Ana SayfaYazarlarAkın OlgunHDP ve “Olay yeri girilmez” üzerine – Akın Olgun

HDP ve “Olay yeri girilmez” üzerine – Akın Olgun


Akın Olgun


Ortada birden çok haksızlık var ama seçim süreci içerisinde en yaralayıcı olanı, HDP’nin Cumhurbaşkanı adayının bir intikam ve rehin tutma siyasetiyle içeride olmasıdır. Milletvekillerini, belediye başkanlarını ve binlerce üyesini de buna eklediğinizde, bir siyaset kırımının “milli mutabakat” denilen devlet uzlaşısı ile yapıldığı gerçeği açığa çıkar. Nasıl tarif edersek edelim, her tarif, bir kıyım olduğu gerçeğini ortaya koyacaktır.

Elbette can acıtıcıdır, elbette iç yaralayıcıdır ve elbette karşı konulmaz değildir.

HDP’nin çevresine iktidar tarafından bir sarı şerit çekilmiş ve şeridin üzerine de “Olay yeri girilmez” yazılmıştır.

Yan yana durmanın bir bedel istediği ve bu bedelin ödenmeden yeni bir ülke, yeni bir hayat, yeni bir dünya kurulamayacağını bilenler, iktidarın çektiği şeridin üzerinden atlıyor ve  “biz de varız” diyorlar. Olup biteni seyrederek “aman ne olur ne olmaz, uzak duralım” diyenler ise o şeridin alanını bir yandan genişletirken, diğer yandan da “şöyle uzaklaşalım, açılalım, biraz daha açılalım” tarzı bir seslenişle, sarı şeridin bir parçası haline geliyorlar maalesef.

Hayatın kendisi de böyle değil mi? Bir yanda sınırları aşanlar, sınırların arkasında olanı merak edenler, diğer tarafta aşmaktan çekinen ve ürkenler.

Biri hep ileriyi merak eder ve bunun için sahip olduklarından vazgeçmeyi göze alır, diğeri ise hep elindekileri düşünür ve elindekilerden vazgeçenlere “ahmak” diye bakarak, sınırlarına daha fazla tel örgü çeker. Şimdi soralım, kim tutsak? Şeridi zorlayanlar mı, yoksa etrafından seyredenler mi?

Etrafı şeritle çevrilen HDP bir varlık, yokluk savaşı veriyor.

“Olay yeri girilmez” diyerek çizilen devlet sınırları içerisinde vahşi bir politika uygulanıyor. Sınırları zorlayanlara, aşanlara bir “had bildirme ve imha etme” operasyonu bu ve katlanarak devam edecek.

HDP’nin önüne konulan barajı ve bu barajın altına itmek için kurulan devlet ittifakını göz önünden çekip, aşma tartışmasını “abartılı” gösterenler ise elbette bunun önemini biliyorlar lakin HDP alerjisi sürekli hapşırttığı ve dikkati üzerlerine çektirdiği için, göz önünden çekilmesine istikrarlı bir “onay” sunuyorlar.

HDP için 24 Haziran’ın bir varlık, yokluk mücadelesi olduğunu söyleyebiliriz. Ya bu süreçten güçlenerek çıkacak ve yeni dönemin önemli bir aktörü olarak ezilenlerin, yoksulların, demokrasi, barış ve özgürlük diyenlerin en net sesi olacak, ya da siyaset kıyımından büyük yara almış, zorla baraj altına bıraktırılmış bir parti olarak, kendisini yeniden ve yeniden var etmeye girişecek. İkinci seçenek, dönemin kendisiyle beraber düşünüldüğünde, uzun zamana yayılmış bir zorluğu işaret ediyor.

Her gerileme iç sorunları da beraberinde getirir ve bu kaçınılmazdır.

Her zayıflık, başka zayıflıkları tetikler ki, bu da kaçınılmazdır.

