Ana SayfaKadınErkeklere ve sansüre rağmen lezbiyenliği yazıp anlatan bir kadın: Violette Leduc

Erkeklere ve sansüre rağmen lezbiyenliği yazıp anlatan bir kadın: Violette Leduc

HABER MERKEZİ – Tabuları kalemi yardımıyla itina ile yıkan bir kadın yazar Violette. Lezbiyenliği, biseksüelliği, kürtajı, cinselliği sakınmadan yazan Violette’in hayatının dönüm noktalarından biri yazar Simone de Beauvoir ile tanışması olur… Bu hafta Tarihten Kadın Portleri’nde reddedilen olmayı edebiyatla birleştiren ve aslında daha çok hatırlanmayı hakeden Violette Leduc var.


“İffet ve baskı insanları delirtiyor, ben arzu ediyorum”


Violette Leduc 7 Nisan 1907’de Fransa’nın Arras kentinde dünyaya gelir.

Evlilik dışı bir ilişkiden doğan Violette’in çocukluğu ve dahi yetişkinliği annesinin kendisini istemediğini düşünerek geçer. Bu duygu belki de onun hayattan aldığı darbeler sonucu içinde oluşan aşınmanın başlangıcı olur. Babası ise neredeyse hiç ‘ortalıkta’ görünmez.

İçindeki sevgi eksikliğinin tek kapatıcısı anneannesi Fideline’dir. Küçük yaşında onun ölümüyle ruhundaki hasarlardan birini daha alır Violette. Anneannesinin ölümü Violette’in de çocukluğunun sonu olur.

Violette ilk gençlik yıllarında annesinin başka bir erkekle evlenmesi üzerine bir kez daha kendini terk edilmiş hisseder. “İnsanların beni terk etmesini istemiyorum” der Violette ve bunu daha sonra da yaşamında defalarca tekrar etmek zorunda kalır, kâh sözleriyle kâh söze dökemeyip içinde birikenlerle.

Annesinin evlenmesinin ardından yatılı bir okula gönderildir. Burada ilk lezbiyen ilişkisini yaşar, yaşadıkları ileride bir kitap olarak karşımıza çıkacaktır

Bir dönüm noktası: Simone ile karşılaşma

II. Dünya Savaşı yıllarında Violette, aşık olduğu eşcinsel yazar Maurice Sachs ile birlikte yaşarken, Sachs’ın yönlendirmesi -aslında terslemesi, iğnelemesi sonucu- ile yazmaya başlar. Violette bu dönemde geçimini savaş döneminde rağbet gören karaborsacılık yaparak sağlar.

Violette 1945 yılında hayatında dönüm noktalarından biri olan yazar Simone de Beauvoir ile tanışır. Önce bir evde onun kitabını görüp bir kadının böylesi kalın bir kitap yazmasından etkilenir. Sonra Simone’u Paris’teki Cafe Flore’da görür ve ömür boyu sürecek arkadaşlıkları böylece başlar.

Violette’in eline sıkıştırdığı notları okuduktan sonra kaleminden etkilenen Simone, sonrasında onu sürekli yazması için teşvik eder.

Simone, Violette’in yazdıklarını Jean Genet, Albert Camus, Jean Paul Sartre’a da okutur ve onların da desteğini alır.

Violette’in Simone’a ilk etapta duyduğu entelektüel hayranlık kısa süre sonra karşılıksız aşka dönüşür. Bu karşılaşma Violette’in yazarlık anlamındaki en büyük şanslarından biri olurken duygusal anlamda başka bir yıkımın başlangıcıdır.

Reddedilişin yazarı

Simone ile Violette, çok başka hayatların aynı yollarda kesişen ama sonra tekrar kendi yoluna akan iki nehir gibidir. Simone daha çok feminizmin teorik boyutunu, Violette ise yakıcı ve hayatın içinden gelen halini temsil eder sanki.

Simone’un ‘tanıdığım en ilginç kadın’ dediği Violette de kendini ‘ben yaşayan bir varlığım, heykel değil’ diyerek tanımlar kendini bir kitabında.

