Ana SayfaÖzelHDP hangi boşlukları dolduruyor?

HDP hangi boşlukları dolduruyor?


Özgür Amed


Afrika’nın Yoruba krallığında hastalığı iyice ilerleyen yaşlı bir baba, üç oğlunu etrafına toplayarak onlara “En değerli şeylerimi, bu odayı tamamen doldurana vereceğim” der.

Oğullar hemen işe koyulur. Birinci oğul toplayabildiği tüm samanı odaya doldurur. Odanın yarısı boş kalır. İkinci oğul işi daha sıkı tutmak ister ve odayı kumla doldurmaya karar verir. Ancak aynı şekilde yarısını doldurabilir. Dışarıda oturup çöken geceyi izleyen baba ise bir taraftan oğullarını gözlemler. İlk iki oğul somut koşulların tahlilini yapar ve somut arayışlarını sürdürür, duruma sürekli maddi açıdan yaklaşır. Üçüncü oğul ise çok başka bir şey yapar. Odada bir mum yakar, oda ışık ile dolar…

Bu yaşlı Afrikalının isteği bugün bizim ülkemiz için de geçerli. Çünkü her anlamda büyük bir boşluk var. Maddi, manevi boşluklar yarıklara dönüşerek büyüyor. İnsan yaşamına dair derin bir kaos var. Sosyo-politik, ekonomik ve ekolojik boşluklar/tahribatlar zihniyet sorunsalı ile birleşerek yaşamı tetiklenmeye hazır bir fay hattına çekiyor. Eşi benzeri görülmemiş bir şefkatsizlik dayatılıyor. Birilerinin hırsı, rant hevesi çoğunluğun isteğini bastırıp, ipotek altına alıyor. Ezen ile ezilenin tarihinin bir olmadığını, zamanın ikisi için aynı akmadığını biliyoruz. Gerçeklik, hakikat tersyüz edilerek “bizim söylediğimiz, tanımladığımız, gösterdiğimiz doğrudur” deniyor. Yıllardır siyasi, kültürel ve sosyal kaderi egemenler tarafından masa başında parçalara ayrılan tüm ötekiler, sarayların kirli camları arkasında kendileri için tasarlanan ve dayatılan yaşamlara direnmeye devam ediyorlar.

İnsanların rızaları çarşamba pazarından domates satın alır gibi alınmaya, içi boşaltılarak teslimiyete götürülüyor. Modern güdümleme araçları, teknikleri hız kesmeyince habire savaşlar satın alınıyor. Habire düşmanlar üretiliyor. Bu ülkede büyük boşluklar var. Demokrasi yok, barış yok ve boşluk gerginlikle, ikiyüzlü politikalarla, sahtekâr söylemlerle, en önemlisi de otoriteryanist bir rejim dayatması ile doldurulmaya çalışılıyor. Latin Amerika’nın kesik damarlarından akan kanı iliklerine kadar hisseden Galeano bu tür iktidarlar için, ”Kamu güvenliği sorunu seçimleri kazanmak için kolektif histeriyi harekete geçiren politikacıların gözde temasıdır” der. Stefan Zweig Fransız Devrimi notlarından yola çıkarak, tarih boyunca tüm iktidarların kendini sürdürebilir kılmak için başvurduğu en şaşmaz aracın “terör yaratmak” konusu olduğunu çok yalınca söylüyor. Ağzından teklik naraları düşmeyenlerin şu aralar yatıp kalkıp istikrar diyerek ülkeyi baştan sona dehşete sürükleyecek yasalar çıkarmaları, kötülüğün doğal yasası gereğidir.

