Ana SayfaYazarlarElend AydınBelleğimiz neyimiz olur? – Elend Aydın

Belleğimiz neyimiz olur? – Elend Aydın


Elend Aydın


Belleğimiz bizim neyimiz olur? Tünel, mağara ve labirentlerden mi oluşur yoksa ferah evlerden, geniş ovalardan mı? Belleğimiz kim ve nedir aslında? Her şeyin yığılma, akma, dökülme halinde toplaşıp biriktiği bir havuz mu? Peki, kurucu imgeleri nedir belleğimizin, yıkıcı imgeleri neler?

Kürtçede “bîr” hem bellek hem de “kuyu” anlamındadır ve çok isabetlidir doğrusu. Ama “kuyumuz” yıldızlı göklerin, pırıl pırıl güneşlerin, mevsimlerin “yaşadığı”, muhteşem bir devridaimle dans ettiği bir “kuyu” mudur yoksa kirli suların, çürük, çer çöp varlıkların yuvası mıdır? Neyi, ne zaman, nasıl hatırlarız?

İngilizcede “memo” “kısa not”; “memoirs” “anılar”; “memorable” “anılmaya değer”; “memorial” “hatırlatıcı, anıt”; “memorize” “ ezberlemek”; “memory” ise “bellek, zihin, hatıra” anlamına geliyor.

Keza Kürtçede de “bîr”den (bellek) türemiştir ilgili kelimeler: “Bîrdar” “anımsayan”; “bîrdarî” “anıt”; “bibîranîn” “anmak”; bîranîn” “anı”; jibîrkirin” “unutmak”; “jibîrçûyîn” “unutuş”; “jibîrbûyî” “unutulmuş”; “bîrdazi” “ideoloji, belleğin sürdürdüğü, unutmadığı amaç, dava”; “bîrkor” “unutkan”; “bîrzelal, bîronak” “belleği güçlü, aydınlık” anlamına gelir.

“Sokrates’in Phaidros’ta yazıyı yapay, dışsal bir bellek biçimi olarak görüp yenmesi vardır. Bu fikir, tavan çöktüğü sırada yüksek sesle bir şiir okumakta olan antik dönem Yunan şairi Simonides’le başlar. Herkes ezilip öldüğü halde o bir şekilde kaçar. Çöken tavanın ağırlığıyla kurbanların esaretleri tanınmaz hale gelmiş olsa da Simonides bütün konukların tam nerede olduklarını hatırlayabilmektedir. Belleğin yer ve mevki ile ilişkilendirilmesiyle birlikte, bir bellek evi, bellek sarayı veya bellek tiyatrosu fikri doğmuştur. Konuşmanın zamanı loci’nin, topoi’nin mekansal olarak hatırlanmasıyla tam olarak öğrenilebilmektedir. İnsan kendi belleği içinde adeta bir binanın, daha doğrusu bir mağazanın içindeymiş gibi gezinebilecek, oradaki nesneleri inceleyecektir. Bir retorik öğretmeni olarak yetiştirilen aziz Agustinus Tanrı’yı bellekte arayacak kadar ileri gitmiş, ama onun bulunabileceği ‘hiçbir yer’ olmadığını anlamıştır.”

Felsefi metinleriyle tanınan Simon Critchley’in, hem edebi dille yazılmış bir kurmaca hem yer yer otobiyografi, yine felsefi bir risale ve tarihsel bir inceleme olan enfes kitabı “Bellek Tiyatrosu”, elli sayfalık uzunluğuyla en az elli farklı dünyaya işaret ediyor; “Bellek Tiyatrosu”nda yer alan ve almayan dünyalara…

Hatırlama tekniğine (mnemotechnic) yine yapay bellek teknikleri tarihçesine değinirken, bir retorik öğretmeni olan Seneca’nın “2000 ismi kendisine sunulan sırayla ezberden” söyleyebildiğini öğreniyoruz. Keza Simplicus’un Vergilius’u hiçbir kağıda bakmadan sondan başa okuyabiliyormuş.

Bellek Tiyatrosu’nda bilgiler amfinin çeşitli yerlerine düzenli hatta hiyerarşik olarak istifleniyor. Misal; mitoloji alt kat, felsefe ondan sonra vb… Okurken dengbêj’leri de hatırladım; Homeric ezber okuma, kağıt kaleme muhtaç olmama durumlarını… Hatırladım dedim de, hatırlamak nedir esasta? “Hatırlama sanatı sayesinde kendimizi bütünün perspektifinden, bütünlüğün bakış açısından görmeyi öğreniriz Bunu yaparak da sonsuzlaşır, ilahi insanlar oluruz” diyor kitap. Peki, neyi nasıl hatırlarız? Mesela biri “Führer, beni bilmem nereye götür” dediğinde hatırladığımız nedir? Hiç görmediğimiz Stalingrad’ın adı geçince belleğimizin hatırlama bölümünde neler olur? Ya Guernica adı geçtiğinde hatırladığımız sadece Picasso’nun o tablosu mudur? Veya Kobanê adı geçtiğinde belleğimizin hangi mevsiminde çanlar çalar? Ve tabi ki, Afrin dendiğinde belleğimizin eski ve yeni kayıtları neler yapar? Mesela Kawayê Hesinkar (Demirci Kawa) şimdiye dek nasıl yer alıyordu belleğimizde? Ve bu son Newroz’da Newrozsuz Afrin’de heykeli kurşuna dizildiğinde nasıl bir hatırlama devreye girdi ki milyonlarca insan olarak, onlarca farklı mekanda “Hepimiz devrimci Kawa’yız” dedik ve Newrozsuz Afrin’e Newroz olduk?

Bellek bilgedir de, hayatı tavır sahibi kılar, kişilikli bir yürüyüş oluşturur ve o kişilikli yürüyüşle de yeniden ve yeniden oluşur. Bundandır ki egemenler en çok bellekten, bellek sahibi insanlardan ve hayatlardan korkar  ve her anlamda belleksizleştirmek için ellerinden geleni yaparlar. Ama onların bu realitesi belleği daha da güçlendirir.

“Bütün yerküreye, organik veya inorganik geçmişe veya geleceğe ait hayata dair bir bellek izleri kümesi olarak bakılamaz mı? Gece gökyüzüne baktığımızda tek gördüğümüz geçmiştir: ne kadar ileri baksak o kadar gerileri görürüz, geleceği görmek için içe dönmemiz lazım.”

Belleğimizle dostça buluşma denemesi için okumak lazım Bellek Tiyatrosu’nu.