Ana SayfaKitapİvan Denisoviç’in Bir Günü, bizim her günümüz – Elend Aydın

İvan Denisoviç’in Bir Günü, bizim her günümüz – Elend Aydın


Elend Aydın


“Şuhov mutluluk içinde gözlerini yumdu. O gün çok başarılı bir gün geçirmişti. Hücreye kapatılmamış, 104 numaralı iş kolunu sosyalist yaşam sitesine göndermemişler, öğle yemeğinde fazladan bir kap lapa aşırmış, kolbaşıları iş yüzdesi hesabını iyi kapatmış, gündüz çalışma sırasında duvarı büyük bir istekle örmüş, aramada şerit parçasını yakalanmadan kaçırıvermiş, akşamleyin Sezar’dan epey bir şeyler elde etmiş, tütün satın almıştı. Ayrıca hastalığa yenilmemiş, yeniden sağlığına kavuşmuştu. Keyfinin bozulmadığı bir gündü bu.”

Şuhov, “İvan Denisoviç’in Bir Günü” adlı romanın kırık kahramanı. Nazi kampından firar edip, sağ salim yoldaşlarına dönebildiği için ‘Nazi ajanı’ olduğuna kanaat getirilmiş ve ‘suçunu’ kabul etmezse kurşuna dizileceği (binlercesi gibi) belirtilmiş. O da ölmektense ithamı kabul edip toplama kamplarında yıl gibi ağır günleri sırtlamaya başlamış.

Okurken; itaatkârlığın bataklık çamurunun sinsiliğini, kapalı gözlerde bile görebiliyor insan. Yani açık gözlerle okunsa da kapalı gözlerde işbaşındadır. Gün uzadıkça teslimiyetin görünmeyen zincirleri beden ve ruhun her yerinde şakırdar. En önemlisi de İvan Denisoviçinkiler kadar olmasa da mevcut hayatlarımızı oluşturan günlerin de özgür olmadığını görmemek için, gözleri yedi kat kumaşla yedi kez bağlasan da faydasız.

Özgürlüksüz günler tarla fareleri gibi ömrümüzün zamanını kemirmekte, birilerinin kirli ihtirasları doysun, cepleri dolsun diye mevsimsiz ve kanatsız bırakılmaktayız. Ama farkındalık aynasına sahip miyiz? Bilinmez. Herkes sürekli bir koşuşturmacanın içinde; oysa ruh, beden ve hikâye, hep aynı yerde. Serüvenci yolculuklarımız bir kaplumbağanınkinin bile gerisinde. Hiçbir yere götürmeyen hiçbir manaya erdiremeyen bir koşturmaca İvan Denisoviç, hiç değilse İvan Denisoviç’tir, ya biz nerde, hangi toplama kampında, hangi esir hayatın sırtlayanıyız?

Sıkıcı sorular bunlar, biliyorum. Bu yüzden, sabırsızlıkla beklettiğim bu kitabı okurken sıkıldım, sanki bana bahar çiçeklerini vaat etmişti de yarı yolda bırakmıştı. Orada kastedilen ‘o bir günün’ çok farklı olacağını düşünmüş olmalıyım. Ya da Soljenitsin adının bende oluşturduğu zengin çağrışımlardı belki beni tuhaf –diyorum şimdi- beklentilere gark eden… Öyle ya, belleğimiz her adı ve olayı kodlayıp renklendirerek arşivler. Bu nedenle bir isme, bir kitaba, hikaye ya da hayata doğru yol alırken aslında çoktan hazırızdır, onu, o hazırlık, o oluşla okur, anlar ve yeniden ya da gerçek anlamda kaydederiz.

Neyse, belleğimin kayıkları bu gece yarısı sularında yol alırken, geçen bir günümü pek bir şeye benzetemiyorum doğrusu. Hem her şeydi hem hiçbir şey, hem herkes vardı hem ben dahil hiç kimse. Öte yandan, günlerin çokça benzetildikleri tespih taneleri, takvim işaretleri ya da ömür hücreleri olmadığını anlayalı çok oldu. Zira an’lardır ebedi ya da nihilist ve nihilize edici olan. Ama konu İvan Denisoviç olunca ve günler birer ceza odası olunca cümleler güne başlanmadan sonlanmıyor. Ama eğer hala hayır diyebiliyor, itiraz ağaçlarını yeşertebiliyorsak, günlerimiz birilerinin postallarına değil, bize benziyor demektir. Lakin Özgürlük kuşlarıysak, sadece kendi özgürlüğümüz için İvan Şuhov’un özgürlüğü için de yapacağımız şeyler var demektir. Çünkü özgürlük kuşları kafeskırandır, kimseler durduramaz onları. Nice yolculuklar!


“İvan Denisoviç’in Bir Günü” | Aleksandr Soljenitsin, Çeviren: Mehmet Özgül, İletişim Yayınları