Ana SayfaKadınBüyücüler gezegeninin feminist ikonası: Ursula K. Le Guin

Büyücüler gezegeninin feminist ikonası: Ursula K. Le Guin

HABER MERKEZİ – Bambaşka bir bilimkurgunun yaratıcısıdır Ursula. Feminizm ve anarşizmi fantastik edebiyatın büyülü dünyası ile harmanlayan Ursula, başka bir dünyanın münkünlüğünü yazdı eserlerinde. Tarihten Kadın Portreleri’nde bu hafta ‘bir edebiyat ikonası’ Ursula K. Le Guin’in dünyasına yolculuk ediyoruz.

Anarşist, feminist ve çevreci yazar Ursula K. Le Guin 21 Ekim 1929’da ABD’nin Kaliforniya eyaletinin Berkeley kentinde dünyaya gelir.

Antropolog bir baba ile psikolog ve yazar bir anneden dünyaya gelen Ursula, çocukluğunu hem akademik çevre hem de farklı kültürlerden insanlarla iç içe geçirir. 5 yaşında yazmayı öğrenen Ursula bu ortamda ilk kısa hikayesini 9 yaşında kaleme alır.

11 yaşında ise ilk öyküsünü yazan Ursula, bu öyküsünde zamanda yolculuğu konu alır. O dönemde Ursula, yazdıklarını “İnanılmaz Bilimkurgu” dergisine gönderir. Ancak aldığı yanıt ret olur. Ursula, yaşadığı hayal kırıklığı üzerine bir süre yazdıklarını hiçbir yere göndermez.

Lisans eğitimini Massachusetts-Radcliffe College’da edebiyat üzerine tamamlayan Ursula’nın ilk öyküsü 1962’de yayımlanır.

Ardından yüksek lisansını Columbia Üniversitesi’nde “Fransa ve İtalya’da Orta Çağ ve Rönesans Dönemi Edebiyatı” üzerine yapar.

Ursula, 1951’de tarihçi Charles A. Le Guin ile evlenir ve bu evlilikten 3 çocuğu olur.

Feminizmi bilimkurgu ile harmanlayıp büyülü bir dünya yaratan Ursula’nın ilk kitabı “Rocannon’un Dünyası” 1966’da yayımlanır. Ursula ilk kitabıyla okuyucuyu, üç ırkın uzun süredir bir arada barış içinde yaşadığı bir gezegene götürür. ‘Yıldızlordları’nın gelmesiyle birlikte gezegendeki bu ortam bozulur. Ancak gezegenin sakinleri ‘lordlara’ karşı mücadeleye girişir. Ve okuyucu bu haklı mücadelenin içinde bulur kendini.

Yalnızca bilimkurgu romanları da yazmayan Ursula şiir ve çocuk kitapları da kaleme alır.

70’li ve 80’li yıllarda Amerikan ve Avustralya üniversitelerinde bilim kurgu üzerine atölyeler düzenler.

‘Yarattığım toplumun karmaşıklığına işaret etmeye çalışıyorum’

Yazarken sosyal bilimlerle özellikle de antropoloji ile dirsek teması halinde olduğunu belirten Ursula, bir söyleşisinde şöyle der:

“Başka bir gezegen, başka bir dünya yarattığımda, onun üzerinde bir toplumla, bir imparatorluğa ya da bunun gibi bir şeye atıfta bulunmak yerine, yarattığım toplumun karmaşıklığına işaret etmeye çalışıyorum.”

Yani aslında Ursula tabir-i caizse bilimkurguya yeni bir soluk getirmiştir. Onun bilimkurgusu teknolojiden ziyade sosyolojik ve kaçınılmaz olarak politik gelişmelerle ilişkilidir.

Ursula’nın eserlerinde taoizim, varoluşçuluk ve Yunan mitolojisinin etkilerine de rastlanır.

Ursula hem her yerde ‘makbul’ sayılan ‘beyaz ırkın’ ve hem de erkin iktidarını kalemiyle sallar. Yazdıkları cinsiyetlerin ve onların yüklediği rollerin de yeniden sorgulanmasına teşvik eder karşısındakini.

Adalar, başka gezegenler, ütopyalar, ütopya gibi görünen ancak gerçekleşmesi olası olaylar dizisine davet eder Ursula’nın eserleri okuyucuyu daima.

Yazın hayatı boyunca pek çok ödül kazanan Ursula, 1969’da kaleme aldığı “Karanlığın Sol Eli” adlı romanıyla bilimkurgu dünyasının iki büyük ödülü olan Hugo ve Nebula ödüllerinin sahibi olur.

Yine Ursula’nın ‘anarşist ütopyacı roman’ olarak nitelendirdiği “Mülksüzler” romanı da Hugo ve Nebula ödüllerine layık görülür. Bu roman dünya çapında büyük ilgi görür.

