Ana SayfaKadın‘Kara saçlarını kesen’ kadınların yoldaşı: Gülten Akın

‘Kara saçlarını kesen’ kadınların yoldaşı: Gülten Akın

HABER MERKEZİ – Kara saçlarını kesmeye cesaret eden kadınların yoldaşı Gülten Akın. Toplumun ve sistemin kadını hapsettiği, özgür düşünceyi susturduğu tüm dönemlere şiirleri ve mücadelesiyle direndi. “Haksızlık nerede olursa olsun / Zulüm nereden gelirse gelsin / Barışla, sevgiyle olmayacaksa / Ey gerçek sesimiz, ey büyük kavga / Yankılan dağdan dağlara” dedi bizlere…


“Çağın en karmaşık yerinde durduk
biri bizi yazsın, kendimiz değilse
kim yazacak
sustukça köreldi
kaba günü yonttuğumuz ince bıçak”


Şair ve hak savunucusu Gülten Akın 23 Ocak 1933’te Yozgat’ta dünyaya geldi.

Kelimelerin ve inceliklerin peşinde olan Gülten’in yolu ailesi ile birlikte 1943 yılında Ankara’ya düştü.

Lise yıllarında şiir yazmaya başlayan Gülten’in ilk şiiri ‘Çin Masalı’, 1951 yılında Son Haber gazetesinde yayımlandı. Bunu Hisar, Varlık, Yeditepe, Türk Dili, Mülkiye gibi dergilerde yayımlanan şiirleri izledi.

Gülten Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nin ardından girdiği Ankara Hukuk Fakültesi’ni 1955’te bitirdi.

‘Kimselerin vakti yok durup ince şeyleri düşünmeye’ diyen Gülten, bunu bilerek ömrünce eşlik etti ince şeyleri anlama derdinde olanlara.

Şiire ikinci yeni akımına yakın bir üslupla başlayan Gülten, sonraları dünya görüşünün de etkisi ile kalemini toplumcu şiire çevirdi. Ama onu sınıflandırmak ne derece doğru bilinmez. Gülten dere yataklarından beslendikleri ile kendi şiir denizini oluşturdu demek yerinde olacaktır.

Şiirinin ilk dönemlerinde işlediği bireysel duyguları ve yalnızlık temasını anlatırken şu ifadeleri kullanıyor:

“Bu yalnızlık, o günlerde sanatçı kişiliğimin bir parçasıydı. Koca bir kalabalığın ortasında bile, kendi içime kaçıp saklandığımı bunu sık sık yaptığımı anımsıyorum”

Gülten şiirlerinde ayrıca halk bilimi ögelerinden de yararlandı. Şiir üzerine yazılarını bir araya getirerek 1983 yılında yayınladığı, “Şiiri Düzde Kuşatmak” kitabında, folklorik ögelere değinme isteğini şöyle anlatıyordu:

“Halkta var olan öz ve biçimi diyalektik olarak yükseltmek, şiiri yükseltirken halkın yaşamının ve yaşam biçimlerinin yükselmesine yardımcı olmak”

Direniş odağında Gülten: İHD ve Halkevleri’nin kurucularından

Derken üniversiteden mezun olur olmaz 1956 yılında Yaşar Cankoçak ile evlendi Gülten ve kaymakam olan eşiyle birlikte ülkenin farklı noktalarına gitti. 5 çocukları oldu.

Yaşamını sürdürdüğü pek çok kentte kah avukatlık kah öğretmenlik yaptı. Eşinin işi sebebiyle Gevaş, Alucra, Gerze, Saray, Maraş, Haymana, Şavşat gibi kentlerde yaşadı.

1958-1972 seneleri arasında yarı göçebe yarı sürgün bir hayat süren Gülten, 72’de Ankara’ya yerleşti.

Hak mücadelesinin de içinde olan Gülten, İnsan Hakları Derneği (İHD), Dil Derneği, Halkevleri (HE) gibi birçok kuruluşun hem kuruculuğunu hem de yöneticiliğini üstlendi.

Gülten şiirin yanı sıra kısa oyunlar ve anlatı türünde eserler de verdi.

