’nde yönetmenlik yaptı.

Louvre’da sergisi bulunan ilk Latin Amerikalı sanatçı

Violeta, Paris’teki Louvre Müzesi’nde kişisel sergisi bulunan ilk Latin Amerikalı sanatçı olarak da bir ilke imza attı. Sanatın diğer alanlarında da başarılı olan Violeta’nın yağlıboya tabloları ve heykelleri 1964’te Louvre’a sergilendi.

1956’da Londra’ya düzenlediği kısa gezisi sırasında Canning House’da bir konser verdi ve ABD etnomüzikologu Alan Lomax tarafından yönetilen bir serinin parçası olarak BBC arşivleri için kayıt yaptı.

Eserlerine And Dağları ile Pasifik Okyanusu arasında kalan bir ülkenin ruhunu nakşetti.

Violeta Şili’ye geri döndüğünde, Concepción’daki Halk Sanatları Ulusal Müzesi’ni kurdu.

1964 yılında, repertuarının çoğuna ilham verecek olan İsviçreli antropolog ve müzikolog Gilbert Favre’le tanıştı, birlikte önemli müzikal başarılara imza attılar.

Halk müziğinin antropoloğu

Halk müziğinin adeta bir antropolğu olan Violeta, sadece kendi ülkesindeki değil Amerika kıtasının farklı noktalarındaki sanatçıları da etkisi altına aldı.

Violeta’nın en tanınmış şarkısı ‘Gracias la Vida’, Latin Amerika’da Mercedes Sosa ve daha sonra ABD’de Joan Baez tarafından popülerleştirildi.

Onun için şöyle diyorlardı: ‘Şili işçi sınıfının müziğini şiirsel kompozisyonla birleştirdi’.

Violeta’nın kırlardan topladığı şarkılar önce kendi ülkesinde ardından da tüm dünyada yankılandı.

Violeta’nın ölümünden altı yıl sonra, Şilili askeri darbe diktatörü Augusto Pinochet iktidara geldi ve Nueva Cancionón hareketi üyesi şarkıcı Victor Jara işkence ile öldürüldü.

Nueva Cancion kayıtları yakıldı, şarkıların radyoda çalınması ​​ve mağazalarda satılması yasaklandı. Hatta geleneksel Ande aletleri dahi yasaklandı. Bu dönem tarihe ‘kültürel durgunluk’ dönemi olarak da geçti.

Müziğin Don Kişot’u

Violeta, halka karşı işkence uygulayıp, onları sömüren iktidara karşı şarkıları ile savaş açtı. Müziğin Don Kişot’u idi belki de. Ve inançla girişilen kavgaların mimarlarını tarih unutmazdı, unutmadı onu da. Diktatörler sadece zulmettikleri dönemlerde seslerini bastırabilirlerdi devrimcilerin. Onların şiarlarını haykırmasını ise asla engelleyemedi, engelleyemiyor.

Aslolan hayattı ve hayat yaşattı Violeta’yı.

Yoldaşları, ardılları dilden dile aktardı şarkılarını.

Violeta, 49 yaşında La Reina’daki çadırında, 5 Şubat 1967’de saat 17:40’da intihar ederek aramızdan ayrıldı.

Ölümünden bir yıl önce besteleyip söylediği ‘Gracias a la vida’nın sözleri onun vedası olarak yorumlandı.