Ana SayfaYazarlarAkın OlgunHissedenlerin İttifakı – Akın Olgun

Hissedenlerin İttifakı – Akın Olgun


Akın Olgun


İttifaklar bize sağ, milliyetçi ve muhafazakâr bir çıkış sunuyor ve deniliyor ki “başka çare yok.” Sıtmaya razı olmamızı, yoksa öleceğimizi fısıldayan bu “çare”, hiç kuşkusuz sistemin devamlılığı üzerine ortaklaşmış bir anlayışı temsil ediyor.

Hep beraber sıtmaya razı olacak, ateşler içinde kıvranacak, alınlarımız “bir çöküntü devraldık” tekrarından terleyecek, karınlarımız biraz daha içeri çekilecek, kemerlerde geriye doğru birkaç delik daha açılacak ve kendini sürekli naza çeken patronların kar hacminin ne kadar büyüdüğüne doğru orantılı “refah” geliyor, “yatırımlar büyüyor” denilen o haberler, gelecek günlerin düşü ile midelerimiz gurultusunu bastıracak. “Laiklik be!” yudumlarımız ise tesellimiz olarak, resimlere, selfielere yürüyecek. Bu, bize sıtmayı çare olarak gösterenlerin verebileceği tek özel alan olacak, o da belki…

“Milli ittifak” soslu yan yana gelişlerin ağzına bakılmasının tek sebebi ise tek adam diktasından bu ülkenin kurtulması. Az bir şey mi? Hayır değil lakin o gidince, yerine gelecek olan da aynı ekonomik programlara sarılacak. Patronların “istikrar” dediği şey, çarkın aynen işlemesi değil mi? Çark işletilecek.

Bu duruma karşı hayat yerinde mi sayacak? Hayır. Hak ve özgürlükler mücadelesi ivmesini yükselterek kendisini daha fazla hissettirecek. İş, ekmek, demokrasi, barış, özgürlük talebi kendisini hiç olmadığı kadar dayatacak.

İşte tam bu noktada, seçimlerden sol bir ittifakın, dayanışma ile çıkması, moral üstünlüğü elinde tutması ve “başardık” duygusunu somutlayarak kitlelere ulaştırması ve çoğalarak önemli bir aktör olması çok ama çok mümkün.

HDP’nin sol, sosyalist, ilerici güçlerle, küçük, büyük demeden, eşit siyaset üzerine birlikte inşa edecekleri bir mücadele ve dayanışma, sokakların daha çok görünür olmasını, emeğini ve enerjisini katacak binlerce insanın harekete geçmesini, ön yargıların kırılmasını, barış, özgürlük, demokrasi kavramlarının daha somut hale getirilmesini sağlayacaktır. Seçimlerden çıkacak sonuç ne olursa olsun, karşı karşıya kalacağı sağ, milliyetçi ve şoven siyasete “dur” diyebilecek bir hattı kazanmak şimdi bizlerin ellerinde.

Alternatif olmayı başarmak, çoğu kez bir dönem ve an meselesidir. Ödenmiş tüm bedellerin, ısrarın ve ne olursa olsun kendini ayakta tutmanın ödülü o anın içindedir. Bu kaçırıldığında, yenilgi psikolojisi hızla öne çıkacak ve uzun bir sessizlik dönemine girmek belki de kaçınılmaz olacak. Bu, daha fazla ölmek, daha fazla tutsak düşmek, daha fazla bedel ödemek, kaybedilen olanakları yeniden kazanabilmek için, hayattan, insandan daha çok tüketmek demek. Böyle bir lüksü var mı toplumsal muhalefet öncülerinin?

Açlık, yoksulluk, yağma ve talanın, en tepeden aşağıya doğru nasıl bir kötülük çarkı içinde kendini örgütlediğini, lümpenliğin nasıl kendini yanında, yöresindekileri kodlayarak buna ortak ettiğini biliyoruz artık.

Herkes yamacında neyi biriktiriyorsa, ona dönüşüyor.

İnsana ve hayata dair ne kadar çok şey biriktirmişsek, o kadar çok hissediyoruz.

İnsana ve hayata dair hiçbir şey biriktirmemiş olanlar hissedemezler. Katili aklayan, işkenceyi öven, yağma ve talana ses çıkarmayan, linç için sokağa çıkan, kendisinden daha güçsüz olanı ezmek, güçlü olana yalanmak için koşuşturan kim, kimler varsa hemen hepsi insana ve hayata dair hiçbir şey biriktirmemiş olanlardır. İşte bu iktidar, hissetmeyenlerin kötülük ortaklığıdır.

Biz hissedenlerin, birbirine dokunanların, dokundukça acılarını paylaşanların, birbirini dönüştüren çoğaltanların taleplerini, duygularını, düşlerini bir araya getirecek bir siyaseti örebilmeliyiz ve bu hiç bu kadar yakın olmamıştı.

Hem sokağın kurallarını, hem sistem içi mücadelenin kurallarını doğru formüle eden bir anlayış ne sallanacak, ne de şaşkın savrulmalar yaşayacaktır. Dar, sığ yaklaşımlara kapaklanıp, kendisine dahi nefes aldırmayan bir anlayış, hiç kuşkusuz kitleleri anlayamaz, sadece kendisinin anlaşılmasını ister, kendini merkeze koyarak, herkesin o merkezin etrafında toplanmasını bekler. Olmadığında ise, kendisi dışında herkesi itham eder.

Yarın zor ve yarın tüm mümkünlerin kıyısında ama ona hazırlıklı olmak da bizim elimizde.

Toplumsal muhalefetin çeperinde kendisine yer bulamayan, ötelendiğini düşünen, “acaba” diyen, ön yargıları ile uzak duran tüm kesimleri bir araya getirecek ve Demirtaş’ın “İlkeler birliği” olarak tarif ettiği zeminde buluşturacak bir hat, hepimizi yarına bir adım daha taşıyacaktır. “İlkeler birliği” soyut, afaki bir şey değil. Özgürlük, demokrasi, barış denilince aklımıza gelen ve yüzümüze bir tebessüm olarak oturan şeydir o ilkeler.

Şimdi hep beraber taşın altına elimizi koymayı başarabilirsek, derdi paylaşabilirsek, herkesin sırtındaki yük azalacak, sokaklar hissedenlerden yana hareketlenecek, bize, bizlere hiç yok-muşuz gibi davranan o sistem küstahlığı ise bir kez daha gerçekle yüzleşecektir.

“Birlikte Ayaktayız” demeyi somutlayan bir siyaset ve seçim çalışması, sonuçları ne olursa olsun, bizi, bizleri yarın için daha güçlü kılacaktır.