Ana SayfaBilim ve TeknolojiKapitalizmin psikopatolojisi (I) – Mary Metzger

Kapitalizmin psikopatolojisi (I) – Mary Metzger

HABER MERKEZİ – Mary Metzger, “Kapitalizmin Psikopatolojisi” isimli yazı dizisinin 1. bölümünün birinci kısmında, kapitalist üretim biçiminin temelinde yatan “Ben” veya bireysel benlik olarak belirtilen dışlayıcı bir-i sanrısına değiniyor, bu kavramı Yunan mitolojisindeki kutupsal karşıtlar üzerinden değerlendiriyor.


Mary Metzger

Çeviri: Tolga Er


Kapitalizmin psikopatolojisi, kapsayıcı “bir-i”nden ziyade dışlayıcı “Bir-i”nin var olduğuna dair sanrıdan ortaya çıkar. Söz konusu sanrı, hem kapitalizmin tarihsel gelişiminin bir ürünü hem de çağdaş fiziğin bize gösterdiği üzere gerçeklik yapısı ile bu gerçeğin gözlemcisi olarak bizlerin içkin ilişkisinin doğal bir sonucudur. Lakin, hem tarihin ürünü hem de şeylerin doğal düzeninin bir parçası olmasına rağmen dışlayıcı bir-i’nin varlığı, yine de kapsayıcı “Bir-i” olan dünyanın yapısal hakikatini karartan bir sanrıdır. Kapitalist psikopatolojinin fenomenolojisi, bu nedenle bizi gerçeklikten uzaklaştırarak deliliğe götüren derin sanrının bir sonucudur.

Dışlayıcı bir-i sanrısı, ki bu “Ben” veya bireysel benlik olarak belirtilmiştir, kapitalist üretim biçiminin temeli ve dolayısıyla onu yansıtan ve sürdüren ideolojidir. Buna karşın, sınırlı materyal varoluşa rağmen bireysel “Ben”, anlık varoluşunun ötesindeki hiçbir şey veya kişiyle tanımlayıcı zamansal veya mekansal ilişkilerinin olmadığı salt soyutlama durumuna getirilmiştir. Bu, ne evrim veya tarihin bir ürünü ne de karşılıklı tanımlayıcı ve belirleyici ilişkiler yumağı olarak kavranmaz, yalnızca sonsuz ve aynı anda her yerde var olan dışlayıcı bir-i olarak kavranır. Bu soyut, dışlayıcı bireysel benliğe belli “haklar” verilmiştir. Bunlardan en yüceltileni özel mülkiyet hakkıdır. Ne de olsa özel kişi olmasaydı özel mülkiyet de olamazdı.

Bu soyut, dışlayıcı bireysel varlık dünyanın hakikati olarak savunulur ve Yaratıcı’nın kendisi tarafından varlık kazandırılan sonsuz ve doğal düzenin somut örneği olarak ”kutsanmış”tır. Feodal ideolojinin merkezinde “Kralların Kutsal Hakları” vardıysa, kapitalist ideolojinin merkezindeyse “Bireyin Kutsal Hakları” vardır. Bu, Kapitalist Devlet tarafından benimsenen “seküler” dindir. Böylelikle “kilise ve devlet”in çokça dillendirilen ayrılması, ki bir taraftan başka bir sanrıyken, diğer bir taraftan diğer dinlerin Kapitalist Kilise dogmasına meydan okumasına engel olma yoludur.

Uzun zaman önce ve çok uzaklarda, merhum H. Mark Roelofs’un öğretim asistanı olma şansına erişmişken, onun üniversite öğrencilerine siyaset teorisini öğretişini izlerdim. Odanın ön tarafındaki kürsüde dururken uzun, ince bedenini kürsüden olabildiğince uzaklaştırarak öne eğilir, kollarını öğrencilerinin kafasının üstüne kaldırır, parmağıyla göğü işaret eder, onlara yukarıdan bakar ve şöyle derdi: “Kadimlerin birey kavramı yoktu.”

