Ana SayfaKitap‘Bilinçdışı’ndan ‘conatus’a: Spinoza Freud’u, Freud Spinoza’yı okusa ne düşünürdü?

‘Bilinçdışı’ndan ‘conatus’a: Spinoza Freud’u, Freud Spinoza’yı okusa ne düşünürdü?

HABER MERKEZİ – Michel Juffé’nin Spinoza ile Freud’u metinleri üzerinden “konuşturduğu” çalışması “Freud – Spinoza Mektuplaşması 1676-1938” Metis Yayınları’ndan çıktı. Kitap, felsefe ve psikanalizle ilgilenen okurlara hitap ediyor.

Fransız filozof Michel Juffé’nin “Freud – Spinoza Mektuplaşması 1676-1938” adlı çalışması Metis Yayınları’ndan çıktı.

Siren İdemen’in Türkçeleştirdiği kitapta yanıt aranan sorular şöyle:

  • Spinoza Freud’u okusaydı hangi kavramları benimser, hangilerini eleştirirdi? “Bilinçdışı”, “ölüm dürtüsü”, “Oidipus kompleksi” ne ifade ederdi ona?
  • Freud neden Spinoza’yı dikkatli okumamış olabilir? Okusaydı “conatus” hakkında ne düşünürdü? Ethica’da ifadesini bulan duygu ve etkilenme teorisine nasıl yaklaşırdı?

Michel Juffé Türkçeye kazandırılan bu çalışmasında aralarında neredeyse iki yüz yıl bulunan, biri öncelikle filozof (ama psikolojinin öncüsü de sayılan bir filozof) öbürü psikanalizin kurucusu olarak görülen iki düşünürün metinlerini birbirileriyle “konuşturuyor”.

Juffé’nin Spinoza ile Freud’u “mektuplaştırdığı” çalışmasının Sunuş bölümünü paylaşıyoruz:

1670 başları; Spinoza’nın Teolojik-Politik İnceleme adlı eseri imzasız olarak yayımlanır. Ve hâkim inançları yerle bir eder. Buna göre, Kitabı Mukaddes’in kaynağı insandır, tasvir edilen mucizeler mecazi hikâyelerden ibarettir, peygamberler akıldan ziyade yüksek itikat ve zengin hayal gücü sahibidir. İyi bir kanun koyucu olan – ve evlatlarının, yani döneminin İbranilerinin gönül teline dokunmayı bilen– Musa hiçbir surette Tevrat’ın yazarı olamaz, Tanrı’nın onunla “yüz yüze” konuşmasıysa bir mecazdır, zira Tanrı insan olmadığı için bir başka insanla konuşamaz. Dini bütün bir Yahudinin gözünde Spinoza bir kâfirdi, hâlâ da öyle görülür, o nedenle de henüz yirmi üç yaşındayken Yahudi cemaatinden kovulur.

Freud hakkındaki bilgilerimiz Spinoza’yı pek bilmediğini, en azından okumamış olduğunu düşündürüyor. Çok nadiren bahseder Spinoza’dan. Leonardo da Vinci’nin Bir Çocukluk Anısı’nda (1910) müphem bir imada bulunur: “Leonardo’nun gelişiminin Spinozacı düşünme biçimine yaklaştığı gibi bir saptamaya kalkışabiliriz.” Ne demek istemiş? Anlamak mümkün değil. Aynı yıl, Martha’yla (eşi) birlikte Lahey’de bulundukları sırada, kızı Mathilde’e ve damadına yazdığı iki mektupta da Spinoza’ya değinir: “Hollanda’da insan kendisini yabancı hissetmiyor, ihtiyaç duyduğumuz her şey var burada. Sizin için de iyi bir sayfiye olacak. Şu âna kadar hayal kırıklığı yaratan bir şey yok. Rembrandt ve Spinoza da çok iyi eşlikçi.”

Ve daha sonra: “Tanıdıklara gelince, bambaşka türlerden üç ahbap edinebildim sadece: ilkbaharda tedaviye gelen doktor, her gün anıtının önünden geçtiğimiz Spinoza ve 1885’in ocak ayında yanından her geçişimde okşadığım Notre-Dame’ın sundurmasındaki bir iblis.”

Bir Yanılsamanın Geleceği’nde (1927), Spinoza’dan “zındıklık yoldaşı” diye bahsettiğini bildiği Heinrich Heine’yi “zındıklık yoldaşlarımızdan biri” diye anarak şu cümlesini alıntılar: “Meleklere ve serçelere bırakıyoruz gökyüzünü.” Sahiplendiği ya da kabul ettiği yakınlığa dair zarif bir ima mı acaba? 1932’de, Spinoza’nın üç yüzüncü doğum yıldönümü dolayısıyla hazırlanan bir kitaba katkıda bulunması istendiğinde kendini yeterli görmediğini söyleyerek bu daveti geri çevirir.

1934’te, öldüğü yıl olan 1939’da İnsan Olarak Musa ve Tektanrılı Din # adıyla yayımlanacak olan kitabını yazdı. Musa hakkında daha önce de Michelangelo’nun Musa’sı’nı (1914) yazmıştı. Ancak bu defa, doğrudan dinin temellerini hedef alıyordu. 1927 sonunda Bir Yanılsamanın Geleceği’ni gönderdiği dostu Romain Rolland’a* bu konuda, 1929’da yayımlanan Uygarlığın Huzursuzluğu’nun onun bazı sorularına bir tür cevap niteliğinde olduğunu yazar. Romain Rolland Freud’u Teolojik-Politik İnceleme’yi okuması, hatta mümkünse orijinal Latincesinden okuması için teşvik eder. Felsefi metin okuma konusundaki –daha önce birkaç defa dile de getirdiği– çekincelerine rağmen, epey tereddütten sonra, Freud bu okumaya girişir. Yine de Musa ve Tektanrıcılık’ta da diğer son dönem yazılarında da bu kitaba ya da Spinoza’ya hiç değinmez, oysa her ikisi de kişileştirilmiş Tanrı’nın olmadığı, bunun doğanın bağrındaki göreli güçsüzlükleri ve endişelerine cevaben insanlar tarafından icat edildiği fikrini paylaşır.

Freud ile Spinoza arasındaki mektuplaşma ikisinin de eserlerine yeni bir ışık tutuyor ve yepyeni gelişmelere, bildiğimiz Spinoza ve Freud’dan daha ötesine götüren fikirlere kapı aralıyor.

On altı mektuptan oluşan yazışma bir yıldan biraz fazla sürüyor. İkisinin de âdeti olmadığı halde mektupların bazıları çok uzun. Bunun da açıklaması çok sınırlı bir zamanları kaldığını bilerek giriştikleri bu tartışmada önlerine koydukları konuların yoğunluğu ve çeşitliliği olsa gerek. Yazışmaya başladıklarında Freud’un iki buçuk yıllık ömrü kalmıştır ve Avrupa’yı kasıp kavuracak fırtınanın gelişini görmektedir. Spinoza’nın ise sadece bir yılı vardır. İkisinin de kazanacak ya da kaybedecek bir şeyi kalmamıştı, büyük bir içtenlikle yazmalarının nedeni de buydu herhalde.