Ursula dünya çapında pek çok dile çevrilen “Mülksüzler”i yazma gerekçelerini ve politik tavrını şöyle anlatır:

“Mülksüzler, bitirmek için uğraşmadığım ama bir yandan da bırakamadığım kötü bir kısa öykü olarak başladı. İçinde bir kitap olduğunu biliyordum, ama kitabın benim ne hakkında yazdığımı ve nasıl yazacağımı öğrenmemi beklemesi gerekliydi. Bitmeyecekmiş gibi süren Vietnam savaşına karşı şiddetle karşı duruşumun, evde protesto edişimin sebebini anlamam gerekliydi. Eğer ülkemin hayatım boyunca agresif savaşlar yapmaya devam edeceğini o zaman bilseydim, o zamanki protestolara daha az enerji harcardım. Ama, daha fazla savaş üzerine çalışmak istemediğimi biliyordum. Barış üstüne çalışmak istiyordum. Ütopyalar hakkında durmadan okumaya başladım. Pasifizm ve Gandhi ve şiddetsiz direniş denen bir şeyler öğrenmeye başladım. Bu öğrenilerim beni Peter Kropotkin ve Paul Goodman gibi şiddet karşıtı anarşist yazarlarla tanıştırdı. Onlara karşı hemen büyük bir yakınlık hissettim. Bende Lao Tzu gibi etki bıraktılar. Savaş, barış, politika, birbirimizin üzerine kurduğumuz hakimiyet, yenilginin değeri ve güçsüz olanın gücü hakkında düşünmeme sebep oldular.

Sonuç olarak, o güne kadar kimsenin anarşist ütopya hakkında yazmamış olduğunu farkettiğimde, kitabımın neye benzeyeceğini görmeye başladım. Orijinal ve gayrimeşru olan hikayede bir anlık bakıştığım baş karakterin hayatta olduğunu ve Anarres’e doğru rehberim olduğunu farkettim.”

Erkelerin dünyasına karşı çıkış: ‘Beyler ben buraya ait değilim’

1987’de yayınlanacak bir antoloji için Ursula’dan katkı istenir ancak o, kitap içindeki öykülerde kadınlara hiç yer verilmemiş olmamasına öfkelenir.

Ursula, bilimkurgu dünyasının erkeklerle özdeleştirilmesine dair duyduğu tepkiyi, yayınevi editörüne yazdığı şu mektupla anlatır:

Sevgili Mr. Radziewicz,

Kendimi, Brian Aldiss’ın tahmin edilebileceği gibi işimi küçümsediği bir kitabın tanıtım metnini yazarken hayal edebiliyorum, çünkü bu sayede yüce gönüllüğüme çekidüzen verebilirim. Ama kendimi yeni bir serinin ilki ve dolayısıyla da muhtemelen serinin örneği niteliği taşıyacak, hiçbir kadın yazını içermeyip aksine çok benmerkezci, sanki bir kulüpte ya da soyunma odasındaymışsınız gibi bilhassa erkek tonuyla yazılmış bir kitabın tanıtım metnini yazarken hayal edemiyorum. Bu yüce gönüllülük değil, aptallık olur. Beyler, kısacası ben buraya ait değilim.

Yazılan eserin okunurken kadın ya da erkek bakış açısıyla okunmasının farklı şekilde anlamlandırıldığını söyleyen Ursula, dünyaları değiştirme arzusunu kendi dünyasında gerçek kılar.

Ursula, 2000’de ABD edebiyatına katkıları nedeniyle, ABD Kongre Kütüphanesi tarafından “Yazarlar ve Sanatçılar” kategorisinde “Yaşayan Efsane” seçilir. 2002’de ise PEN Malamud Ödülü’ne layık görülür.

Bilimkurguyu insan odaklı bir bakış açısı ile yorumlayan Ursula’nın 12 çocuk kitabı, 21 romanı, 11 öykü kitabı, 6 şiir kitabı ve 3 deneme koleksiyonu yayımlanır.

Fantastik edebiyatın ilgi çekici kalemi Ursula’nın en sevilen eserlerinden olan “Yerdeniz Üçlemesi”, 2006 yılında Goro Miyazaki tarafından animeye uyarlanır.

Bir kadın olarak sıra dışı olan bilimkurgu alanında yazıp bunun bir de ödülle taçlandırılmasının öneminin farkında olduğunu söyler Ursula bir söyleşisinde.

“Bir kadın için herhangi bir edebi ödül, onur, herhangi bir zorlukla mücadelesinin farkedilmesidir. Ve daha da zor olan, bu küçümseyici düzene rağmen kadının, bilimkurgu, fantezi ve tarif edilemez şeyler yazmasıdır.”

Ursula zihni ile yarattığı gezegenlerinde kullandığı imgelerle cinsiyet rollerini alt üst eder. Ve tabi iktidar ilişkilerini de. Bilimkurguya anarşist ve feminist bir yan katan Ursula, kendisine yöneltilen bir soru üzerine bilimkurguyu şöyle tanımlar:

“Eğer bilimkurgu modern teknolojinin mitolojisiyse, bu çok da iç açıcı bir mit değil.”

Bizim gezegenimizden ayrılan Ursula ya da bir ‘ikona’

Farklı gezegenleri, her ütopyada mücadeleyi, cinsiyetin önemsizliğini, çevrenin kıymetini, sistemin köhneliğini her defasında kelimelerle fısıldayan Ursula 22 Ocak 2018’de ABD’nin Oregon kentinde aramızdan ayrıldı.

Ursula, yaşamı boyunca ve sonrasında okurlarının yanı sıra pek çok yazarı da etkisi altına aldı. Yazar Stephan King, Ursula’nın aramızdan ayrılışının ardından onu “O sadece bir bilimkurgu yazarı değil, bir edebiyat ikonası” diye tanımladı.