Ana SayfaManşetWelat’ın öyküsü: “Kürtçe’nin kanıtı” diye çantalarda taşındı, onlarca kez kapandı, şimdi matbaasız

Welat’ın öyküsü: “Kürtçe’nin kanıtı” diye çantalarda taşındı, onlarca kez kapandı, şimdi matbaasız

  • “Biz gazeteyi sadece bir gazete olarak görmüyoruz. Anadilinde eğitim göremeyen bir toplum için aynı zamanda bir okul görevini yerine getiriyor bu gazete… Azadîya Welat aynı zamanda Kürtçe yazan bir çok yazar yetiştirdi. Şu anda roman yazan, hikaye yazan ya da şiir yazan birçok kişi Kürtçe’yi Azadiya Welat ile öğrendi. Yani bu anlamda bir okul görevi gördü.”

  • “1990’lı yıllarda Dışişleri Bakanlığı bürokratları Avrupa’ya gittiklerinde çantalarında Azadîya Welat Gazetesi’ni taşırlardı. Türkiye’de Kürtçe yayın yapıldığını, Kürtçe’nin üzerinde baskı olmadığını böyle anlatırlardı.”

Welat Editörü Çetin Altun


Nurhak Yılmaz


“Azadîya Welat”, vatanın özgürlüğü demek. Ya da özgür vatan. Kürtçe yayınlanan bir gazetenin ismi. Gazete Karınca okurları iyi bilir ama yine de belirteyim, bugün “Welat” adı ile aynı basın geleneğinin devamcısı olan gazete, hiçbir matbaa basmayı kabul etmedi diye geçen hafta son sayısını fotokopi ile çoğaltarak okuruna ulaştırdı.

Azadîya Welat önce haftalık başladı 1992 yılında. Sonra günlük olarak çıktı. Kapatıldı. Açıldı. Tekrar kapandı. İsimler değiştirdi. Tam 26 yıl böyle geçti. “Azadî”, yani isimdeki özgürlük şiarı hep orada kaldı. Türkiye’de çıkan tek Kürtçe gazete olmanın yükünü, derdini, kederini her iki omuz başında taşımadığı bir tek gün olmadı.

Dile kolay, eğitimi yapılmayan bir dili beyaz kağıda düşürmekti niyeti. Kendi “okur-yazarını” yaratmaktan başka yoktu çaresi. Bu sebeple hem gazeteyi çıkaran, hem onu alıp okumaya çalışan, dilin kağıttaki izdüşümü ile ağır sınavlardan geçti. Öyle zamanlar oldu ki, gazetede yazılanı “anlamıyoruz” dedi okuru. Tirajı hiçbir zaman on binleri bulmadı. Düşük tiraj sadece gazeteyi ekonomik olarak vursa amenna. “Az okunuyor olması” gün geldi, “Kürtçe’nin aslında çok tercih edilir bir dil olmadığına” delalet sayıldı. Emektar, aza kanaat eden, ağır başlı insanlardı gazeteyi çıkaranlar.

Ama evet, “bilinmeyen bir dille” girilen karanlık ve upuzun tünelden çıkıldığında gazetenin ardından yürüyen ve Kürtçe yazıp çizen yazarlar, şairler vardı. Kürtçe köşe yazıları yazılıyordu. Anadili ile “derdi” olan öğrenciler, kadınlar, erkekler toplanmıştı çevresinde. On binleri bile bulmayan tirajı ile bu “küçük” gazete bir “okula” dönüştü. Hatta gün oldu Dışişleri Bakanlığı bürokratlarının çantalarında, “Türkiye’de Kürtçe baskı altında değil”i anlatmak için sınırlar aştı.

Sözü gazetenin 12 yıllık emektarı, Editör Çetin Altun’a bırakırken tekrarlayayım; bu gazete geçen hafta matbaalar basmayı kabul etmedi diye yazılı yayın hayatına son vermek zorunda kaldı. Ve ekleyeyim, bazı meslektaşlar bu habere, “matbaa bulamadığı için fotokopi ile çıktı” başlığını attı…

Gazetenin 26 yıllık geçmişini göz önünde bulundurduğunda Kürtçe dilinde gazetecilik yapmak nasıl bir şeydi?