Dağınıklık, kenetlenmiş olanı çözer ve bir süre sonra gücünü, işlevini, rolünü yerine getirememeye sürükler ve umut verdiği “BİZ” kavramından uzaklaşmaya, nihayetinde de kitlelerden kopup, “dükkâncılık” olarak tarif edilen dar alana sıkışmaya evrilir.

Görünen o ki, iktidarın ve onun üzerinde uzlaştığı milliyetçi, şoven kesimin de istediği budur ve tüm operasyonlarını bu hedefe ulaşmak için yapmaktadır.

Bu yanıyla, baraj altında bırakmanın çok daha ötesinde bir operasyon yapılıyor HDP’ye.

Ne kadar çok iç tartışma yaratır, ne kadar çok şaibe oluşturur, ne kadar çok hareketsizliği sağlar, ne kadar çok dedikoduyu hâkim hale getirirse, sonuç almasının da o kadar kolay olduğunu bilen bir devlet aklı bu.

HDP eş başkanlarına, milletvekillerine, belediye başkanlarına, parti çalışanlarına yapılan operasyonları bu temelde okumamak, önemli bir gerçeğin üstünden atlamak olur.

İktidar, HDP’nin direniş alanını boşaltıp, moral değerlerini geriletip, etki gücünü daraltarak marjinalleştirmek ve böylece kontrol altında tutulabilir bir sınıra çekmek için, her hamlesini planladı ve bunu sürdürüyor.

Bunun için en uygun zamanı ve koşulların olgunlaşmasını sabırla bekledi. Hem içeriyi, hem dışarıyı izledi ve Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın birleştirici gücünü kırmadan yol alamayacağını görerek, olgunlaştırdığı sürece uygun harekete geçti.  Bunun yolunu döşeyen yaklaşımlar ise bu durumu oldukça kolaylaştırdı.

Gelinen aşamada, Demirtaş’ın HDP’yi de aşan gerçekliği, kitleler ile kurduğu hakikat bağı, iktidarın ve onun operasyonel elinin amaçladığı şeyin önüne bir kez daha çıktı. Demirtaş’ın duruşu, hesap veremeyecek hiçbir şeyinin olmaması ve en önemlisi meşruluğu, müthiş bir koruma kalkanı oluşturdu ve siyasi arenanın temel aktörlerinden biri olduğu gerçeği bir kez daha ortaya çıktı. Bu kalkanı güçlendirmek, bu gücün çehresini beslemek, imkân ve olanakları bir gelecek vizyonu ile birleştirmek, HDP’yi de koruyacak önemli bir dinamik olacaktır.

Sözün özü, içerisinin eli ne kadar güçlendirilirse, dışarısı da o kadar güçlenecek ve büyüyecektir. İçerisinin alanı ne kadar daraltılırsa, dışarısı da o kadar zayıflayacak ve küçülecektir.

Sözün dinamizmini, cümlelerin değişim etkisini ve kelimelerin ortak vicdana akışını sağlayacak bir çalışma ve örgütlenme modeli,  dağınık duran yüzbinlerce insanı da, HDP’nin doğal parçası haline getirecektir.

Belki onları yanımızda, yöremizde göremiyoruz,  belki hiç karşılaşmıyoruz sesleriyle, belki hiç dokunamıyoruz birbirimize ama onlar oradalar ve o günü bekliyor, hepimiz gibi içimizdeki AN’ı örgütlüyorlar ve hiç kuşkusuz iç seslerinin gücü, iktidarlardan çok daha büyük.

Sol, sosyalist, ilerici, demokrat, yurtsever güçlerin HDP içinde elinin güçlendirilmesi, “Özgürlük, Demokrasi, Barış” sözünün içeriğinin emek mücadelesi ile doldurulmasını,  sömürü ve yoksulluk üzerinde kurulacak tüm manipülasyonların teşhir edilmesini ve en önemlisi emek ile barış arasındaki bağın ne kadar önemli olduğunu gösterecektir kitlelere.

İşte bu yüzden sınırları zorlayıp, her türlü statükoyu aşıp, o ufku herkesin görebileceği şekilde, sözümüzde, sesimizde, kelimelerimizde var edebilmeliyiz.