Ana SayfaManşetDİYARBAKIR’IN SEÇİMİ 4 – Remziye Tosun’la bir gün: Bizden umudu kesmemiş

DİYARBAKIR’IN SEÇİMİ 4 – Remziye Tosun’la bir gün: Bizden umudu kesmemiş


Nurhak Yılmaz


“Sabah 04:00’ten beri resmen bulunduğumuz bina vuruluyor. Biz en alt kattayız. Gidecek yerimiz de yok. Gerçekten öleceğiz burada. Bugün son gündür. Görseniz gerçekten şaşırırsınız nasıl yaşadınız burada diye. Eğer bu durumdan sağ kurtulursak size binayı göstereceğiz ne durumda diye…”

Suriçi tanklar tarafından kuşatılalı 88 gün olmuştu. Dicle Haber Ajansı’nı (DİHA) arayan kadın biz “dışarıdakilere” çocukları ve yanındaki diğer siviller adına böyle sesleniyordu. “Biz sizden çoktan umudu kestik. Gerçekten kestik. Eğer burada ölürsek cenazemizi alıp kollarınızda gezdirmeyin” demişti telefonu kapatmadan önce…

Ölmedi… Çocukları da… Ancak mahsur kaldığı o binayı da gösteremedi… Çünkü çıkınca, önce mahkemeye, ardından cezaevine gönderildi. Bir buçuk yaşındaki kızı Beritan’la… Gerçi cezaevine gitmese de gösteremeyecekti… Ne o evi, ne mahallesi Fatihpaşa’daki diğer evleri… Çünkü yıkılmışlardı. 15 ayın ardından cezaevinden çıktıktan sonra bakmaya gittiğinde anladı…

Anne Remziye…

“Dümdüz olmuştu. Tek bir şey yoktu. Eskiden evin yakınında bir köprü vardı, oradan anladım evin yerini. Bir de Sur’un sokakları dönemeçliydi ya, bütün o sokaklar ve evler yıkılınca Kurşunlu Camii ortada kalmış. Kurşunlu Camii bize bu kadar yakın mıydı diye şaşırdım” diyor.

Diyarbakır’ın Kocaköy İlçesi’ne bağlı köyleri geziyoruz. Yanımda oturan rengarenk çiçekli elbiseli, bana göre sanat eseri oyaları olan beyaz tülbentli kadına bakmaktan alamıyorum kendimi. Bir taraftan aracın geçtiği yollarda konvoya el sallayan kadınları selamlıyor, diğer yandan sorularımı büyük bir dikkatle yanıtlıyor. Önde türküler eşliğinde yol alan anons aracı, arkada çok sayıda otomobil, HDP Diyarbakır 4. sıra milletvekili adayı Remziye Tosun’un seçim çalışmasını yürüten konvoydayız…

Az sayıda evin bulunduğu bir köye giriyoruz. Köyün girişinde 70’li yaşlarında, kederli yüzüyle bir kadın duruyor. Araçtan iniyoruz, bir ağacın altına iki sandalye konuluyor. Birine Remziye Tosun, diğerine az önce köyün girişinde gördüğümüz kadın oturuyor. Sarılıyorlar, kırk yıldır tanışır gibi. Elleri birbirinin yüzünde dolaşıyor. İki kadın, biz etrafını saran gruptan kopuyor. Anlatıyor kadın, bir oğlu çatışmada yaşamını yitirmiş. Kızı için, “baskılara dayanamadı” diyor. Kızı intihar etmiş. Diğer oğlu 10 yıl cezaevinde kalmış, çıktığından beri kayıpmış. Ne bese? (yetmez mi) diye soruyor. Bedeni incecik, dövmeli elleriyle tutuyor Remziye’nin ellerini. Remziye, bizim çok net duyamayacağımız bir tonla kadına bir şeyler anlatıyor. Belki umutlu şeyler. “Her karanlığın sonu aydınlıktır” diyor belki de. Belki, “bak ben de bunları yaşadım, diren” diyor kadına. Sonra kalkıyorlar, son kez sarılıp ayrılıyorlar.

Tekrar otomobile bindiğimizde birkaç dakika susuyoruz. Sessizliği Remziye bozuyor. “Anne misiniz?” diye soruyor. Yüzü çok kederli, çok öfkeli, donmuş vaziyette. Gözyaşlarını siliyor. “Anne olmak nasıldır ancak anneyseniz anlarsınız. Evladını kaybetmek, hele hele evladını kaybetmekten korkmak. Sur’dayken, Allahım çocuklarımın ölümünü görmeyeyim. Önce ben öleyim diyordum. Kaybetme korkusu ölümden kötüdür…”

Her karşılaştığı acı Remziye’yi Sur’da ölümle burun buruna geçirdiği 96 güne, beni ise telefondaki “sizden umudu zaten kestik” sözlerine götürüyor.

Söz çocuklardan açılmışken Beritan’ı soruyorum. “Sur’da o kadar çok patlama, bomba sesi duymuştu ki, cezaevindeyken ne zaman dışarıdan bir uçak, helikopter sesi gelse kaçıp ranzanın altına saklanıyordu. Beraber kaldığımız arkadaşlar artık onu oyunla, evcilikle oradan çıkarmaya çalışıyorlardı. Psikolojisi bozulmuştu.”

Peki diğer çocuklar?

3 çocuğu daha var. Sur’dan çıkıp cezaevine girdiğinde, eşi de cezaevindeymiş. Önce çocuk şubeye götürülen 9 yaşındaki kızı Şevin ve diğer 2 çocuğu daha sonra çocuk esirgeme kurumuna gönderildi. Kısa bir süre sonra da velayetleri Remziye Tosun’un anne-babasına verildi. Şimdi onlarla yaşıyorlar. Remziye onları ayda bir görebiliyor. Eşi de halâ cezaevinde.

