Ana Sayfa1 Film 1 YönetmenYönetmen Theo Angelopoulos ile “Sonsuzluk ve Bir Gün” üzerine

Yönetmen Theo Angelopoulos ile “Sonsuzluk ve Bir Gün” üzerine

HABER MERKEZİ – Yönetmen Theodoros Angelopoulos, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan “Sonsuzluk ve Bir Gün” filmiyle mülteci bir çocukla tanışarak içsel bir yolculuğa çıkan bir şair üzerinden ölüm ve yaşam arasındaki sınırı tartışmaya açar. Filmin tamamının şimdi ve geçmişte devam eden bir yolculuk olduğunu belirten Angelopoulos, zamanın kendisi için “kumsalda taşlarla oynayan bir çocuktur” diyor.


Çeviri-Derleme: Tolga Er


Yönetmen Theodoros Angelopoulos’un en sevdiği alıntıdır Yunan şair George Seferis’in kaleminden çıkan “Başlangıçta yolculuk vardı” sözü. Yönetmen, Sonsuzluk ve Bir Gün filmiyle sonda da yolculuk olduğunu söyler bizlere.

Sonsuzluk ve Bir Gün, ölmek üzere olan bir şairin mülteci bir Arnavut çocuğun sorunlarına kendini dahil ederek ölüm hazırlıklarını erteleyişini konu eder. İronik bir biçimde günümüz Avrupa’sının acı gerçekleri ve çocukla kendisi arasında giderek büyüyen dostluk şairin kendi içsel sürgününü daha iyi anlamasına yol açar.

Dünyadaki son gününde anılar ve hülyalar arasında gidip gelirken, şair Alexander şöyle sorar: “Neden anne, neden hiçbir şey beklendiği gibi olmadı? Neden? Neden çürüyüp gider insan sessizce, acıyla, ihtiras arasında parçalanarak? Ben neden hayatı sürgündeymiş gibi geçirdim? Söyle bana anne, insan neden bilmez nasıl seveceğini?”

Angelopoulos’un Sonsuzluk ve Bir Gün’ü, insancıl niteliklere sahip olduğu kadar akıldan çıkmayan hayat üzerine düşünceleri yansıtan melankolik bir hikayedir. Ve yönetmen, azımsanan bir sinema hedefinin peşinden ilerler, film esnasında izleyicinin düşünmesi ve sorular sorması için zaman ve alan yaratır.

İnsanlar grup halinde neredeyse törensel bir şekilde hareket eder; sanki bir portre için hazırlanıyormuşcasına aile kumsalda bir araya gelir, farklı yönlerden gelen damat ve gelinin aileleriyle sokak düğünü düzenlenir.

Sonsuzluk ve Bir Gün, bir sanatçının eseridir.

Aşağıda okuyacağınız söyleşide ise yönetmen Theo Angelopoulos, Sonsuzluk ve Bir Gün filminin baş karakteri şairin içsel yolculuğunu anlatıyor, zamanın kendisi için ne ifade ettiğini açıklıyor.

Yönetmen Theodoros Angelopoulos

“Sonsuzluk ve Bir Gün”ün önceki filmlerinizden daha duygusal ve kişisel olduğu izlenimine kapıldım. Bu film daha mı otobiyografik?

Filmlerimin tamamı benim yaşamımın ve otobiyografimin bir parçası ve anlatımıdır. Yaşadığım deneyimler ve sahip olduğum hayallerdir. Bazıları düşünsel uğraşıma, diğerleri ise hayatımdan olaylara daha yakındır. Orada burada okuduğum kelime ve cümlelerdir. Sonsuzluk ve Bir Gün diğer filmlerimden daha otobiyografik değil, ancak daha kişisel çünkü düşüncelerimden çok duygularıma yer verdim. Otobiyografik açı muhtemelen daha görünür, çünkü yakın zamandaki filmlerimin tamamı sanatçıları ve yaratıcılık sürecindeki krizleri ele aldı.

