Ana SayfaManşetDİYARBAKIR’IN SEÇİMİ 2 – Bir de buradan bakın Diyarbakır’a

DİYARBAKIR’IN SEÇİMİ 2 – Bir de buradan bakın Diyarbakır’a


Nurhak Yılmaz


Kapının zili belli belirsiz çalıyor. İçeriden ağlayan çocuk ve elektrikli süpürge sesi geliyor. Bir türlü açılmayan kapı, tam geri dönüp gidecekken hafif aralanıyor. Savaştan çıkmış gibi yorgun bir ifadeyle kapıyı açan kadınla kapıdaki kadın o dar aralıktan göz göze geliyor. Kendisine uzatılan broşüre aynı bıkkınlıkla dönen kadının yüzü, saniyeler içerisinde değişiyor. Öyle bir gülümseme ki, şaşırtan türden. Karşılıklı “Nasılsınız, iyi misiniz?” dışında cümle kurulmuyor. Kapı kapanıp gruptakiler karşı daireye yönelirken, “Bu ev bize oy verecek” diyor içlerinden biri. “Nerden biliyorsunuz?” diye soruyorum. “Bekle, izle sen de anlayacaksın” diyor…

Diyarbakır’ın Diclekent Mahallesi’nde HDP adına kapı kapı dolaşarak seçim çalışması yapan grubu takip ediyorum. Diclekent Mahallesi, merkez Kayapınar İlçesi’ne bağlı. Öğlen saatlerinde HDP Kayapınar İlçe Teşkilatı’nın açtığı seçim bürosunda buluşuyoruz ekiple. Gündüz ve akşam çalışan gruplar var. Seçim bürosunda yaş ortalaması oldukça yüksek. Ziyaret edecekleri evlerde seçmene verecekleri kitapçıkları hazırlıyorlar. Kadın erkek herkes çok ciddi, elleri çok hızlı hareket ediyor. “Gençler nerede” diyorum, “onlar daha çok akşamları geliyor” diyorlar.

2 kadın ve 4 erkekle birlikte seçim bürosundan ayrılıyoruz. Elleri, kolları, çantaları seçim broşürleriyle dolu. “Mahallenin neredeyse tamamı bitti, çok küçük bir bölge kaldı. Orayı da tamamladıktan sonra ikinci tur çalışmamız başlayacak” diyor beraber yürüdüğümüz kadınlardan biri. Aslında Batman’da yaşıyormuş, ihraç edilmiş, Diyarbakır’a taşınmış. “Nasıl olsa her yer aynı bizim için, ben de Batman’a gitmek yerine buradaki çalışmalara katıldım” diye devam ediyor.

8-9 katlı binalardan oluşan sitelerin bulunduğu bir bölgedeyiz. İkişer üçerli gruplara ayrılıyor ekip, her grup bir binaya giriyor. Çoğunlukla kadınlar açıyor kapıyı. “Kim o” diye sesleniyorlar önce. “HDP’den geliyoruz” yanıtıyla açılıyor kapılar. Gülümsüyorlar. 30’lu yaşlarında bir kadın açıyor bir kapıyı. HDP’liler bu kadınla konuşurken, aynı yaşlarda başka bir kadın uykudan uyanmış gözlerini ovuşturarak geliyor. “Kusura bakmayın nöbetten çıktım. Hiç merak etmeyin, rahat olun, oyumuz size” diyor sesini alçaltarak. Elini göğsüne götürüyor.

Başka bir kapıyı açan kadına broşürler verilirken arkadan 70’li yaşlarında gözleri iyi görmeyen bir kadının sesi duyuluyor. Kürtçe, “Kim geldi” diyerek kapıya doğru yürüyor. Karşısında duran HDP’lilere öfkeyle bakıyor. “Ne istiyor bunlar” diye soruyor. Kapıyı açan kadın, “HDP’den gelmişler” diyor, broşürleri gösteriyor. Ekiptekilerden biri araya giriyor, “Ana Halkların Demokratik Partisi’nden geliyoruz” diye sesleniyor. Kadın yine anlamıyor kapıdakilerin kim olduğunu. HDP’lilerden birinin “Dayê partîya me” (Anne bizim parti) diyor. O zaman gevşiyor yüzü kadının “Oyy ez qurban” (kurban olayım) diyor ve gözleri buğulanıyor. Ekiptekiler bu kapıdan ayrılmak istemiyor.

