Ana SayfaManşetYeşilçam’daki ataerkiye kamerası ile kafa tutan Bilge Olgaç ve ‘rağmen sineması’

Yeşilçam’daki ataerkiye kamerası ile kafa tutan Bilge Olgaç ve ‘rağmen sineması’

HABER MERKEZİ – Tarihten Kadın Porteleri’nde bu hafta Yeşilçam’ın en üretken kadın yönetmeni Bilge Olgaç var. Sinemadaki eril hakimiyete kamerasıyla kafa tutan Bilge, döneminin tek kadını yönetmeni olma ünvanını taşır.

“Genç bir kadındım. İlk önce bir kadın ne yapabilir diye bakıyorlardı. Kuşkulu bir bakıştı.”

Yönetmen ve senarist Bilge Olgaç 14 Ocak 1940’ta Kırklareli’nin Vize ilçesinde dünyaya gelir.

6 kardeşin en küçüğü olan Bilge, maddi imkansızlıklarla dolu bir çocukluğun ardından Nişantaşı Kız Enstitüsü’nde eğitim görmeye başlar.

Enstitü’nün son sınıfındayken okulu bırakıp, eski prodüksiyon amirlerinden Vecdi Bender ile evlenir. Bu evlilikten bir oğlu olur.

Çocukluğundan beri okumayı çok seven ve öyküler yazan Bilge’nin yolu, ünlü yönetmen Memduh Ün ile keşisince, hayat çizgisi de akacağı yönü bulmaya başlar.

Bu tanışıklık Bender’in, Bilge’nin kaleme aldığı ‘Kısmetin En Güzeli’ isimli öyküyü Memduh Ün’e vermesiyle başlar. Öyküyü okuyan Ün, Bilge’yi yanında asistan olarak işe alır. Ve Bilge’nin Yeşilçam hikayesi böylece 1962 yılında başlar.

Bilge, Ün’ün yanı sıra yönetmen Halit Refik, İlhan Engin ve Hasan Kazankaya’ nın da asistanlığını yapar.

İlk film: Yılmaz Güney’in başrolünde olduğu ‘Üçünüzü de Mıhlarım’

Bilge’nin ilk filmi 1965’te çektiği “Üçünüzü de Mıhlarım” olur. Filmin başrolünü ise Yılmaz Güney üstlenir.

İlk filmin ardından 1970 yılında Demir Karahan, Fatma Karanfil, Süheyl Eğriboz, Ali Şen‘in rol adlığı “Linç” filminin yönetmenliğini yapar. Bilge esasen ‘çıkışını’ sağlayan bu film ile 2. Adana Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’ne layık görülür. Ve bu ödülü diğer ödüller takip eder.

‘Toplumsal koşullar değişirse erkeklerin de değişeceğini’ savunan Bilge, bu yıllarda ‘döneminin tek kadın yönetmeni’ olark anılmaya başlar.

Bugün hala sinemada kadının varlığı tartışılan bir durumken Bilge’nin sinemaya başladığı dönemde yaşadığı güçlükleri tahmin etmek o kadar da güç değil.

Bilge’nin ‘rağmen sineması’

Sinemadaki ataerkiyi kamerası ve kalemiyle sarsar Bilge.

Kendisi de şöyle anlatır sinemadaki kadın olarak varoluş mücadelesini:

“İlk başlarken ciddiye alınmadım. Fakat zamanla yaptığım işler ve ürünlerim herşeyi belirledi. İnsan sürekli bir ‘daha iyi yapmalıyım’ dürtüsünü taşıyor. Çünkü kendinizi kanıtlamak zorundasınız. Uzun yıllar iyiyi gerçekleştirmenin çabasını koydum ortaya. Sonunda da ‘rağmen sinema’ koşullarında bir şeyler kotarmaya çalıştım. Dediğim gibi ürün belirler çevrenin düşüncelerini.”

Erkek egemenliğinin etkisi altında olan Yeşilçam Sineması’nda bir kadın olarak özgür bir yol açmak için uğraş verir.

Filmlerinde de giderek erkeğin özne olduğu hikayelerden kadınların ana unsur olduğu hikayelere bir geçiş görülür.

Bilge, eril düşüncenin hakim olduğu sinema sektörüne kendini kanıtlamak için ‘sert’ olmak mecburiyeti hissettiğini ancak zamanla bundan vazgeçtiğini anlatır:

“Genç bir kadındım. Üstelik bu işi kadın olarak ilk kez yapan insandım. İlk önce bir kadın ne yapabilir diye bakıyorlardı. Kuşkulu bir bakıştı. Ben de çok sert, bağırıp çağıran bir rolü benimsedim. Fakat sonradan bu rolden vazgeçtim. Çünkü insanlar artık bana inanıyorlar ve güveniyorlardı.”

Kimileri ‘en uzun soluklu kadın yönetmen’ diye anar Bilge’yi. Bilge yazdığı ve yöneterek hayat verdiği eserlerle kendinden önceki kadın meslektaşlarının emeğini bir adım daha ileriye taşır.

