Ana SayfaÇalışma Yaşamı11 gündür açlık grevindeki belediye işçisinden CHP’ye: Sadece işimi istiyorum

11 gündür açlık grevindeki belediye işçisinden CHP’ye: Sadece işimi istiyorum

HABER MERKEZİ – İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin işten çıkardığı işçilerden Mahir Kılıç’ın işe iade talebiyle başlattığı açlık grevi eylemi, 183’üncü gününde talebinin kabul edilmesiyle sonuçlandı. Ancak İzmir’de bugünlerde bir başka belediye işçisi daha açlık grevi eyleminde. ‘Güvenlik soruşturması’ gerekçe gösterilerek kadroya alınmayan belediye işçisi Ahmet Işıkoğlu, başlattığı eylemin bugün 11’inci gününde. Gazetemize konuşan Işıkoğlu, kirasını ödeyemediğini ve borçla geçindiğini belirtirken; yetkililerce talebinin ‘eksik evrak’ gerekçesiyle geçiştirildiğini söylüyor ve CHP’ye şu çağrıyı yapıyor: “Çözülemez bir sorunla karşı karşıya değiliz. Ben sadece işimi istiyorum, başka bir derdim yok.”


Röportaj: Sultan Eylem Keleş


‘Güvenlik soruşturması’ gerekçe gösterilerek kadroya alınmayan Bornova Belediyesi işçisi Ahmet Işıkoğlu, bugün açlık grevi eyleminin 11’inci gününde.

İşyeri olan Uğur Mumcu Kültür Merkezi önünde oturma eylemini sürdüren Işıkoğlu, eyleminin 8’inci gününde yüksek tansiyon nedeniyle fenalaşarak hastaneye kaldırılmıştı. Taburcu edilişinin ardından eylemine kaldığı yerden devam eden Işıkoğlu ile konuştuk.

Işıkoğlu, Bornova Belediye Başkanı’nın içerisinde yer aldığı siyasi parti olan CHP’nin OHAL’e ve KHK’lere karşı olduğunu ve yine taşerondan kamuya geçişin düzenlendiği kararnamenin gayrimeşru olduğunu beyan ettiğini hatırlatıyor. Ancak buna rağmen Bornova Belediye Başkanı’nın partisinin bu çizgisine aykırı tutum içinde olduğunu vurguluyor.

İşinden olduğundan beri kirasını ödeyemediğini, borçlarla geçinmeye çalıştığını dile getiren Işıkoğlu, “CHP’nin bu meseleyi bir an önce çözmesinde yarar var. Çözülemez bir sorunla karşı karşıya değiliz. Ben sadece işimi istiyorum, başka bir derdim yok” diyor.

Süreci bize başından itibaren biraz anlatabilir misiniz?

Ben yaklaşık altı senedir Bornova Belediyesi’ne bağlı Tiyatro Müdürlüğü’nde çalışıyordum. AKP Hükümeti’nin çıkardığı bir Kanun Hükmünde Kararname ile işime son verildi. 1 Nisan tarihinde iş akdim sonlandı, sonrasında da benimle yeniden sözleşme yapmadılar. İhbar ve kıdem tazminatım da duruyor hala, kimse bununla ilgili de bir girişimde bulunmadı. Sonrasında işten çıkartmalar çok yüksek sayıda olduğu için -neredeyse 100.000’i aşan sayı- AKP biraz bundan ürkmüş olmalı ki ikinci bir KHK ile adli hükümlüleri, adli suçluları yeniden işe alabilmek için bir düzenleme yaptı. Fakat bizimle aynı kefeye koydukları tecavüzcüler, çocuk tacizcileri ve siyasi suçlular bu kapsama dahil değil. Fakat şöyle bir açık kapı da bıraktı; eski siyasi hükümlüler kastedilerek belediyelerin işçi gideri belli sayıda olan işletmelerde istihdam edilebilmesi anlamına geliyordu. Tüm belediyeler bu sorunu bu düzenlemeyle çözdüğü halde, Bornova Belediyesi çözmemekte ısrar etti. Bunun arkasından 1 ay 10 gün bekledikten sonra açlık grevi direnişine başlamaya karar verdim.

Bu 1 ay 10 günlük süre içerisinde sendika ya da işverenle görüşmeniz oldu mu?