Kürtçe sürekli baskılarla karşılaşan bir dil. Yasaklı bir dil. Bu dilde yayın yapmak, daha doğrusu yasaklı bir dilde yazıp çizmek daha zordur.

Her şeyden önce dili bilmek, anlamak gerekiyor. Gazeteciler bu söyleyeceğimi iyi anlar, habercilik başlı başına dile hakimiyet ister. O dilde yetkin olman lazım ki haberi en net ve anlaşılır şekilde yazabilesin. Fakat haberi yazan kişi olarak sen bile konuştuğun ama hiç yazmadığın bir dilde gazetecilik yapmaya çalışıyorsun.

Örneğin haber kaynakların genelde Türkçe konuşuyor. Sen röportajı Türkçe yapıyorsun, sonra onu Kürtçe’ye çeviriyorsun. Haber kaynağı mesajını Türkçe vermiş ama sen onu anlayabildiğin kadar sadeleştirerek Kürtçe’ye çevirmek zorundasın. Kürtçe konuşan haber kaynaklarımız yok mu? Var tabi. Kaynağın Kürtçe konuştuğu haberler, Kürtçe yazan gazetecilerin en büyük hazzı aldıkları haberler. Çünkü haberi okura olduğu gibi ulaştırıyorsun.

Ayrıca okurun da Kürtçe eğitimi yok. Öyle yazmalıyız ki her kelime anlaşılmalı. “Okur yazdıklarımızı anlıyor mu?” sorusu yıllardır en çok sorduğumuz sorudur. Okurlardan, “Gazetenin dilini anlamıyoruz” şikayetini çok aldık. Ve bu şikayeti çok haklı bulduk her zaman. Çünkü bu dilde eğitim görmemiş ve bir gün karşısına Kürtçe bir gazete çıkıyor.

Bu, Kürtçe’ye özgü bir durum değil tabi. Mesela şu an Türkçe dilinde eğitim olmasa ve Orta Anadolu’nun herhangi bir köyünden bir kişiye Türkçe gazete versen muhtemelen sana der “burada ne yazıyor.”

Dediğim gibi, yasaklı bir dilin gazeteciliğini yapmak çok daha zordur. Baskılar, fiziki saldırılar, tutuklamalardan zaten bahsetmiyorum.

1992’den 2018’e kadar tüm zorluklara rağmen devam etmiş bir gazeteden söz ediyoruz. Nedir bu ısrarın sebebi?

Sürekli söylediğimiz bir söz var; biz gazeteyi sadece bir gazete olarak görmüyoruz. Anadilinde eğitim göremeyen bir toplum için aynı zamanda bir okul görevini yerine getiriyor bu gazete. Yıllarca aynı zamanda asimilasyona karşı da mücadele etmeye çalıştık. Şimdiye kadar Azadîya Welat Gazetesi ile Kürtçe öğrenen birçok insan tanıyoruz. Ben de onlardan biriyim. Gazete ile birlikte Kürtçemi geliştirdim. Azadiya Welat aynı zamanda Kürtçe yazan bir çok yazar yetiştirdi. Şu anda roman yazan, hikaye yazan ya da şiir yazan birçok kişi Kürtçe’yi Azadiya Welat ile öğrendi. Yani bu anlamda bir okul görevi gördü. Fakat bu belli bir kesimle, belli bir okuyucu kitlesi ile sınırlı kaldı.

Neden?

Bunun en büyük nedeni dili bilmemektir. Dil eğitiminin olmamasından kaynaklıdır.

Azadîya Welat’ı en çok kimler okudu. Mesela en yüksek tirajı nerelerde yakaladınız?

Şimdiye kadar gazetenin en çok okunduğu yerler Cizre, Silopi, Nusaybin ve Yüksekova’dır. Oralar kadar olmasa da Kızıltepe ve Diyarbakır’da da okunuyor. Bir dönem, gazete merkezinin İstanbul’da olduğu ve haftalık çıktığı yıllarda İstanbul’da da çok iyi okunma oranına ulaşmıştı.