Gülten’in ilk şiir kitabı Rüzgar Saati 1956 yılında yayımlandı. Ardındansa yaşamı boyunca Kestim Kara Saçlarımı (1960), Sığda (1964), Kırmızı Karanfil (1971), Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı (1972), Ağıtlar ve Türküler (1976), Seyran Destanı (1979), İlahiler (1983), Sevda Kalıcıdır (1991), Sonra İşte Yaşlandım (1995), Sessiz Arka Bahçeler (1998), Uzak Bir Kıyıda (2003) ve Beni Sorarsan (2013) isimli kitapları okuyucu ile buluştu.

Giresun’un Alucra ilçesinde yaşadığı esnada kadınlara okuma yazma öğretiyordu Gülten gönüllü olarak. Bundan rahatsız olan bir grup, Gülten ve Yaşar çiftinin evine bomba attı. Bomba onlara herhangi bir zarar vermedi lakin sürekli bir tehdit hali yarattı.

Baskılar şiirlerine de yön verdi ‘insan yaşadığı gibi olurmuş’ misali.

Şiirleri önce insanları sonra ülkeleri gezmeye başladı. ‘Kara saçlarını kesen’ Gülten’in şiirleri İngilizce, Almanca, Arapça, Lehçe, İspanyolca, Flamanca, İtalyanca, Bulgarca, Fransızca ve İbranice’ye çevrildi.

Onu tanıyanlar hayatının onda en iz bırakan olaylarından birinin 1980’lerde oğlu Murat Cankoçak’ın tutuklanması olduğunu söylüyor.

Devrimcilerin avukatlarına saldırı ve açlık grevleri

Devrimci bir eyleme katıldığı gerekçesiyle tutuklanan oğlu önce idam ardından da müebbet ile yargılandı. Bu süreçte Gülten hem anne hem avukat hem de bir hak savunucusu olarak oğlunun sürekli yanındaydı. Bir keresinde Mamak Cezaevi’nde kalan oğlunu ve diğer devrimcileri ziyarete gitmişti avukatlarla birlikte. Bu esnada cezaevi içinde aniden organize bir saldırı başladı. Faşistlerin saldırısına uğramıştı devrimcilerin avukatları. Kan revan içinde zorlukla kurtuldular bu saldırıdan.

İçeriyi olabildiğince dışarı taşıdı Gülten. Seslerine ses oldu tutsakların. ‘42 Gün’ adlı kitabında hem Mamak Cezaevi’nde süren açlık grevini hem de darbe sonrası cezaevindeki insanlık dışı ortamı anlattı:

“Analardık. Oğullarımızın kızlarımızın yattığı cezaevinden görüşlerden çıkardık. Dağılırdık eskiden olsaydı. O açlık günlerinde dağılıp gitmeyi düşünmedik. Birlikte kaldık. Yürüdük yollar boyu. Otobüslere doluşup gittik. Görkemli kapılardaki yetkililere ulaşmaya. Dilekçelerde, dilekçelerde, sayısız pullarda umar aradık.”

Yaşamı boyunca ürettiği eserleri ile pek çok ödül alan Gülten’in kırkı aşkın şiiri de bestelendi. Bu bestelerden biri de Sezen Aksu’nun sesinden dökülen ‘Deli Kızın Türküsü’ oldu.

Şöyle diyordu Gülten bu şiirin bir mısrasında: “Bir büyük oyun yaşamak dediğin\ Beni ya sevmeli ya öldürmeli”

Başka bir unutulmaz Gülten Akın bestesi ise Grup Yorum’un seslendirdiği ‘Büyü’.

Gülten’in 17 yaşında idam edilen Erdal Eren için kaleme aldığı şiir, marş oldu kuşak kuşak dillerde:

“Büyü de baban sana
Baskılar işkenceler alacak
Kelepçeler gözaltılar zindanlar alacak
Büyü de
Büyüyüp onyedine geldiğinde
Büyü de baban sana
İdamlar alacak”

Şiirlerinde kadın ve ‘görünmez kız çocukları’ üzerine

Aramızdan ayrılmadan evvel ‘Yaşayan en büyük şair’ ünvanı verilen Gülten’in en önemli öznelerinden biri kadınlardı.

Çocukluktan gençliğe geçtiği dönemde hissetmeye başladı toplumsal cinsiyet eşitsizliğini. Kız çocuğu olmak hele ki bozkırda, başlı başına kapının eşiğinde durmayı gerektiriyordu. Ve buna ilişkin şunları söylüyordu Gülten:

“Artık şarkı yok, imge, düş gerilere ta içlere itilmiş. Evde en az yer kaplayacak biçimde duracaksınız. Görünmez olmanız bile gerekebilir kimi zaman.”