Bir evin kapısındaki sarı kırmızı yeşil terliği görünce “bu kapıyı çalmasak da olur” diye gülüşüyor herkes. Başka bir kapıyı açan genç kadın HDP’lilerin cümlelerini bitirmelerine izin vermiyor, broşürü alıyor, “bizimle zaman kaybetmeyin, diğer evlere gidin. Allaha emanet olun ” diyerek uğurluyor. Arkamızdan gülümseyerek bağırıyor “Canla başla, canla başla…” Kadının gülümsemesi HDP’lilerin yüzüne asılı kalıyor.

HDP’lilerle bina içerisinde bir kattan diğerine inerken kısa sohbetler ediyoruz. “Burada o kadar çok karşılaşıyoruz ki bu sözle. Herkes diyor gidin ikna olmayanları ikna edin. İnsanlar çok net. Gittiğimiz bir evde bir kadın, ‘AKP de artık bizi ikna etmek için çalışmasın. Yaptıkları bizi ikna etti, sayesinde artık kime oy vereceğimizi biliyoruz’ dedi. Ben geçmiş seçimlerde de Diclekent’te çalıştım. Eskiden 5 evden biri-ikisi kapıyı açmazdı bize. Şimdi koca bir binada ya bir ya iki kapı açılmıyor” diyor ekibin tecrübeli üyelerinden biri.

“AKP buralarda artık tabela partisi”

Bir ara çıktığımız sitenin kapısında, diğer grupla karşılaşıyoruz. 5 dakika ayaküstü konuşuyoruz. AKP veya diğer partilerin çalışanları ile karşılaşıp karşılaşmadıklarını merak ediyorum. “AKP buralarda artık tabela partisidir. O kadar insan öldü nasıl sokağa çıkacaklar? Bu seçimde mahallelerde AKP’lileri hiç görmedik” diyorlar.

Gün boyu sadece benim izlediğim grup 200’e yakın kapıyı çalıyor. Genç bir erkek “bu düzen böyle gitmez”, 60’lı yaşlarında hasta olduğu belli bir erkek “tecriti kırmak için”, bir kız çocuğu “Selo başkanın fotoğrafını niye getirmediniz”, başka biri “Çaresi yok biz kazanacağız” diyor.

Seçim bürosundan alınan broşürler ve gündüz ekibinin çalışması bitiyor. “Akşama gençler gelecek” diyorlar. Ayrılıyoruz.

Şehir gülüyor

Gülümseyen insan yüzleri aklımda yürüyorum. Kemiği sızlatan bunca acının ardından bu neyin gülmesi diye düşünürken, Halil İbrahim Oruç Parkı’nın önünden geçiyorum. 2011 yılında yine bir seçim öncesiydi… YSK, Emek Demokrasi Barış Bloku’nun bazı adaylarını veto etmişti. Halil İbrahim, 17 yaşında bir çocuktu. Bismil’de YSK kararını protesto edenler arasındaydı, vurulup yaşamını yitirmişti. Cenazesine hiç unutamayacağım bir kitle katılmıştı. Diyarbakır’dan Bismil’e sel gibi insan akmıştı. Bir yıl sonra bu parka adını vermişti belediye. Geçenlerde kayyum tabelasını kaldırdı ama mahallenin hafızasındaki ismini değiştiremedi.

Bir işaret fişeği, “karanlıkta eve giden yolu” kaybetmemek için yola gizlice bırakılmış beyaz bir taş gibi duruyor orada. Hani seni kavuran acılar olur, o anda “bunu hiç unutmayacam” dersin. Ve o üç kelime sana hayatta kalmak için sebep verir. Bu park tam da o “söz”lerden biri diye düşünüyorum.

Musa Anter Caddesi gibi. Ne derdi Apê Musa? “Benim doğduğum kentlere her gün kurşunlar yağardı, siz bilmezdiniz. Bu yüzden ben terörist olurdum, siz yurttaş.”

Ya da Leyla Qasım Parkı gibi. Gece saçlı Leyla ne demişti idam sehpasında? “Benim ölümümle binlerce Kürt uyanacak.”

Şeyh Said Meydanı, Yılmaz Güney Bulvarı, Ahmet Arif Sokağı, Ayşenur Zarakolu Parkı gibi.

Laf uzadı ama, yani bu şehirde gülmek hiç bu kadar devrimci bir eylem olmamıştı diyorum. Musa Anter Caddesi’nden Leyla Qasım Parkı’na, oradan Şeyh Said Meydanı’na şehir öyle gülüyor diyorum. Seçim anketi yapanlara bir de buradan bakın diyorum.


DİYARBAKIR’IN SEÇİMİ 1 | Onu görenler “nerede kaldınız gençler” diye soruyor