Sendika ile çok sık görüştük. İşverenle benim birebir görüşme şansım olmadı ama çok sayıda arkadaşım görüştüler. Sorunu çözmeye çalıştılar, Bornova Belediyesi Başkanı Olgun Atilla’ya beni işe almasının hukuki bir engeli olmadığını anlatmaya çalıştılar, belediye iştiraklerinden bahsettiler. Fakat Belediye Başkanı, ısrarla, “Ben devletten büyük değilim” diyor ve risk almaktan sorumluluk almaktan kaçınıyor. Oysa kendisinin de içinde yer aldığı siyasi parti olan Cumhuriyet Halk Partisi bu süreçte kararnamelere karşı olduğunu, OHAL’e karşı olduğunu, taşerondan kamuya geçişin düzenlendiği kararnamenin gayrimeşru olduğunu söylemesine rağmen Belediye Başkanı’nın partisinin çizgisine de aykırı tutum alması ve bunda ısrar etmesi çok manidar.

Bir genelge yayınladı CHP, hatta bu genelge sonucunda İstanbul’da işten çıkartılan taşeron işçiler işe geri alındı.

Sadece İstanbul değil, bütün belediyelerde çıkardıkları işçileri geri aldılar. Kemal Kılıçdaroğlu imzasıyla belediyelere bir genelge gönderildi, talimat niteliğindeydi. ‘Hiçbir arkadaşımız işin dışında kalmayacak’ dendi. Ben de açıkçası umutlanmıştım o genelgeden sonra fakat yine bir çözüm üretilemedi. Bu süreçte ben de birçok yöntemi tükettikten sonra açlık grevine başladım. Bugün onuncu günüm açlık grevinde.

Açlık grevini nasıl sürdürüyorsunuz?

Sabah 8’de buraya geliyorum, akşam 17:30’a kadar yani mesai bitimine kadar burada kalıyorum.

Neler alıyorsunuz içecek olarak?

Şekerli, karbonatlı su, çok az bir miktar tuz, çay; onun dışında başka bir şey almıyorum. Kuşkusuz açlık zorluyor ama zaten işsizlik benim açımdan açlıkla eşdeğer. Yaşım 50, benim başka bir işte çalışma şansım neredeyse yok. İki tane kızım var okula giden, onların temel ihtiyaçları var. Örneğin, büyük kızım seneye dersaneye gidecek, tam dersane sözleşmesini yaptık taksitle işten çıkartıldım.

Eve nasıl yansıyor bu durum? Ne tür mağduriyetler yaşanıyor? Bir şekilde hayat devam ediyor ve bu devam etme noktasında nasıl problemler yaşıyorsunuz? Hayatınızı nasıl idame ediyorsunuz?

Mesela ev kiramızı veremedik, ikinci ay geldi. Temel ihtiyaçlarınızı karşılama noktasında sıkıntılarımız ortaya çıktı. Sağdan soldan, eşten dosttan borçlarla süreci götürmeye çalışıyoruz. Bu çok onur kırıcı, benim yaşımda bir insanın temel ihtiyaçlarını karşılamak için başkalarından borç almak zorunda kalması son derece onur kırıcı. Ben böyle yaşamaktansa açlık grevi yapmayı ve açlık grevi yaparken ölmeyi tercih ederim.

Psikolojik olarak da etkileniyorsunuz.

Kuşkusuz öyle. Dolayısıyla bize bu hayatı reva görenler, bizim hayatımızla çelik çömlek oynar gibi oynamaya çalışanlar şunu bilmelidir ki, buna izin vermeyeceğim. Ne benim ne de başka bir işçi arkadaşımın yaşamıyla bu kadar kolay keyfiyetle oynayamazlar. Benim işimle ilgili hiçbir sorun yoktu yani ben çalışırken işini iyi yapan bir insanım. Bu anlamda hiçbir sorun yaşamadım ancak durup dururken, altı yıldır çalışırken birden bir kararname geldi ve bana ‘sen artık işsizsin’ dendi. Bunu kabul etmem mümkün değildi.

Açlık grevi direnişinize sosyal çevrenizin, ailenizin tepkisi nasıldı? Örneğin, küçük kızınızla birlikte yaşıyorsunuz, kızınız sabah kahvaltı ederken siz masada yoksunuz. Kızınız bu durumu nasıl karşılıyor ya da siz nasıl aktarıyorsunuz?