Görünmez olmak zorunda bırakılan kızlar ülkesi.

Her edebi metnin okuyana göre farklı bir tat ve algı yarattığı düşünülür. Belki tam bu noktaya dayandırılabilecek bir değerlendirme ile Gülten’in şiirlerinde üzülmüş, kırılmış, öfkelenmiş ama inatla yürümekten vazgeçmemiş bir kadın belirir gözümde.

Ataerkil dünya yapısında kadının çıkmazlarını, yerini, diyecek sözlerinin izdüşümü.

“Biz susmaya, sakin durmaya, coşkuyu belli etmemeye eğitildik. Özellikle benim yaşımdakiler ve özellikle kadınlar… Aşk dolu, coşkular içinde ufacık kadın ama o aynı zamanda dengeli, tutarlı, kurallı olmaya çalışıyor, çoğu kez de başarıyor. İşte sürekli gerilim.”

‘Kestim Kara Saçlarımı’ şiirinde kadının sıkışmışlığını yalın ve derinden hissettiren bir dille anlatır:

Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön
Yasaktı yasaydı töreydi dön
İçinde dışında yanında değilim
İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi
Bu nasıl yaşamaydı dön

Onlarsız olmazdı, taşımam gerekti, kullanmam gerekti

Tutsak ve kibirli -ne gülünç-
Gözleri gittikçe iri gittikçe çekilmez
İçimde gittikçe bunaltı gittikçe bunaltı
Gittim geldim kara saçlarımı öylece buldum

Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi
Bir şeycik olmadı – Deneyin lütfen –
Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım
Günaydın kaysıyı sallayan yele
Kurtulan dirilen kişiye günaydın

Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi
Bir yaşantı ile karşılayanlara
Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum”

Çünkü kadınların saçlarına yükledikleri anlamlar düşünülenden fazladır kimi zaman. Ve Gülten bunun bilinciyle kelimenin tam manasıyla kız kardeşlerinin elini tuttuğunu hissettirir.

Onun şiirlerinde yıkılan dünyanın yeniden kurulabileceği fısıldanır sanki.

‘Yıldırılmış beyinlere emredildiği bu ortamda şiir bir umuttur’

Gülten de bir açıklamasında şiire bakışını şöyle ifade eder:

“Şiir insanla insan, insanla dünya arasındakini seçerek bir başka düzleme aktarır. Ve yeniden kurar. Bir özel dil olmakla birlikte şiir bir iletişim aracıdır. Nesnel dayanağı olan coşkulu bir söylemdir. Kimi kez doğru giden bir oktur. Yeniden düzenlenmesi gereken yaşama, dünyaya usla karşı çıkıştır. Başkaldırıdır.”

Şiirin ‘insanın derininden insanın derinine bir iletişim aracı’ olduğunu söyleyen Gülten, şöyle devam eder anlatmaya:

“İletişimin bozulduğu, hatta ortadan kalktığı, yalnız iletilerin olduğu, beyaz camlarla ve öteki araçlarla tek yanlı serbest piyasa normlarına göre işleyen bu iletilerin, susturulmuş, yıldırılmış beyinlere emredildiği bu ortamda şiir bir umuttur.”

‘Şiddeti kanıksadınız mı?’

Gülten, iletişim bozukluğunun beraberinde şiddeti getirdiğini belirtir ve bugün de yine sıkça akıllara gelen ‘şiddeti kanıksamanın korkunçluğuna’ vurgu yaparak sorar: “Bu sizi vahşete düşürmüyor mu, kanıksadınız mı? Bu daha kötü.”

Bu sözleri tam da bugünlerde daha bir anlamlı çınlıyor kulaklarda. Şiddet alıştınız mı? ‘İşte şiddet kadar korkunç olan da bu’ diyor sanki Gülten hala bize bir yerlerden.

Bize kucak dolusu şiir ve yoldaşlığını bırakarak 4 Kasım 2015 tarihinde 82 yaşında aramızdan ayrıldı Gülten Akın.

Gülten’in şiirlerine yolculuk eden kadınlar sadece basıp geçtiği topraklar değil çeşitli yerlerde kara saçlarını kesip, şiddetin fütursuzluğunun karşısına dikiliyorlar.