2000’li yılların ortalarında özellikle yerel yönetimlerin çalışmaları ile birlikte Kürtçe kreşler, okullar, yayınevleri açıldı. Kürtçe edebiyata ilgi arttı. Azadîya Welat o dönemden nasıl etkilendi?

Okur kitlemiz genelde sabitti. Bazı zamanlarda 10 bini buldu ancak genelde 6 binlerde kaldı. Kemikleşmiş bir okur kitlemiz var.

Fakat Kürtçe açısından o dönemi değerlendirirsek, Kürtçe okuma yazma ya da yayın önündeki engeller kaldırılınca Türkiye’de hiç ummadığımız yayınevleri bile Kürtçe kitaplar bastı. Bu dilin de pazarının oluşmaya başladığı bir dönemdi.

Fakat biz o dönem Kürtçe’nin araçsallaştırılmaya çalışıldığını düşünüyorduk.  Çünkü Kürtçe ile ilgili atılan adımları okuyabiliyorduk. Ve aslında bugünü tahmin edebiliyorduk. Mesela TRT6 örneği var. Yine Anadolu Ajansı Kürtçe servis açtı.

TRT6 açıldığı dönem, Kürtler cephesinde de çok tartışıldı. Birbirinden farklı yaklaşımlar vardı 

“Kürtçe yayıncılık olsun da kim yaparsa yapsın” diyenler vardı  “Bu da bir yayındır, olabilir. Niye Kürtçe’ye engel olsun ki? Hatta Kürtçe’nin gelişimine katkısı olabilir” diyenler de oldu.

Ancak bana göre esas mesele içeriktir. TRT6 veya Anadolu Ajansı’nın Kürtçe servisi ile birlikte bana göre değişen tek şey, yalan haberlerin bir de Kürtçe dilinde servis edilmesi oldu. Ve o şekilde kullanılan Kürtçe’ye ilgi de olmadı. Bir de hem Kürtçe yayın yapıyorsun, diğer taraftan o dilde şarkı söyleyeni cezaevine koyuyorsun, ıslık çalanı bile gözaltına alıyorsun.

Mesela Ermenistan Devleti’nin açtığı Erivan Radyosu örneği de var. Yıllarca günde sadece bir saat yaptığı Kürtçe yayının Kürtçe’ye  kazandırdıklarına bakalım. O bir saatlik yayın Kürt dili ve kültürü açısından büyük bir miras ortaya çıkardı. Üstelik Ermenistan’da yaşayan Kürt nüfus çok büyük bir rakama tekabül etmiyor. Elegez Dağı çevresinde 13 Kürt köyü var. Belki Erivan merkezinde biraz Kürt var.

Yine Rusya’daki üniversitelerde açılan Kürtçe kürsülerden çok değerli Kürt aydınlar, entellektüeller yetişti. O aydınlar önemli akademik çalışmalara imza attı.

Türkiye’deki üniversitelerde de Kürtçe kürsüler açıldı…

Evet, Türkiye’deki üniversitelerde de Kürtçe kürsüler açıldı. Ama ortaya çıkan ne? Mesela Kürtçe’ye katkı sunacak bir ürün var mı ortada? Dediğim gibi Kürtçe’nin araçsallaştırılmasına dair birçok örnek yaşandı. Günlük siyasetin, ya da bir dönem seçim malzemesi yapıldı. Kürtçe Kuran’ın miting alanlarında gösterilmesi çok çarpıcıdır.

Hatırlarsan 1990’lı yıllarda Dışişleri Bakanlığı bürokratları Avrupa’ya gittiklerinde çantalarında Azadîya Welat Gazetesi’ni taşırlardı. Türkiye’de Kürtçe yayın yapıldığını, Kürtçe’nin üzerinde baskı olmadığını böyle anlatırlardı. Abdullah Gül cumhurbaşkanı iken Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada, “Kürtçe ülkemizde yasak değil. Kürtçe çıkan gazeteler var” demişti. Demek Azadîya Welat böyle bir gazeteydi. Küçük ama etkisi büyüktü.

