Ana SayfaÇeviriKabil’deki saldırıda öldürülen gazeteci Marai’nin kaleminden: Umut tükendiğinde

Kabil’deki saldırıda öldürülen gazeteci Marai’nin kaleminden: Umut tükendiğinde

HABER MERKEZİ – Afganistan’ın başkenti Kabil’de dün gazetecileri hedef alan bombalı saldırıda en az dokuz gazeteci hayatını kaybederken saldırı sonucu yaşamını yitirenler arasında AFP’nin fotoğraf şefi Shah Marai’nin de bulunduğu duyuruldu. Saldırının ardından AFP, çalıştığı 20 yıl süresince Afganistan’ın geçirdiği farklı dönemleri kareleyen gazeteci Marai’nin “Umut tükendiğinde” başlıklı yazısını paylaştı. Gazetecinin 2016 yılında kaleme aldığı yazısının Türkçeleştirilmiş halini aşağıdan okuyabilirsiniz.


Çeviri: Tolga Er


Amerikan işgali sonrası zaman, büyük umutların zamanıydı. Altın yıllardı. Taliban yönetiminin karanlığının ardından Afganistan sonunda daha iyi bir yaşama doğru yol alıyor gözüküyordu. Ancak bugün, 15 yıl sonra, bu umut tükendi ve yaşam eskisinden daha zor bir hal aldı.

AFP için fotoğrafçı olarak çalışmaya Taliban sırasında 1998’de başladım.

Gazeteci ve fotoğrafçı Shah Marai

Gazetecilerden nefret ederlerdi, o yüzden ihtiyatlı davranırdım -Dışarı çıkarken geleneksel salwar kameez kıyafetini giyerdim ve elime sarılı atkıyla sakladığım küçük kamerayla fotoğraf çekerdim. Taliban kısıtlamaları çalışmayı çok zor bir hale getirirdi. İster insan ister hayvan olsun yaşayan her şeyin fotoğrafının çekilmesini yasaklamıştı.

Bir gün fırının dışarısındaki sıranın fotoğraflarını çekiyordum. O dönemki yaşam zordu, insanlar işsizdi ve fiyatlar tavan yapıyordu. Bazı Talibanlılar yanıma geldi. “Ne yapıyorsun?” diye sordular.

“Hiçbir şey” yanıtını verdim ve ekledim: “Ekmeğin fotoğrafını çekiyorum!”

Şansıma bu olay dijital kamera devrinin öncesinde yaşandı, o yüzden doğruyu söyleyip söylemediğimi kontrol edemediler.

İsmimi fotoğraflara çok ender koyardım, sadece “stringer”* imzasını atardım, dikkati kendime çekmek istemezdim.

Afganistanlı bir kadın ekmeklerle, Haziran 2001 (AFP / Shah Marai)

Tek kalmak

O zamanlar AFP’nin bir bürosu yoktu. Bugün büronun olduğu Wazir Akbar Khan mahallesinde bir ev vardı. Özel delegeler sırayla buraya gelirdi, bizler ise düzenli olarak Taliban’a karşı duran Kuzey İttifakı’nın bulunduğu Shomali Ovası’ndaki cephe hattına giderdik. BBC dışında kentte sadece üç ajans; AFP, AP ve Reuters kalmıştı. 2000 yılında yabancıların tamamının gönderilmesiyle AFP bürosunda tek kaldım. Uydu telefonu kullanarak İslamabad bürosuna bilgi verirdim.

11 Eylül saldırılarını BBC’de izledim, bir saniyeliğine bile Afganistan’a yönelik olası bir misilleme olacağını düşünmedim. Birkaç gün sonra beni uyaran İslamabad bürosu oldu: “Söylentilere göre Amerikalılar saldıracak.”

Bombardıman bir aydan kısa bir süre sonra, 7 Ekim’de, Taliban’ın başkent yaptığı, Pakistan sınırındaki Kandahar kentini hedef aldı.

ABD saldırısı öncesi Taliban savaşçıları tankı tamir ederken, 2 Ekim 2001 (AFP / Shah Marai)

Kabil üzerinden geçen uçakları duyduğumda İslamabad’a telefon üzerinden bilgi vermekteydim. İlk bombalar havaalanına düşürüldü. O gece uyumadım, ancak dışarı da çıkamadım.

Sonraki gün arabamla havaalanına gittim. Varmama az kala siyah giysili birkaç düzine Taliban savaşçısından oluşan bir grupla karşılaştım.

Biri bana yaklaşarak şöyle dedi: “Dinle, bugün iyiyim, o yüzden seni öldürmeyeceğim, ancak buradan hemen uzaklaş.”

Döndüm, geri sürdüm ve arabayı ofiste bıraktım. Şehir terk edilmişti. Sıradan biri gibi bisikletimle, kameramı saklamak için elime atkı sarılı halde geri gittim. O gün altı fotoğraf çektim, yalnızca altı. İki tanesini gönderebildim.

Gölgelerden çıkmak

Sonra bir sabah Taliban gitti, kayıplara karıştı. Görmeniz gerekirdi. Sokaklar insanlarla doluydu. Sanki insanlar gölgelerden yaşamın ışığına tekrar çıkıyordu.