Kuşkusuz üzülüyor, bundan etkileniyorlar. Küçük kızım bana yemek yedirmeye çalışıyor, ısrarla ağzına sokmaya çalışıyor. Tabi ona açlık grevinin belli bir tarzı, belli kuralları olduğunu, kimse görmese bile böyle şeyler yapamayacağımı anlattım. Bunu kavradığını söylüyor ama iç dünyasını bilemeyiz tabii ki. Neler biriktirdiğini ve bunların duygusal gelişiminde neye karşılık geleceğini bilmiyorum. Ama bir travma yaşadığı, yaşadığımız aşikar.

Işıkoğlu, açlık grevi eyleminin 8’inci gününde hastaneye kaldırılmıştı

Açlık grevinde 11’inci gündesiniz, aslında az bir süre ama tansiyon probleminiz var. 8’inci günde hastaneye kaldırıldınız, bugün de keza yine hastaneye gittiniz. Tansiyon problemi esasında sizin açlık grevi direnişinizi daha hayati riskler barındıran bir hale getiriyor.

Evet, öyle bir hale geldi. Kimi dostlar, arkadaşlar açlık grevini yeniden gözden geçirmemi önerdiler ama ben bunları aklıma bile getirmek istemiyorum. Benim için o ihtimal kapandı. Ben iş hakkımı geri alana kadar, ne olursa olsun bu eylemi sürdüreceğim.

Bu süre zarfında CHP milletvekilleri ve CHP yönetimi ile herhangi bir iletişiminiz, temasınız oldu mu?

Oldu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Merkezi Yönetim Kurulu üyeleriyle ve genel başkan yardımcılarının bir kısmı ile telefonda görüştüm.

Onların tepkileri nasıldı?

Onlar bunu kabul edilemez buldular, çözeceğiz dediler ama geçen süre içerisinde somut hiçbir gelişme olmadı. Biz bunu Konak Direnişi sürecinden de biliyoruz. Çok sayıda milletvekili aracı olduğu halde 183 gün Mahir Kılıç arkadaşımız aç kaldı. Bunun bedeninde nasıl bir deformasyona yol açtığını henüz bilmiyoruz ama kuşkusuz bir sürü organı hasar gördü. Milletvekillerinin araya girmesi de bazen yetmeyebilir. Mesela Aziz Kocaoğlu’nun ‘Milletvekilleri kendi işlerine baksın’ gibi saçma bir beyanı oldu. Milletvekili milletin sorununu çözmeyecekse işi nedir?

Bu direnişle ilgili kamuoyunda şöyle bir algı var: Hazır seçim öncesindeyken bu meseleyi çok uzatmazlar, çözerler. Sen de aynı hissiyat içinde misin?

Değilim açıkçası. Bu aslında çok kolay çözülebilir bir mesele iken çözmemiş olmaları açıkçası bende kuşku yaratıyor. Mahir Kılıç örneğinden de hareketle uzayabileceğini, uzatabileceklerini düşünüyorum. Şimdiden mesela belediye şöyle bir propaganda geliştiriyor ve sendika da buna ortak oluyor: “Ahmet’in evrağı eksik, bir evrak getirmesi lazım. Evrağı getirmediği için biz onu işe alamıyoruz, evrağı getirse her şey çözülecek”. Bütün işçilere bunu söylüyorlar.

İstenilen evrak nedir?

Memnu hakların iadesinin evrağı. Yani eski siyasi hükümlülerin yargılandıkları davadan ceza almışlarsa memnu haklarına el konuluyordu, bu üstünden belli bir süre geçtikten sonra davayla geri alabildiğin bir şeydi. Fakat 2001 yılında Tayyip Erdoğan milletvekili olabilsin diye, cezaevinden çıktıktan sonra memnu hakları uygulamasını kaldırdılar. Kişi cezaevinden cezasını bitirip de çıkmışsa memnun haklarını da almış sayılır dediler. Hal böyleyken belediye benden bunu ısrarla istiyor. Ben İzmir’de 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurdum, memnu haklarını almak istiyorum dedim. Fakat 9. Ağır Ceza Mahkemesi bir hukuk garabeti ile karar verdi. “Her ne kadar şahsın yargılandığı illerdeki dosyalarına ulaşılamamışsa da UYAP’taki açık dosyalarından dolayı görüldüğü kadarıyla yaşamını iyi halde sürmediğini hükmedildi” dedi. Bu bir kere hukuka uygun değil; çünkü ben yargılanıyorum hala, dava sonuçlanmış değil. Belki de beraat edeceğim. Bu kararla benim işe girmemin önüne geçilmiş oldu, belediye de bu kararı referans alıyor. Sözünü ettikleri belge, bu belge.