Avrupa’dan, dünyanın öbür tarafından bakıldığında evet Türkiye’de Kürtçe gazete çıkıyordu. Ancak o gazetenin tirajını düşürmek için neler yapıldığı, matbaa bulmakta ne kadar zorlandığı, şehirlere nasıl giremediğini kimse bilmiyordu.

Gazetenin aynı zamanda Kürtçe’nin öğrenildiği “bir okul” olduğunu söylüyorsun. Kimler geçti “bu okuldan” Daha doğrusu gazetenin çalışan profili nasıldı?

Çalışanlar özellikle Kürtçe’ye katkı sunma kaygısı taşıyanlardı. Kürtçe ile ilgili hassasiyet taşıyan, dilini geliştirmek isteyen, bu konuda araşları olan kişiler çalışta Azadîya Welat’ta. Bunun zorluklarını da yaşadılar. Ben de bu zorlukları yaşayanlardan biriyim. Konuşma dili olarak bildiğim ama okuma-yazma dili olarak bilmediğim bir dilde habercilik yapmaya çalıştım. Zorluklarını birebir yaşadım, hakikaten basite alınacak bir şey değil.


Matbaa bulamayınca fotokopi ile çıkan Welat’ın ikinci sayfası

Gelelim en sıcak konuya. Türkiye’de 26 yıldır yayın yapan bir gazete matbaa bulamadı. Nasıl oldu bu?

28 Mart sabahı gazeteye geldik. Bir gece önceden Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi ve bizim gazeteyi bastığımız Gün Matbaası’na da kayyum atanmıştı. Ancak biz Gün Matbaası’nın yanı sıra Adana’da bulunan başka bir matbaa ile de çalışıyorduk. Daha doğrusu Gün Matbaası’nda bastığımız gazeteleri İstanbul ve çevresine, Adana’da bastığımız gazeteleri de bölgeye dağıtıyoruz. Bu sebeple “gazeteyi basamayacaz” kaygısı yaşamadık. Adana ile devam ederiz diye düşündük. Günlük rutin çalışmamızı sürdürdük. Saat 17:00 civarı artık sayfaları baskıya göndermeye başladık ve Adana’daki matbaanın sahibi aradı. “Sizin gazeteyi basmayacam” dedi. “Neden” sorusuna yanıtı, “Bu beni aşar, basamam ben bu gazeteyi” oldu.

Adana’daki matbaa ile 25 yıldır çalışıyorduk. Matbaa sahibi ile birçok kez yüz yüze de görüşmüştük. Aramızda her zaman saygılı bir diyalog olmuştur. Yıllar önce eşinin altınları da dahil, varını yoğunu satarak bu matbaayı satın almış. Her şeyini buraya yatırmış. Bir sohbetimizde bana şunları anlatmıştı;

“Ekonomik olarak çok zorlandığım, en zor dönemlerimde siz gazeteyi burada basmaya devam ettiniz. Sizinkiler beni hiç yalnız bırakmadı. Çoğu zaman bizden kaynaklı sorunları görmezden geldiniz. Bize büyüklük yaptınız. Çoğu zaman öyle hatalar yapıyorduk ki, kıyameti koparmanız gerekirken bunu sorun etmediniz. Sizin iyiliğinizi hiçbir zaman unutmayacam.”

Velhasıl o gün telefonla tüm ikna çabalarımız sonuç vermeyince, gazetenin Adana temsilcisini gönderdik yüz yüze görüşsün diye. “Git durumu ona anlat. Ona de ki, ‘bizim 25 yıllık bir hukukumuz var? En zor dönemlerinde yanında olduk, ama şu anda biz zordayız sen bizi ortada bırakıyorsun” dedik. Matbaaya giden arkadaşımız matbaa sahibini yerinde bulamadı. Matbaa sorumlularıyla görüştü. “En azından bugün gazeteyi basın, bakın biz bugünkü gazeteyi hazırlamışız” dedi. Zarzor ikna oldular ve o gün gazete basıldı.