Violette’in ilk kitabı ‘In The Prison of Her Skin’de (Tenindeki Hapishane) ismiyle yayımlanır. Bu kitap Simone de Beauvoir’ın da desteği ile dönemin ünlü yayınevi Gallimard tarafından basılır. Kitabın ilk çıktığı dönemde fazla ilgi görmemesi Violette’i hayal kırıklığına uğratır.

Ancak Violette yazdıklarını fazla müstehcen bulanlara inat yazmayı sürdürür. ‘Thérèse and Isabella’ kitabında yatılı okulda yaşadığı ilk lezbiyen aşkı kaleme alır. Violette bu kitapta, yaşadığı cinsel ve duygusal birlikteliği tüm yalın ve içtenliğiyle anlatır.

Kitabın bir bölümünde şöyle der:

“Yarı karanlıkta soyundum, günaha değmemiş elimi tenine bastırdım, kendi kokumu içime çektim, kendimi tanıdım, kendimi bıraktım. Sessizliği leğenin dibine yığdım, tuvalet süngerini sıkarken sessizliği sıktım, tenimi silerken tenimin üzerinde sessizliği okşadım.”

Bu ilişkide yaşadıkları ruhundaki aşınmaların sebeplerinden de biridir çünkü sevgisizlik kendini hissettirir yine. Ama yaşadıkları yıllar sonra şehvet, tutku, cinsellik ve hayalleri ustaca yoğurduğu bu eseri ortaya çıkarmasını sağlar.

Tabu yıkıcı bir kadın

Aşınıp artık renklenmez diye düşündüğünüz toprak çiçeklenir birden. Violette’inki tam da böyle bir yolculuktur işte. Aslında birden değil içeride biriken, zamanla solan, sonra tüm renkleriyle başkaldıran gömülü olduğu yerden.

Bu renkleniş de bir kırıklığın ardı sıra gelir tabi onun hayatında.

Cinselliğin, biseksüel ya da eşcinsel olmanın, kürtajın düne nispeten daha rahat konuşulduğu dünyada bu konuları 1950’lerde yüksek sesle dillendirme cesaretini gösterir Violette.

Tabu yıkıcı bir kadın olan Violette, sansüre rağmen yazar, karşı çıkar ve yine yazar.

1950’lerin Fransa’sı için oldukça rahatsız edicidir yazdıkları. ‘Özgürlükçü’ erkek yazarlar için bile öyledir çoğu zaman. Bir kadının eşcinsel cinsel birlikteliği, kürtajı böylesine açık ve sakınmadan yazması sınırları aşmak anlamına geliyordur.

Annesinin kendisini istemediğini hisseden Violette bunu eserlerinde de sıkça işler. Örneğin bir kitabı “Annem hiçbir zaman elimi tutmadı” cümlesi ile açılır. Yine çok ses getiren ve Simone’un önsözü ile çıkan kitabı ‘La batarde’de (Piç) kendisini ‘piç’ gibi hissettiği duygusu üzerinde durur. Bu kitap roman kategorisinde yer almasına rağmen esasen otobiyografi özelliği taşır.

Bir süre Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gören Violette’in yaşam öyküsü bir hayatta kalma sanatı sanki.

“Bir otobiyografi yazmaya başlarsanız, tüm yol boyunca gitmeniz gerekir” diyen Violette, usta bir işçi gibi işler yaşamını edebiyatla.

“İffet ve baskı insanları delirtiyor, ben arzu ediyorum” der Violette. Defalarca yalpalasa ve düşse de hep arzusunun peşinden koşar.

28 Mayıs 1972 tarihinde 65 yaşındayken Faucon’da hayatını kaybeder.

Violette “Benim durumum eşsiz değil” diyordu. Belki de öyle, ama biricik ve sahici… Öyle ki onunla birlikte benzer çizgiye sahip olarak sayabileceğimiz kadınlardan da farklı Violette. Çünkü yalnızlık ve kendini ‘istenmeyen’ olarak hissetmenin bu kadar açık anlatılması nadir görülen bir cesurluktur.


Kaynak: ‘Violette’ filmi – Martin Provost
asymptotejournal