Sendikacıların tavrı nasıl?

Sendikacılar da aynı patron ağzıyla hareket ediyorlar. Onlar da bu evrağın çıktısını alıp onlara verdiğim halde bana bunu maddi olarak çıktısını alıp onlara verdiğim halde eksik evrak tartışması sürüyor. Buradan da anlaşılıyor ki sendika bu direnişin içinde olmak, içindeymiş gibi görünmek istemiyor. Belediye başkanıyla karşı karşıya gelmek istemiyor. Dolayısıyla belediye başkanının argümanlarını kullanarak direnişle ilgili bir şaibe yaratmaya çalışıyor ama çok açık söylüyorum: Bu benim umrumda bile değil. Ben zaten açlık grevi gibi yaşamımı doğrudan ilgilendiren bir direnişin içerisindeyim, onların kara propagandaları beni hiç ilgilendirmiyor.

Kamuoyunun tepkisi nasıl?

Tepkiler çok olumlu ancak özellikle seçim arifesinde, bir kırılmanın eşiğindeyken bu eylemden dolayı kamuoyu CHP’ye tepki geliştiriyor ve bu hoşuma gitmiyor. CHP’nin bu meseleyi bir an önce çözmesinde yarar var. Çözülemez bir sorunla karşı karşıya değiliz. Ben sadece işimi istiyorum, başka bir derdim yok. Siyaseten farklı düşünsek de bu benim açımdan onlara düşmanlık hissetmemi gerektiren bir durum değil.

Son olarak, ‘taşerona müjde’ diye çıkartılan KHK ile çok sayıda işçi işsiz kaldı, açlığa mahkum edildi. Sizin direniş alanınızın 500 metre ilerisinde de Ege Üniversitesi’nden aynı gerekçeyle çıkartılan işçiler direniyor. İlişkiniz, dayanışmanız var mı? İlerleyen süreçlerde birlikte bir şeyler yapmayı planlıyor musunuz?

Ege Üversitesi işçileri bizim sınıf kardeşimiz. Dünyanın neresinde olursa olsun, Bornova’da, aynı işkolunda ya da aynı sendikada olmamıza da gerek yok. İşçilerin çıkarları ortaktır, bu anlamda kuşkusuz Ege direnişçileri ile bağımız var, görüşüyoruz, dayanışma içerisindeyiz. Ben açlık grevine başlamadan önce onların eylemlerine destek olmaya gidiyordum, bu bundan sonra da artarak sürecek. Örneğin, önümüzdeki hafta cumartesi saat 13:00’de Bornova Direniş Günü düzenleyeceğiz. Konserler ve çeşitli performanslar olacak. Amacımız burada hem Ege direnişçilerinin hem de buradaki açlık grevi direnişinin daha görünür ve duyulur olmasını sağlamak.

Ek olarak şunu söyleyeyim, esasen bu kararnameleri hazırlayan siyasi organizasyon var ve bu siyasi organizasyon bu ülkenin başına bela. Bu organizasyon 16 yıldır bu ülkeyi hoyratça, nobranca, baskıyla ve zorla yönetiyor. İnsanların hayatını altüst ederek, doğayı yaşamı talan ederek, sevgiye ve güzelliğe dair ne varsa hepsine saldırarak başka bir yaşam inşa etmeye çalışıyorlar. Esasında yaşadığımız sorunların arkasında bu siyasi gerçeklik var, bunun da altını çizmek de fayda var.


* Işıkoğlu’nun eyleminin 11’inci gününde yani bugün (19 Mayıs) saat 15:00’da, Uğur Mumcu Kültür Merkezi önünde bir basın açıklaması da yapılacak.