Yunanların, sosyal ilişkilerin bütünlüğünden ayrı var olan dışlayıcı bir-i olarak birey kavramı yoktu. Onların dini, sosyal, siyasi ve bilimsel düşüncesinde böyle bir kavrama yönelik bir ima bile belirlenmesi güçtü. Aksine, tüm Yunan düşününün kapsayıcı “Bir-i” kavramından ilerlediğini söylemek abartı olmayacaktır. Yunan yaradılış miti, Genesis’in tersine dünyayı yedi günde yaratan bir Tanrı ile değil de Kaos adı verilen ayrıştırılmamış, karanlık, türbülanslı bütünlük düşüncesiyle başlar. Kaos’tan kendileri çift kutupsal karşıtlara evrilen farklılıklar doğar. İlk ortaya çıkan Erebus’tur, bir birey değil, ölümün ve Gece’nin yerleştiği karanlık bir yerdir. Erebus Gece ile yatar, kendilerinin kutupsal karşıtlarını dünyaya getirir: Gök ışıltısı Aether ve Gün. Gece kendi başına paralel boyutları da yeniden yaratır: Felaket, Kader, Ölüm, Uyku, Düş ve insanlığa dadanan karanlıkta yaşayan diğer her şey. Gaea’nin, yani toprak ananın var olmaya başlaması Erebus ve Gece’nin çiftleşmesi sonucu kutupsal karşıtların mantıksal konumlanması ve Gece’nin kendisi tarafından üretilen farklılıklar birliklerinin sonrasında yaşanır.

Gaea’nın kendisi kutupsal karşıtı olan Uranus’u, yani gökyüzünü yaratır ve oğlu olan Uranus sonrasında kocası olur. Kutupsal karşıt varlıklara yol açan bu kutupsal karşıtların birlikteliğidir: Altı canavar ve on iki Titan doğar. Böylelikle görebildiğimiz üzere Yunan yaradılış mitinde hiçbir şey ayrı ve bir başına ortaya çıkmaz, yalnızca birleşerek, mantıksal olarak gerekli çift kutupsal karşıtlar ve birlikteliklerle ortaya çıkar. Yaradılıştan sorumlu olan tek bir birey yoktur, yaradılış daha ziyade Kaos’un meydana getirdiği birleşik düzenin mantıksal gerekliliğince ve vesileyle oluşur.

Yunan teolojisi daha sonra oğlun ayaklanıp babasının yerini almasıyla evrimci ve devrimci gelişme ile devam eder, Kronos babası Uranus’u devirir ve karşılığında oğlu Zeus tarafından yeri alınır. Devrimin sonuna gelinmesi ve bireysel “Bir-i” düşüncesinin ilk kez varoluşu Zeus’la başlar. Ancak o, kelimenin liberal demokratik anlamındaki haliyle bireysel bir-i değildir, o, daha çok ilişkili olduğu diğerlerini yöneten Bir-i’dir; aile reisidir.

Bireysellik fikrinin Yunanların ilkel Pagan zihninde yeri olmadığı gibi Sokrates öncesi ilk Felsefeci Bilim İnsanlarının rasyonel akıllarında da yeri yoktur. Onlar bakışlarını Olimpos Dağı’ndan materyal dünyaya çevirmiştir, ancak Yunan mitolojisinin önermesini kabul etmiştir: Her şeyin türetildiği, içinden veya aracılığıyla tanımlandığı Bir vardır. Thales’ten Anaksimandros ve Herakleitos’a uzanan süre boyunca asıl soru materyal şeylerin tamamının tezahür ettiği materyal Bir-i’nin ne olduğu veya dünyayı bütünleştiren elementin ne olduğudur. Sokrates öncesi ilk isim olan Thales için su arkhe* veya “tüm şeylerin ilkesi haline gelen” temel ilkeydi.

Böylelikle gördüğümüz üzere dışlayıcı bir-i düşüncesi Yunan aklına tamamıyla yabancıdır. O yüzden bunun zamansız, doğal ve değişmeyen bir kavram olmadığı, daha ziyade zamana özgü bir tarih ürünü olduğu sonucuna varırız.


*Mary Metzger, Moskova’da on yıldır yaşamakta olan 72 yaşında emekli öğretmendir. S.U.N.Y. Old Westerbury’de Barbara Eherenreich’ın ve Deidre English’in öğrencisi olarak Kadın Çalışmaları okumuştur. Lisansüstü çalışmalarını ise New York Üniversitesi’nde Bertell Ollman’ın öğrencisi olarak Marx, Hegel ve Diyalektik’i okuyarak yapmıştır. Daha sonra Kean Üniversitesi, Rutgers Üniversitesi, N.Y.U ve son olarak Moskova Fizik ve Teknolojisi Enstitüsü’nde Bilim Felsefesi öğretmiştir. İlgil alanları doğanın diyalektiğidir ve şu an diyalektik tarihi üzerine çalışmaktadır.
** Arkhe, Yunancada başlangıç, ilk anlamına gelir. Sokrates öncesi Yunan felsefesinden beri felsefi terim olarak ilke, temel, ana madde, başlangıç maddesi manasında kullanılmaktadır. (ç.n.)

Kaynak: Counter Currents