Bu filmin diğerleri kadar düşünsel olduğunu düşünmüyorum. Israr etmeniz durumunda, Megalexandros’un (Büyük İskender) ardından Voyage to Cythera’dan (Kitera’ya Yolculuk) başlayarak tüm filmlerin bir dereceye kadar otobiyografik olduğunu söyleyebilirim. Doğrusunu isterseniz, o zamandan beri yaptığım altı filmi iki ayrı üçlemeye bölebilirim. Benim için Kitera’ya Yolculuk, Tarihin Sessizliğini temsil eder. Beekeeper (Arıcı) Sevginin Sessizliği ve Landscape in The Mist (Puslu Manzaralar) Tanrının Sessizliğidir. Puslu Manzaralar’da küçük erkek çocuk kız kardeşine bir noktada şöyle sorar: “Sınırların anlamı nedir?” Sonraki üç filmimde bu soruya yanıt bulmaya çalıştım. The Suspended Step of the Stork (Leyleğin Geciken Adımı) ülkeleri ve insanları ayıran coğrafi sınırları ele alır. Ulysses’ Gaze (Ulis’in Bakışı) sınırlar veya insan görüşünün limitleri hakkındadır. Sonsuzluk ve Bir Gün ise yaşam ve ölüm arasındaki sınırları tartışır.

Filmde ana karakter olan şair Alexander derin bir krizin içerisindedir. Tüm yaşamını geçirdiği deniz kıyısındaki evinden ayrılmak zorundadır. Ciddi bir şekilde hastadır ve sonraki gün gireceği hastahanedeki cerrahi müdahaleden sağ çıkamayabileceğini bilmektedir. Bu sırada küçük, Arnavut bir çocukla karşılaşır ve yaşamının önemli anlarında bir yolculuğa onunla beraber çıkar. Alexander’ın iç çatışmasını tasvir edebilir misiniz?

Filmin tamamı zaman içerisinde, şimdi ve geçmişte devam eden bir yolculuk. Gerçeklik ve hayal gücü arasında belirli sınırlar yok; sınırlar değişken. Alexander’ın yolcululuğu gerçeklikte başlıyor. Çocuğu, varlıklı ailelerin evlatlık alabilmesi için çocuk satan bir örgütten kurtarır. Ancak belli bir zamanda yolculuk içsel olur. Örnek vermek gerekirse bu, Arnavutluk sınırına ulaştıklarında olur. Sis içerisindeki bölümü hatırlarsanız, tel örgüde asılı insanlar vardır. Tabii ki sınır böyle görünmüyor. Tüm bu olay ve görüntüler Alexander’in hayal gücünde gerçekleşiyor. Bu bir fantezi. Gözdağı veren tel örgülü sınır, Alexander’ın kendi içinde bir sınır. Çocuk sadece bu iç çatışmasıyla yüzleşmesine yardımcı oluyor ve çocuk Alexander’a yaşamının önemli anlarında seyahat edebilmesine, merhum eşi Anna ile yaşadığı mutlu anları anımsamasına vesile oluyor.

Zamanın kendisi sizin için ne anlama geliyor?

Zaman kumsalda taşlarla oynayan bir çocuktur. Filmimde karakterler sanki zaman ve mekan yokmuşcasına zaman ve mekanda yolculuğa çıkar. En önemli soru şudur: “”Yarın ne kadar sürecek?” Bunun cevabı ise “Sonsuzluk ve Bir Gün”dür. Şanslıysak bugün içimizde taşıdığımız gelecek tasavvuruna göre yaşayabiliriz.


Sonsuzluk ve Bir Gün (1998)

Yönetmen: Theo Angelopoulos

Oyuncular: Bruno Ganz, Isabelle Renauld, Achileas Skevis

Tür: Dram

Puanlamalar: IMDB: 7.9, Rotten Tomatoes: 93


Bu yazıda Letter Boxd, IBF ve Vulture’dan yararlanılmış, Gabriele Schulz’un yönetmen Theo Angelopoulos ile 1998 yılında yaptığı, 1999 yılında Alman Die Zeit gazetesinde yayımlanan röportajın bir bölümü Türkçeleştirilmiştir.