Bilge, “Kaşık Düşmanı” filmiyle Paris’te 7. Uluslararası Kadın Filmleri Şenliği’nde En İyi Film ve Basın Özel Ödülü ile 21. Antalya Film Festivali’nde En Başarılı Senaryo Ödülleri’ni alır.

Bilge böylece uluslararası bir kadın filmleri festivalinde ödül kazanan ilk kadın yönetmen olur.

Kamera kadın odaklı hikayelere çevrilir

Yeşilçam’a deyim yerindeyse kendini kabul ettirdikten sonra Bilge gönlünden geçeni yapar ve kamerasını kadın odaklı hikayelere çevirir. Ve zor olanı gerçek kılar. Beyaz perdedeki ‘erkek’, ‘aşık maço erkek’ temasının ağırlığını gerçekçi kadın öykülerine kaydırır.

Bilhassa Yeşilçam’da yer eden ‘kötü kadın’ ‘kahraman erkek’ kalıplarını reddeder Bilge’nin sineması. Sinemadaki erilliğe karşı verdiği bu mücadeleyi hayat pratiğine de yansıtır. Kadınlarla bir araya gelir, bu alanda düzenlenen panellere katılıp fikirlerini diğer kadınlarla paylaşır.

Bilge’nin 1974 yılında yönetmenliğini üstlendiği “Açlık” filmi, sinema eleştirmenlerinden de olumlu yorumlar alır. Atilla Dorsay bu filmi “Baştan sona hiç aksamayan, yalın bir sinema diliyle yapılmış, kadınca bir duyarlık” sözleri ile ifade eder.

Bilge artık sinemadaki kadın varlığını görmek isteyene de istemeye de ilan etmiştir.

Türkiye sinemasının durgunluk, tekdüzelik içine girdiği 1975 ve 1984 yılları arasında reklam filmi ve fotoromanlar çeker Bilge.

Bilge’nin kadın ve toplumsal sorunlara odaklanarak ortaya çıkardığı filmlerden bazıları; “Bir gün Mutlaka”, “Kaşık Düşmanı”, “Gülüşan”, “Üç Halka Yirmibeş”, “İpekçe”, “Kurşun Adres Sormaz” olur.

1962 yılından itibaren çoğunun senaryosunu kendi yazdığı 33 film çektiğini söyleyen Bilge en çok film yöneten kadın yönetmen olur.

‘Sinema, sanatların en yücesi’

Bir söyleşisinde (*)  sinemayı ‘sanatların en yücesi’ olarak nitelendiren Bilge, sinemanın yaşam biçimi halini aldığını anlatır:

“Sinema benim yaşam biçimim. Fakat ülkemizde kendiniz için yaşam biçimi haline gelmiş bir sanatı, sakat, yarım yaşamak zorundasınız. Tek gözünüz kör ya da kolunuz kesik gibi. Sinema soluk alışım, ama ben bile burnumu tıkıyorum. Fakat yine de tüm bu söylediklerim ya da yaşadıklarım yüzünden yaşam biçimimi değiştirmeyi düşünemem. Kısaca ‘rağmen sinema’.

Günümüzde heykeltraşlar, ressamlar kapitalizm var oldukça sanatlarını sürdürebiliyor. Oysa sinema ihtiyacı olan kitlenin sanatı bence. Bir ölçüde halk sanatı.”

Bilge bir film yapma düşüncesinin kendisinde nasıl doğduğunu ise şu sözlerle ifade eder:

“Bir öyküyü okuduğumda sinemaya uygun olduğunu hissedersem yani öyküde sinema kokusu alırsam uzun süre aklımdan çıkaramam ve bir süre sonra onu çekmek bende bir tutku haline dönüşür. Yemek yerken, yolda yürürken, uykudan uyanırken kısaca günün her anında onu düşünürdüm. Ve günün birinde canlanmış olarak ortaya çıkar ve sıra artık kafamdakileri yazmaya gelmiştir. Filmin gerçekleşme aşamasında yapacağım herşeyi bilebilirim. Rengin, tonlarını, nerede keseceğimi hepsini kafamda canlandırırım.”

Bilge, 3 Mart 1994 tarihinde İstanbul Taksim’deki evinde çıkan yangın sonucu 54 yaşındayken aramızdan ayrılır.

Bilge’nin o günlerde yaptığı son film olan “Bir Yanımız Bahar Bahçe” ölümünün ardından vizyona girer.

Halil Ergün ile Sibel Turnagöl‘ün başrollerini üstlendiği film ‘düşünce suçundan’ dolayı 18 yıl cezaevinde tutulan bir erkeğin öyküsünü anlatır.

Bilge’nin adı ve varlığı ise sinemanın kadınlarının dilince ve içinde varlığını sürdürüyor. Her şeye ‘rağmen sinema’.


(*) Kaynak: Sanat Haberleri, Sayı 3, 1987