Çalışma arkadaşlarım akın ederek geldi. AFP hemen Moskova’dan bir editör ile fotoğrafçı gönderdi ve farkına bile varmadan bizlerden onlarcası olmuştu. Kabil, Gazetecistan’a dönmüştü. Ofis hiçbir zaman boş değildi.

Taliban’ın düşüşünden birkaç gün önce Taliban karşıtı Kuzey İttifakı askerleri, 12 Kasım 2001 (AFP / Alexander Nemenov)

İster kalacak yer, ister araba, ister bağlayıcı ister bir yere ulaşım için en iyi yolu bulmak için olsun herkese yardım ettim. En iyi arkadaşım Sultan Konukevi’ni açtı. Bu, Kabil’de bir ilkti ve benim de bu girişime katılmamı istedi. Katılmam gerekirdi, çünkü servet kazandı.

Taliban altında yıllar süren tecridin ardından tüm bu yabancıları görmek inanılmazdı. Her yerden gelmişlerdi, çocuklar sokaklarda gruplar halinde onlara doğru koşuyordu. Genç bir erkeğin elinde bir dolar tutarak şu sözleri tekrar ettiğini hatırlıyorum: “Bu benim tuttuğum ilk dolar!”

Kısa süreliğine umut

Büyük umudun zamanıydı. Altın yıllardı. Kentte çatışma yoktu. Sokaklar Britanya, Fransa, Almanya, Kanada, İtalya ve Türkiye’den birliklerle doluydu. Askerler yürüyerek devriye gezer, gülümseyerek ve rahat bir şekilde selam verirdi. Onların fotoğrafını istediğim kadar çok çekebiliyordum.

Her yere; güneye, doğuya, batıya seyahat edebilirdiniz. Her yer güvenliydi.

Taliban’ın Kabil’den gidişi sonrası halk kutlama yaparken, 13 Kasım 2001 (AFP / Alexander Nemenov)

2004 yılındaysa Taliban geri döndü. İlk olarak güneydoğudaki Ghazni vilayetinde. 2005 ve 2006 yılındaysa virüs gibi yayılmaya başladılar. Sonra Kabil’de saldırılar başladı, yabancıların sıkça gittiği yerler hedef alındı. Parti sona erdi.

Bugün Taliban yine her yerde ve çoğu zaman Kabil’de tıkılı kalıyoruz. Bubi tuzaklı araba ve kamyonetlere karşı korunmak amacıyla tasarlanan beton koruyucu duvarlar kentin her yerinde ortaya çıkmaya başladı. İnsanlar artık kameralılara karşı dostça davranmıyor. Çoğu zaman saldırganlaşıyorlar. İnsanlar kimseye güvenmiyor, özellikle de yabancı haber ajansına çalışan birine. “Sen ajan mısın?” diye soruyorlar.

Artık umut yok

Amerikan müdahalesinin 15 yıl ardından Afganlar parasız, işsiz ve kapı önünde sadece Taliban ile kaldı. Başlıca batılı birliklerin 2014 yılında çekilmesiyle beraber birçok yabancı ayrıldı ve unutuldu. Keza ülkeye akıtılan milyarlarca dolar da öyle.

Amerikalıların gelişinin hemen ardından başlayan süreçteki yılların özlemini çekiyorum. Tabii ki kent 2001 yılından beri çok değişti. Yeni binalar inşa edildi, geniş bulvarlar küçük sokakların yerini aldı. Savaşın izleri tamamıyla kayboldu -Eski Darulaman Kraliyet Sarayı’nın haricinde kentte harabe göremezsiniz. Dükkanlar dolu ve neredeyse her şeyi bulabilirsiniz.

Saldırıda babasını kaybeden bir Afganistanlı, Ekim 2016 (AFP / Shah Marai)

Ancak artık umut yok. Güvensizlikten ötürü yaşam, Taliban’ın yönetimindekinden bile daha zor bir hal aldı. Çocuklarımı yürüyüşe çıkarmaya cesaret edemiyorum. Beş çocuğum var ve zamanlarını evde mahsur kalarak geçiriyorlar. Her sabah ofise giderken ve her akşam eve gelirken tek düşündüğüm bubi tuzaklı olabilecek arabalar veya intihar bombacılarının kalabalıkta ortaya çıkıp çıkmayacağı. Riske giremiyorum. O yüzden dışarı çıkmıyoruz. Küçük bir gezinti sırasında gittikleri bir otelde eşi, kızı ve oğluyla öldürülen, sadece küçük oğlu kurtulan dostum ve çalışma arkadaşım Sardar’ı hala çok iyi hatırlıyorum.

Hayatın bu kadar az ümide yer verdiğini hiç hissetmemiştim, bir çıkış yolu göremiyorum. Bu, endişe zamanı.


*Belli bir bölgede yarı zamanlı olarak gazetelere çalışan muhabir. (ç.n)

Kaynak: AFP
Previous post
En çok yoksullar etkileniyor: Yılda 7 milyon kişi hava kirliliğinden ölüyor
Next post
Azzelini ile 'işçi denetimi yoluyla kapitalizmle mücadele' üzerine