19 yaşında anne olmuş. 4 çocuğunu da Sur’da dünyaya getirmiş. “Çocukluğum da Sur’da geçti aslında. Evlendim Sur’a geldim ama çocuktum, orada büyüdüm” diyor.

Çocuk Remziye…

38 yaşında Remziye Tosun. Yani 1980 doğumlu… Diyarbakır’ın darbe zamanlarının çocuğu… Anneden kopup kendi başına aldığı ilk nefes de, sonradan yaşama derdine aldığı tüm nefesler de baskı ve zulüm kokmuş.

Ergani’nin Termil Köyü’nde büyümüş. “1990’larda Osman diye bir uzman çavuş vardı. Yüzü şu anda bile gözümün önünde. Ben çocuktum. Camiden her gün anons yapıyordu. ‘Kızlarınız dışarı çıkmasın, çıkarsa da nüfus cüzdanları yanlarında olsun. Yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim’ diyordu. Çocukluğumdan hatırladığım tek görüntü. O ses kulağımdan hiç gitmedi…”

Mahpus Remziye…

Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde 15 ay hapis yattı Remziye. 16 Mayıs 2017’te tahliye oldu. Cezaevindeyken tanıdığı tanımadığı insanlardan yüzlerce mektup almış.

“Türkiye’nin batısından, adlilerden mektuplar alıyordum. İsimsiz çok mektup geliyordu. Batıdaki bir cezaevinden Türk biri yazmıştı. Bana moral vermeye çalışıyordu. İsimsiz mektuplarda, ‘Beritan’a özeleştiri borcumuz var” diyorlardı. Adlilerden “Abla üzme kendini, yanındayız’ diye yazanlar vardı. O kadar çoktu ki mektup yazanlar.”

Vekil adayı Remziye…

Tüm bu konuşmaları, bir köyden diğerine geçerken bulunduğumuz aracın içinde yapıyoruz. Remziye Tosun gün boyu 5 köyü geziyor. HDP şarkılarını duyan kapıya çıkıyor. Hangi vekil adayının geldiğini bilmiyorlar. Kapıya çıkan zafer işareti yapıyor. Kalabalığın önünde çocuklar ve kadınlar oluyor. Sonra tanıştırılıyor, “milletvekilimiz Remziye Tosun” diye. Bu tanışma en çok kadınları heyecanlandırıyor. Köy meydanlarında, ağaçların altında oturuluyor. Yanında yöresinde köyün kadınları oturuyor hep.

Her gittiği köyde kadınlarla özel olarak da mutlaka bir araya geliyor.

Hava kararmak üzereyken en son köyü de ziyaret edip Diyarbakır merkeze dönmek üzere araca biniyoruz. “Bu halktan biriyim ben” diye yanıt veriyor “hiç yabancılık çekmiyorsun” diye sorunca. Sokak arasına atılmış sandalyeler ya da bir bahçe duvarı üzerine oturup konuşuyor kadınlarla. Ya da komşuya tuz almaya gelmiş kadar doğal, kapı önünde ayak üstü sohbet ediyor. Sanki 38 yıllık ömrünü o köyde geçirmiş gibi “oraya ait” duruyor. Kadınlara seçimi anlatırken bir kız çocuğu gelip kendiliğinden kucağına oturuyor. Bir yandan konuşuyor Remziye, diğer yandan çocuğun saçlarını topluyor.

Bu karşılaşmalarda sadece Remziye anlatmıyor tabi. Söylediğine göre, her yaştan kadınların önerileri, talepleri var. “Bir anne geçen gün dedi namazını kıl, başını ört. Çoğunlukla tülbentinden vazgeçme diyor kadınlar. Ben zaten tülbentimi çıkarmayı düşünmüyorum. Bir tek Sur’dan çıktığımızda bizi emniyete götürdüklerinde aldılar başımızdan. Mahkemeye çıkarırlarken istedik, vermediler. Meclise de tülbentimle gidecem.”

Seçilirse giyim kuşamından söylediği söze, kameraların ilgi odağında olacağını hatırlatıyorum. Yanıtı şöyle;

“Sur’da 3 ay boyunca aç kalmanın, kirli kalmanın ne demek olduğunu gördüm, yaşadım. Babam memurdu ama evlendikten sonra yoksulluğu da yaşadım. Kıyafetmiş, başka birşeymiş umurumda değil. Benim arkadaşlarım, değerlilerim bana dese ki al şu çuvalı giy öyle meclise git, giyer giderim. Para için, iyi yaşam için değil ben önce başkalarının, sonra da kendi çocuklarım için mücadele etmeye gidiyorum. Bu beni çok heyecanlandırıyor.”

“Sıfır param var ne güzel” diyor, arabadaki tüm kadınlar gülüyor. “Elbiselerimizi bile borca alıyoruz.” Ve son söz olarak ekliyor, “Biz bu partiye çok şey borçluyuz…”

Hâlbuki biz geri kalanlar ona çok şey borçluyuz. Bizden umudu kesmediği için. Öldürmeyen acının nasıl güçlendirdiğini gösterdiği için. O yıkıntının altından çıkıp, eteklerini toplayıp, güzelim tülbentini başına geçirip önümüze düştüğü için…


DİYARBAKIR’IN SEÇİMİ 1 | Onu görenler “nerede kaldınız gençler” diye soruyor

DİYARBAKIR’IN SEÇİMİ 2 – Bir de buradan bakın Diyarbakır’a

DİYARBAKIR’IN SEÇİMİ 3 – Emekçilerin yorumu: “Hükümet tüpsüz daldı, sonuç belli”