Ana SayfaGüncelSisê Ana…

Sisê Ana…

HABER MERKEZİ – 78 yaşındaki hasta tutuklu Sisê Bingöl için yapılan denetimli serbestlik başvurusu geçtiğimiz günlerde reddedildi. İnfaz Hakimliği, “Sisê Bingöl örgütten ayrılmadı. Tahliye edilemez, cezaevinde kalabilir” dedi. Konuyla ilgili bir yazı kaleme alan Özgürlükçü Demokrasi gazetesi yazarı Özgür Amed, Bingöl’ün, “pişman olmadığını söylemediği” için denetimli serbestlik yasasından yararlanamadığına dikkat çekiyor. “Devlet, 80 yaşına dayanmış bir kadın üzerinden tarihsel bir restleşmeye gidiyor” diyen Amed, şöyle devam ediyor: “Bu tutsaklık şahsında yarılmış bir ahlak, tarifsiz bir gaddarlık, anlatılması zor bir kötülük var.” Özgür Amed’in yazısını paylaşıyoruz.


Özgür Amed


İşlenen bir cinayeti farklı açılardan konu edinen Rashomon filmindeki rahip, bu cinayet için bir yerde şöyle diyor: “Bu canavarca olay, benim insanlığa olan inancımı vebadan ya da savaştan çok daha fazla sarstı.”

Açıkçası şu an insanlığa olan inancımızı sarsacak yüzlerce olayı tek bir seferde sayabiliriz. Öyle çok uzağa da gitmeden, hemen güncel örnekler göstererek. Mesela şu an Tarsus zindanında rehin tutulan Sisê Ana’ya yapılanlar, binlerce canavarlıktan sadece biri!

Ve gerçek manada insanı sarsıyor. Sisê Ana kimdir, niye zindandadır, hangi hastalıklarla boğuşuyor konularına girmeyeceğim. Onun şahsında başka şeyler konuşmak istiyorum.

Geçen hafta hakkında talep edilen denetimli serbestliğe devlet “örgütten ayrılmadığına dair dilekçe vermediği” gerekçesi ile ret cevabı verdi. Yani kâğıtlarda yazmadıkları haliyle “pişman olmadığını söylemediği” için denetimli serbestlik yasasından yararlanamıyor.

İşte tüm kısırdöngü budur! Tüm espri budur. Devlet ve Kürtlük meselesinin en kısa özeti “pişmanlık, teslimiyet” kelimelerinde sıkışmıştır. Nereye gidersek gidelim karşımıza çıkacak en önemli gerçek budur…

Devlet, 80 yaşına dayanmış bir kadın üzerinden tarihsel bir restleşmeye gidiyor. Bu onun kendisine dair biçtiği demir kafeslerin bağımlılığı ile ilgili elbet ama aynı zamanda bizlere de en başta zindanlar olmak üzere, yaşamın tüm alanlarında yeterince şey söylemesi gereken küçük bir örnek.

Zapatalar, 1994’te ilk yayınladıkları bildiride “biz beş yüz yıllık bir savaşın ürünleriyiz” diyorlar. Sisê Ana ve onun şahsında tecelli eden hakikat; beş yüz değil, neredeyse iki bin yıllık bir kavganın sonucu. Bu tutsaklık şahsında yarılmış bir ahlak, tarifsiz bir gaddarlık, anlatılması zor bir kötülük var. Devlet Sisê Ana ile uğraşıyor, çünkü onun hikâyesini biliyor. Kendi faşizmine kucak açanlara, en çok hikâyesini bilmediklerine saldırıyı şart koşarken; hikâyesini bildikleri ile kendisi tüm araçlarıyla özel ilgileniyor. Ananın bir oğlu içeride, iki çocuğu da hakikati aradıkları patikadan geri dönmediler, yıldızlaştılar.

Sisê Ana’nın aklı geride kalan mezara birinin su verip vermemesi, bakımını yapıp yapmamasında iken, devlet neden pişman değilsin diyor. Sahiden Sisê Ana neden pişman değil?

Neden “terör” ile damgalanan koğuşta kalıyorsun diye soruyor hâlâ devlet!

Pişmanım derse onu “affedecek”… Burada af dilemesi gereken kimdir?Açlıktan ölmediği, kendine ihanet etmediği, yaşam boyu reva görülen zorluklar içinde susmadığı ve yine şiir gibi direnenlerin deyimi ile “nefretin ve terk edilişin parçalayıcı yükünü taşıma alçakgönüllülüğünü gösterdiği için” mi pişmanım demeli?

İnsanlık dışı yasalarınıza uymadığı, her şeyi onaylayan bir yandaş olmadığı; ağzı yerine cebini konuşturan bir tüccara dönüşmediği, hafızasında hâlâ size ait belgeler taşıdığı ve onurunu hâlâ koruduğu için mi pişman olması lazım? Tüm bunlardan dolayı mı dilekçe verip “ayrıldım” demesi lazım? İyi de neyden, kimden ayrılıyor? Bunların hepsi sizin adlandırmanız, sizin kavramlarınız, sizin ithamlarınız… Hiçbiri bize uymuyor ki! Hiçbiri bu kadına uymuyor ki…

İnsani değerleri istediği, demokrasiden yana tavır koyduğu, her şeye rağmen adalet ve barışı istediği için mi pişman olmalıdır? Hastalığını, büyük bir karakter küçülmesiyle, pazarlığa çevirerek ufkunuz kadar dar ringlerden, vicdanınız gibi eğilip bükülen kelepçelerden medet umarak mı teslim alacaksınız? Bunun için mi pişmanlık göstermelidir?

Merhameti olmadan güce, ahlakı olmadan kudrete, kavrayışı olmadan kuvvete sahip olanların açtığı karanlıkta yerini almadığı için mi pişman olmalıdır? Sizin anlayışınızda bir alçaklıklar dizisi olarak tanımlanan yaşamın bir parçasını reddettiği için mi ayrıca af dilemelidir? Zindanda ölümü gösterip sıtmaya razı etmenizi deşifre ettiği için mi pişman olmalıdır? Söyleyin niçin pişman olmalıdır Sisê Bingöl… Söyleyin niçin ayrılmalıdır onu kendilerinden çok seven, sayanların ve yoldaşlık edenlerin koğuşundan?

Söyleyin, niçin?

İncil’de bir soru var: “Ne o, kardeşinin gözündeki çöpü görüyorsun da, kendi gözündeki merteği görmüyor musun?” diyor. Kendi gözündeki merteği görmemek iki şey ile alakalı: Biri körlük diğeri saf bir kötülük! Sizde ikisinden de bolca var. Bunu en iyi görenlerden/hissedenlerden biri de şüphesiz Sisê Ana’dır!