Peki, sonraki gün?

Gazetenin Adana’da baskısının yapıldığı günün akşamı biz hemen İstanbul ve başka şehirlerde matbaa arayışına girdik. Kayyum atanan Gün Matbaası’nda malzeme sayımı yapılıyordu. Aklımıza oraya sormak geldi ancak sayım nedeniyle muhatap bulamayacağımızı düşündük. İstanbul’daki başka matbaalarla görüştük. Gazeteyi basmayı kabul etmediler.

Diyarbakır’dan da görüştüğümüz matbaalar oldu. “Yardım etmek isteriz fakat teknik koşullarımız elvermiyor. Cihazlarımız yetmiyor” diyenler de oldu. “Teknik imkanlarımız ancak günlük 500 gazete basmaya elveriyor” diyen de oldu. Ama kaygılarını da ilettiler.

Fotokopi nasıl gündeme geldi?

Bir sonraki gün bir taraftan matbaa arayışlarımız sürerken, diğer taraftan gazeteyi hazırlamayı sürdürdük. Günlük rutin çalışmamızı yaptık. Saat 14:00 olduğunda “artık matbaa bulamayız” dedik.

Okurlarla zaman zaman sohbet ederdim. “25 yıldır gazeteye aboneyim. Her gün alırım. Arşivliyorum” diyen o kadar çok okurumuz var ki. Düşünsenize, böyle bir okura ertesi gün gazete ulaştıramıyorsunuz. Okura ulaşmak bizim için vazgeçilmez bir reflekstir. Tartıştık ne yapabiliriz, ne edebiliriz diye. Her yeri aradık, matbaalar gazetemizi basmayı kabul etmiyor. Bunun üzerine gazeteyi fotokopi yoluyla basıp dağıtma kararı aldık.

Bu kararın ardından yazı işleri her zamanki gibi manşet toplantısı yaptı. Toplantıda bu durumu manşet yapmayı önerdi herkes. Ve “Dilimizden Korkuyorlar” manşeti ile çıkma kararı aldık. O gün hazırladığımız gazetede tek değiştirdiğimiz kısım manşetti. Geri kalan sayfalar tümüyle o gün ülkede olup biten gelişmelerle ilgili haberlerdi. Gazeteyi tamamladık, e-mail yoluyla çeşitli şehirlerdeki arkadaşlarımıza gönderdik. Onlar alıp fotokopi ile çoğalttılar. 8 sayfayı zımbalayıp gazeteye dönüştürdüler ve dağıttılar.

Welat Gazetesi Editörü Çetin Altun

Okur nasıl karşıladı fotokopi gazeteyi?

Bazı okurlarımız bu nüshayı saklayacaklarını söyledi. Çünkü onlar da bunun tarihi bir an olduğunu biliyorlar. Bunun farkındalar. “Ne olursa olsun, nereden yayın yaparsanız yapın sizi her türlü takip edeceğiz” diyenler de oldu.

Peki, şimdi ne olacak? Azadîya Welat Gazetesi yayın hayatı sona mı ermiş oldu? 

Gazete yayın hayatına devam ediyor. Sonlandırmadık. Dijital ortamda e-gazete olarak yayınımızı sürdürme kararı aldık. Hazırlıklarına başladık. Tabi bu karar, gazetemiz bir daha basılı olarak yayınlanmayacak anlamına da gelmiyor. Bunu biz tercih etmedik, koşullar buna yol açtı. Kısa sürede hazırlıklarımızı tamamlayacağız. Bundan sonra Azadîya Welat Gazetesi’ni okumak isteyen ama saydığımız tüm bu sebeplerden dolayı gazeteye ulaşamayan herkes, internet ortamından gazetemizi okuyabilir. Japonya’dan Amerika’ya, Avrupa’dan dünyanın başka bir bölgesine kadar, Kürtçe okuyan herkese artık gazetemizi ulaştıracağız. Azadîya Welat artık dünyaya açılıyor.