Tarihin meleği, merkeze bu kendini kaybetmişleri, çareyi saman ve kumda arayanları değil ışığı getirenleri, yolu aydınlatanları koyacak. Yine bu melek nasıl ki mitolojide ateşi çalanlara, dinde kendi sırrına varıp bunu bedeni ile ödeyenlere, felsefede hakikati ifade ettiği için çarmıha gerilenlere asla sırtını dönmediyse bugün de insanca bir yaşam için daha iyiyi icat etmek isteyen, “yeni yaşam” çağrıları yapanları heybesine alacak. Kıvılcımı ateş topuna götürecek…

Yasını tutamayan annelerin göz kapaklarına aldatılmış bir barış iklimi indirmek, Janus’un yüzü gibi bir uzlaşı siyasetini halkların iradesine koşul sürmek ile yol almaya çalışan bir siyasi anlayış devam edemez. Boşlukları dolduramaz. Doldurmak istemez. Çünkü utanç duygusunu yitirmiştir çoktan. Bu kaybediş onun gerçek yoksulluğudur. Ellerinde tuttukları en büyük araç “insanları aşağılama” yöntemi olan ve köleliği yazgımız, çaresizliği huyumuz olarak lanse eden AKP/MHP ittifakı, kendi doğrularına hayran, kendi katı sertliği ile büyülenmiş bir yapıdır.

Ağızlarından düşmeyen ‘kardeşlik’ iklimi üzerine sağanak bombaların yağdığı, şiddetli onursuzlukların yağmur ile beraber üzerimize eklendiği günlerden geçerken, şairin deyişi ile Kürtlerin aile fotoğraflarından her gün bir kişi eksilirken, seçim sath-ı mailinde tutuklamalar, ölümler henüz durmuş değil. Tam da böyle bir süreçte zamanın İttihat ve Terakki Partisi’nin yaptığı gibi “sopalı seçimlere” gidiyorlar. İlla bir ad vermek gerekiyorsa baskın, acil vs değil; gerçek bir sopalı seçim örneğidir önümüzdeki seçim.

Eski yerel kabileler her yeni doğumun kozmik düzende bir bozulma yarattığına inanırdı. Çünkü yeni olan her hayata düşman olan ölüm güçleri vardı. HDP gerçekliğini tam da bu kozmik düzende ve yaşamın yaşamaya değer olup olmadığı, bir şeyler katılıp katılamayacağı, değişime inanılıp inanılmadığı, kendi öz gücüne sarılıp sarılamayacağı noktasında aramak lazım. Çünkü HDP’nin doğumu yani mevcut siyasetteki varlığı, dört elle sarılan sahte gerçekleri ile birilerinin makro ve mikro maskesini düşürüp bozuyor. Ve bu olduğu için de, korku duvarları yükselirken yaşam yerine savaş tekrar gündemleşiyor.

Halklar artık odanın nasıl doldurulduğunu biliyor. Boşluğu yaratan ve onu sürekli yeniden üretenleri de biliyor. Demokratik hakikat, ışığın HDP olduğunu söylüyor. Bu seçimin önemi de aydınlık ve karanlığın seçilecek oluşudur. Tercih ya bu ya şu değil, ya özgürlük ya kölelik, ya hep ya hiçtir.

1960’lı yıllarda Che uluslararası sol bir konferansta ilginç bir eleştiri yapar, kürsüden şöyle seslenir :

“Bugün dünyadaki ilerici güçlerin Vietnam halkı ile dayanışması, Roma’daki Pleb’lerin gladyatörleri desteklemesi gibi acı bir ironi ortaya koymaktadır. Mesele bir saldırının mağdurlarına başarı dileme meselesi değildir; ölüme veya zafere giden yolda mağdura eşlik etmektir.”

Gerçekten de mesele bugün de burada mağdurlara başarı dileme değil, zafere giden yolda beraber olmaktır. Bu bağlamda HDP zafere giden yolda yan yana gelinerek ortaya çıkan devrimci momentin adıdır. Sessizleri sese dönüştüren, donmuş enerjiyi akışa geçiren bir inançtır.

Bu ülkenin siyasi tarihi adeta yıkıntı tarihidir. Çünkü kültüre, özgürlüğe ve toplumsallığa düşmandır. Bu yıkıntıdan demokrasiyi, barışı kurtarmak hala olasıdır. Bu şansı iyi kullanmak gerek. Tarih meleği, kendini ezilenlerin arkasına öyle her zaman vermez. Eğer kendi benliğimizi, geçmişimizi bu yıkıntıdan kurtarabilirsek insanlığımıza, politik-ahlaki normlarımıza varacağız. 7 Haziran’da eksik kalan hesap ve açılan ışığın kapısı 24 Haziran’da tamamlanabilmelidir. Bunun umudunu taşıyoruz.